+ Konuya Cevap Yaz
Sayfa 1 Toplam 3 Sayfadan 123 SonuncuSonuncu
Toplam 24 adet sonuctan sayfa basi 1 ile 10 arasi kadar sonuc gösteriliyor

Konu: Harry Potter ve Sırlar Odası İndirmeden [Full] Oku

  1. #1
    Durumu
    Çevrimdışı
    Master of Death - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    I'm Potterhead ∞
    Üyelik tarihi
    16.Aralık.2010
    Mesajlar
    8,026
    Tecrübe Puanı
    9915

    Standart Harry Potter ve Sırlar Odası İndirmeden [Full] Oku



    BIRINCI BOLUM
    En Berbat Dogum Günü

    Privet Drive dört numarada kahvalti sirasinda bir tartisma patlak vermisti, her zaman oldugu gibi. Mr
    Vernon Dursley sabahin erken saatlerinde uykusundan, yegeni Harry'nin odasindan gelen bir baykus
    feryadiyla uyanmisti.
    Masanin karsisindan, "Bu hafta üç etti!" diye bagirdi. "Eger o baykusu kontrol edemiyorsan, gitmek
    zorunda kalacak, o kadar!"
    Harry bir kez daha açiklamaya çalisti.
    "Cani sikiliyor. Disarida uçmaya aliskin. Onu geceleri olsun disari çikarabilsem..."
    Vernon Eniste, firça gibi biyigindan sarkan bir parça sahanda yumurtayla, "Aptala benzer bir halim var
    mi?" diye hirladi. "O baykus serbest birakilirsa neler olacagini biliyorum."
    Karisi Petunia ile birbirlerine karanlik bakislar firlattilar.
    Harry derdini anlatmaya çalisti ama agzindan çikan sözcükler, Dursley'lerin oglu Dudley'den çikan uzun,
    gürültülü bir gegirmenin içinde bogulup gitti.
    "Daha pastirma istiyorum."
    Petunia Teyze muazzam ogluna sisli gözlerle bakti ve, "Tavada daha var, tatlim," dedi. "Hazir elimizde
    firsat varken, seni iyice beslemeliyiz.. Okul yemekleri için duyduklarim hiç hosuma gitmiyor..."
    "Saçma, Petunia. Ben Smeltings'e giderken hiç aç kalmadim," dedi Vernon Eniste, istahla. "Yeterince
    yiyor, degil mi evlat?"
    Poposu mutfak iskemlesinin iki yanindan tasacak kadar iri olan Dudley siritti ve Harry'ye döndü.
    "Tavayi versene."
    Harry, cani sikkin, "Sihirli kelimeyi unuttun," dedi.
    Bu basit cümlenin, ailenin geri kalani üstünde inanilmaz bir etkisi oldu: Agzi açik kalan Dudley, bütün
    mutfagi sarsan bir gümbürtüyle sandalyesinden yuvarlandi. Mrs Dursley küçük bir çiglik arak elini agzina
    kapatti. Mr Dursley ise, sakaklarindaki damarlar atarak ayaga firladi.
    "Lütfen' demek istedim!" dedi Harry, çabucak. "Yoksa baska..."
    Enistesi, masaya tükürük saça saça, "NE DEMISTIM BEN SANA?" diye gümbürdedi. "EVDE O
    'S'YLE BASLAYAN KELIMEYI SÖYLEMEK HAKKINDA..."
    "Ama ben..."
    "NE CESARETLE DUDLEY'YI TEHDIT EDERSIN?!" diye kükredi Vernon Eniste, masaya da bir
    yumruk atti.
    "Ben sadece..."
    "UYARMISTIM SENI! BU ÇATININ ALTINDA ANORMALLIGINDEN SÖZ EDILMESINI
    HOS GÖRMEM!"
    Harry bakislarini, yüzü mosmor olmus enistesinden, Dudley'yi ayaga kaldirmaya çalisan rengi atmis
    teyzesine çevirdi.
    "Peki," dedi, "peki..."
    Vernon Eniste, av kokusu almis gergedan gibi soluyarak ve küçük, keskin bakisli gözlerinin ucuyla
    Harry’i dikkatle kollayarak yeniden yerine oturdu.
    Harry yaz tatili için eve geldiginden beri Vernon Enistesi ona her an patlayacak bir bombaymis gibi
    davraniyordu. Çünkü Harry normal bir çocuk degildi. Aslina bakacak olursaniz, normal olmaktan
    alabildigine uzakti.
    Harry Potter bir büyücüydü - Hogwarts Cadilik ve Büyücülük Okulu'ndaki ilk yilini henüz tamamlamis bir
    büyücü. Ve Dursley'ler tatilde onun evlerine dönmesinden mutsuz oluyorlarsa eger, onlarin mutsuzlugu
    Harry'ninkinin yaninda hiç kalirdi.
    Hogwarts'i öyle özlüyordu ki, bitmeyen bir karin agrisiydi sanki. Gizli geçitleri ve hayaletleriyle satoyu
    özlüyordu. Sonra derslerini (belki Iksir hocasi Snape hariç), baykusla gelen postayi, Büyük Salon'daki
    sölenlerde yiyip içmeyi, kuledeki yatakhanede dört direkli karyolasinda uyumayi, bekçi Hagrid'i Yasak
    Orman'in yanindaki arazide bulunan kulübesinde ziyaret etmeyi ve hele büyücülük dünyasinin en popüler
    sporu Quidditch'i (alti tane yüksek kale, uçan dört top vardir ve süpürgelere binmis on dört oyuncu
    tarafindan oynanir)...
    Harry'nin bütün büyü kitaplari, asasi, cüppeleri, kazani ve pek kaliteli Nimbus Iki Bin süpürgesi Vernon
    Eniste tarafindan, hem de daha Harry eve gelir gelmez, merdivenin altindaki bir dolaba kilitlenmisti. Yaz
    boyu antrenman yapmadigi için Harry kendi okul binasinin Quidditch takimindaki yerini kaybetse bundan
    Dursley'lere ne? Harry ev ödevlerinin hiçbirini yapmadan okula dönse Dursley'lere ne? Dursley'ler,
    büyücülerin Muggle'lar dedigi cinstendi (yani damarlarinda bir damla büyülü kan yoktu) ve onlara
    bakacak olursaniz, ailede bir büyücü olmasi fevkalade utanç verici bir durumdu. Hatta Vernon Eniste,
    Harry'nin baykusu Hedwig'i, büyücüler dünyasina mektup tasimasin diye, asma kilitle kafesine
    hapsetmisti.
    Harry ailenin geri kalanina hiç mi hiç benzemiyordu. Vernon Eniste iriydi ve boyunsuzdu, koskoca
    kapkara bir biyigi vardi; Petunia Teyze at yüzlü ve kemikliydi; Dudley ise sansin, pembe ve domuzcuk
    gibi. Harry'ye gelince, o, küçümen ve zayifti, piril piril yesil gözleri ve hep daginik duran kuzgun karasi
    saçlari vardi. Yuvarlak gözlük takardi, alninda da ince, simsek biçiminde bir yara izi vardi.
    Harry'yi, bir büyücü için bile olaganüstü hale getiren de bu yara iziydi iste. Bu iz, yalnizca onun pek esrarli
    geçmisini ima etmekle kalmiyordu. Ayni zamanda on bir yil önce Dursley'lerin kapi esigine birakilmasinin
    da nedeniydi.
    Harry bir yasindayken gelmis geçmis en büyük kara büyücünün, cadilarla büyücülerin hâlâ ismini
    agizlarina almaya korktuklari Lord Voldemort'un lanetinden nasilsa sag salim kurtulabilmisti. Harry'nin
    annesiyle babasi Voldemort'un saldirisinda ölmüstü ama, Harry simsek biçimi iziyle kurtulmustu ve nasil
    olduysa -kimse nasil oldugunu anlamiyordu- Voldemort'un güçleri, Harry'yi öldürmeyi basaramadigi an
    yok edilmisti.
    Böylece Harry'yi, ölen annesinin kiz kardesiyle onun kocasi büyütmüslerdi. On yilini Dursley'lerle
    geçirmis, istemedigi halde nasil tuhaf seylerin olmasina yol açip durduguna sasmisti. Dursley'lerin ona
    anlattigi hikâyeye inanmis, yara izinin annesiyle babasinin ölümüne yol açan otomobil kazasindan kaldigini
    sanmisti.
    Ve derken, tam bir yil önce, Hogwarts, Harry'ye mektup göndermis ve bütün hikâye ortaya çikmisti.
    Harry kendisinin de, yara izinin de meshur oldugu büyücü okulunda yerini almisti... ama simdi okul bitmisti
    ve yaz için yeniden Dursley'lerin yanma dönmüstü. Yeniden, kokulu, pis bir seylerin içine yuvarlanmis bir
    köpek muamelesi görmeye dönmüstü yani.
    Dursley'ler o günün Harry'nin on ikinci dogum günü oldugunu bile hatirlamamislardi. Aslinda pek umudu
    yoktu. Zaten ona dogum gününde hiç dogru dürüst armagan vermemislerdi, nerde kalmis pasta. Ama
    büsbütün bilmezlikten gelmek de...
    Tam o anda Vernon Eniste ciddi ciddi bogazini temizledi ve, "Simdi," dedi, "hepimizin bildigi gibi bugün
    çok önemli bir gün."
    Harry basini kaldirdi, inanmaya cesaret edemiyordu.
    Vernon Eniste, "Bugün meslek hayatimin en büyük is anlasmasini yapabilirim," dedi.
    Harry yeniden basini kizarmis ekmegine egdi. Tabii, diye düsündü, aci aci. Vernon Eniste o salak aksam
    yemegi davetinden söz ediyordu. On bes gündür baska hiçbir seyden söz etmemisti zaten. Zengin bir
    insaatçiyla karisi aksam yemegine geliyorlardi ve Vernon Eniste ondan koskoca bir siparis almayi umut
    ediyordu (Vernon Eniste'nin sirketi matkap yapardi).
    "Sanirim programin üstünden bir daha geçsek iyi olacak” dedi. "Saat sekizde hepimiz yerlerimizde
    olmaliyiz. Petunia, sen..."
    Petunia Teyze hemen, "Salondayim," dedi, "onlari nezaketle yuvamiza buyur etmek için bekliyor
    olacagim."
    "Güzel, güzel. Ve Dudley..."
    Dudley, pis, sapsal bir gülümseme takinarak, "Kapiyi açmak için bekliyor olacagim," dedi. "Paltolarinizi
    alabilir miyim, Mr ve Mrs Mason?"
    "Ona bayilacaklar," diye haykirdi Petunia Teyze, kendinden geçmis gibi.
    "Mükemmel, Dudley," dedi Vernon Eniste. Sonra Harry’ye döndü. "Ya sen?"
    Harry, ifadesiz bir sesle, "Odamda olacagim, hiç gürültü etmeyip orada yokmusum gibi davranacagim,"
    dedi.
    "Aynen öyle," dedi Vernon Eniste pis pis. "Ben onlari alip salona getirecegim, seninle tanistiracagim,
    Petunia ve onlara içki verecegim. Saat sekizi çeyrek geçe..."
    "Ben yemek hazir diye haber verecegim," dedi Petunia Teyze.
    "Ve Dudley, sen de-"
    "Size yemek odasina kadar refakat edebilir miyim, Mrs. Mason?" diye sisman kolunu görünmez bir
    kadina sundu Dudley.
    Petunia Teyze, "Benim kusursuz küçük centilmenim!" diye burnunu çekti.
    "Ya sen?" dedi Vernon Eniste Harry’ye, nefretle. "Ben odamda olacagim, hiç gürültü etmeyecegim ve
    orada degilmisim gibi davranacagim," dedi Harry, isteksizce.
    "Tami tamina. Simdi, yemekte birkaç siki iltifat yapmaya bakmaliyiz. Petunia, bir fikrin var mi?"
    "Vernon bana harika bir golfçu oldugunuzu söyledi, Mr Mason... Lütfen bana o elbiseyi nerden aldiginizi
    söyleyin, Mrs Mason..." "Mükemmel... Dudley?"
    "Suna ne dersiniz: 'Okulda kahramanimiz üzerine bir kompozisyon yazmamizi istediler Mr Mason ve ben
    de sizi yazdim.'"
    Bu kadari hem Petunia Teyze'ye, hem de Harry'ye biraz fazla gelmisti. Petunia Teyze gözyaslarina
    bogulup oglunu kucaklarken, Harry güldügünü görmesinler diye masanin altina daldi. "Ya sen, çocuk?"
    Harry masanin altindan çikarken yüzüne ciddi bir ifade vermeye çalisti.
    "Odamda olacagim, hiç gürültü etmeyecegim ve orda degilmisim gibi davranacagim."
    Vernon Eniste, siddetle, "Hem de nasil," dedi. "Mason'lar senin hakkinda hiçbir sey bilmiyor, bilmemeye
    de devam edecekler. Yemek bitince, sen Mrs Mason'i kahve için salona geri götürürsün, Petunia, ben de
    konuyu matkaplara getiririm. Biraz sansim varsa, On Haberleri'nden önce anlasmayi imzalatip
    mühürletirim. Yarin bu saatlerde Mayorka'da bir yazlik ev pazarligi yapiyor olacagiz."
    Dogrusu Harry'yi bu planlar da pek heyecanlandirmiyordu. Dursley'ler onu Privet Drive'dayken
    sevmiyorlardi ki, Mayorka'da sevsinler...
    "Tamam - Dudley'yle bana smokin almak için sehre iniyorum. Ve sen," diye hirladi Harry'ye, "temizlik
    yaparken teyzenin ayaginin altinda dolasma."
    Harry arka kapidan çikti. Piril piril, günesli bir gündü. Çimenligi geçti, bahçe sirasina çöktü ve yavas
    sesle, "Mutlu yillar bana... mutlu yillar bana..." diye sarki söyledi.
    Kart yok, armagan yok, üstelik de aksami orda yokmus gibi yaparak geçirecekti. Mutsuz bir sekilde çite
    gözlerini dikti. Kendini hiç bu kadar yalniz hissetmemisti. Harry, Hogwarts'taki her seyden fazla, hatta
    Quidditch oynamaktan bile daha fazla, en iyi arkadaslari Ron Weasley ile Hermione Granger'i özlüyordu.
    Ancak arkadaslari onu hiç özlemiyormus gibiydi. Her ikisi de ona yaz boyunca yazmamislardi, üstelik de
    Ron, Harry'ye onu evlerinde kakmaya davet edecegini söyledigi halde.
    Harry defalarca Hedwig'in kafesini sihirle açip onu bir mektupla Ron ve Hermione'ye göndermenin
    esigine gelmisti. Ama böyle bir rizikoya girmeye degmezdi. Yasça küçük büyücülerin okul disinda sihir
    kullanmasina izin yoktu. Harry, Dursley'lere bunu söylememisti, çünkü asasi ve süpürgesiyle birlikte
    merdivenin altindaki dolaba onu da kilitlemelerine tek bir seyin engel oldugunu biliyordu: hepsini
    pabuçtartan böcegine döndüreceginden korkmalari... Geri döndükten sonraki ilk iki haftada Harry agzinin
    içinde saçma sapan seyler mirildanip Dudley'nin odadan, sisman bacaklarinin onu tasiyabildigi hizla apar
    topar kaçisini gözleyerek hosça vakit geçirmisti. Ama Ron ile Hermione'nin bunca uzun süre sessiz
    kalmalari Harry'nin kendisini sihir dünyasinin o kadar disinda kalmis hissetmesine yol açmisti ki,
    Dudley'yle alay etmenin bile zevki kalmamisti - simdi de Ron'la Hermione dogum gününü unutmuslardi
    iste.
    Hogwarts'tan bir mesaj almak için neler vermezdi ki... Herhangi bir cadi ya da büyücüden... Hani
    neredeyse bas düsmani Draco Malfoy'u bile görse memnun kalacak hale gelmisti, bütün bunlarin bir düs
    olmadigindan emin olmak için...
    Ona bakarsaniz, Hogwarts'ta geçen yil da bastan sona eglenceli sayilmazdi. Ders yilinin en sonunda,
    Harry, Lord Voldemort'un ta kendisiyle karsi karsiya gelmisti.
    Voldemort eski haline göre harabeye dönmüstü dönmesine, ama olsun. Gene de dehset vericiydi, seytan
    gibi kurnazdi, gücü yeniden ele geçirmeye kararliydi. Harry ikinci kez Voldemort'un pençelerinden kaçip
    kurtulmayi basarmisti, ama kil payi bir kaçisti bu. Simdi, haftalar sonra bile geceleri buz gibi tere batmis
    halde uyaniyor, Voldemort'un nerede oldugunu merak ediyor, onun soluk yüzünüü, çilgin bakisli kocaman
    gözlerini hatirliyordu,..
    Harry birden bahçe sirasinda dimdik oturdu. Çite dalgin dalgin bakiyordu - ve çit de ona bakiyordu.
    Yapraklarin arasinda iki kocaman yesil göz belirmisti.
    Tam o sirada çimenligin öbür yanindan alayci bir ses uçup gelince, yerinden firladi.
    Dudley, "Bugün günlerden ne oldugunu biliyorum.," dedi, yalpalaya yalpalaya ona dogru gelirken.
    Kocaman gözler kirpisti ve yok oldu.
    "Ne?" dedi Harry, o gözlerin az önce bulundugu noktadan bakislarini ayirmadan.
    Dudley, onun ta yanina gelerek, "Bugün günlerden ne oldugunu biliyorum," diye tekrarladi.
    "Aferin sana," dedi Harry. "Dernek sonunda haftanin günlerini ögrendin."
    "Bugün senin dogum günün," diye dudak büktü Dudley. "Niye hiç kart gelmedi? O ucube yerde bile hiç
    arkadasin yok mu?"
    Harry istifini bozmadi. "Annen okulumdan söz ettigini duymasa iyi olur."
    Dudley koca poposundan asagi düsen pantolonunu yukari çekistirdi.
    Kuskuyla, "Niye çite bakiyorsun?" diye sordu.
    "Ona hangi büyüyü yapsam da bir güzel yansa diye düsünüyorum," dedi Harry.
    Dudley hemen sisko yüzünde bir panik ifadesiyle arkaya dogru sendeledi.
    "Ya... yapamazsin - Babam sana bu... büyü yapma dedi - seni evden atacagini söyledi - senin de gidecek
    baska yerin yok - seni evine alacak arkadasin yok -"
    "Abra kadabra!" dedi Harry, korkunç bir sesle. "Ho-kus pokus - ne sihirdir ne keramet..."
    "ANNNEEEEEE!" diye uludu Dudley, gerisingeri eve dogru bir kosu koparirken kendi ayaklarina
    dolasti. "ANNNEEEE! Onu yapiyor, hani bilirsin!"
    Harry bu eglence anini pahaliya ödedi. Petunia Teyze, ne Dudley'ye ne de çite zarar gelmedigine göre
    onun aslinda büyü yapmadigini biliyordu. Gene de, sabun köpüklü bir tavayla basina siki bir darbe
    vurmak için nisan aldi, Harry de kafasini egiverdi. Sonra teyzesi ona yapacak is verdi, bitirene kadar da
    hiçbir sey yiyemeyecegi tehdidinde bulundu.
    Dudley oralarda tembel tembel oturup onu gözler ve dondurma yerken, Harry camlari sildi, arabayi
    yikadi, çimleri biçti, çiçek tarhlarini kirkti, gülleri budayip suladi ve bahçe sirasini yeniden boyadi. Günes
    tepede ates topu gibi parliyor, ensesini yakiyordu. Harry, Dudley'nin attigi yeme kanmamasi gerektigini
    biliyordu ama, o da tam aklindan geçen seyi söylemisti... gerçekten Hogwarts'ta hiç arkadasi yoktu
    belki...
    Öfkeyle, "Keske meshur Harry Potter'i simdi görseler," diye düsündü, çiçek tarhlarina gübre dökerken.
    Sirti agriyordu, yüzünden asagi terler akiyordu.
    Sonunda Petunia Teyze'nin ona seslendigini duydugunda saat aksamin yedi buçuk olmus, Harry de bitkin
    düsmüstü.
    "Gir içeri! Gazetelerin üstünden yürü ha!"
    Harry piril piril mutfagin gölgesine kavustuguna memnun olmustu. Buzdolabinin üzerinde gecenin pudingi
    duruyordu: muazzam bir çirpilimis krema dagi ve sekerli menekseler. Bir domuz budu firinda cizirdiyordu.
    "Çabuk ye! Mason'lar her an gelebilir," diye afaldi Petunia Teyze. Sonra da mutfak masasindaki iki dilim
    ekmekle bir parça peyniri gösterdi. Somon pembesi kokteyl elbisesini giymisti bile.
    Harry ellerini yikayip zavalli yemegini mideye indirdi. Bitirdigi anda Petunia Teyze tabagini hop diye
    kaldiriverdi. "Yukari! Çabuk!"
    Oturma odasinin kapisindan geçerken Harry'nin gözüne papyon kravatlari ve smokinleriyle Vernon
    Eniste ve Dudley çarpti. Kapi zili çaldiginda daha henüz üst katin sahanligina gelmisti ki, enistesinin kizgin
    yüzü merdivenlerin alfanda belirdi.
    "Unutma, çocuk - tek bir ses..."
    Harry sahanligi geçip parmaklarinin ucuna basarak yatak odasina vardi, içeri süzüldü, kapiyi kapadi ve
    hemen üzerine yigilip uyumak niyetiyle yatagina döndü.
    Mesele su ki, yatakta zaten birisi oturuyordu.

  2. #2
    Durumu
    Çevrimdışı
    Master of Death - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    I'm Potterhead ∞
    Üyelik tarihi
    16.Aralık.2010
    Mesajlar
    8,026
    Tecrübe Puanı
    9915

    Standart

    IKINCI BOLUM
    Dobby'nin Uyarisi

    Harry haykirmamayi basardi, ama pek az bir sey kalmisti hani. Yataktaki küçük yaratigin büyük, yarasa
    gibi kulaklari ve tenis topu büyüklügünde patlak yesil gözleri vardi. Harry bunun o sabah bahçedeki çitten
    kendisini gözleyen sey oldugunu hemen anladi.
    Ikisi gözlerini dikmis birbirlerine bakarken, Harry holden Dudley'nin sesini duydu.
    "Paltolarinizi alabilir miyim, Mr ve Mrs Mason?"
    Yaratik yataktan asagi atlayarak ve yerlere egilerek öyle bir reverans yapti ki, uzun ince burnunun ucu
    haliya degdi. Harry, onun eski bir yastik örtüsüne benzeyen, kol ve bacak yerleri yirtilmis bir sey giydigini
    fark etti.
    "Eee... merhaba," dedi endiseyle.
    "Harry Potter!" dedi yaratik, Harry'nin asagi kata ulasacagindan emin oldugu tiz mi tiz bir sesle. "Dobby
    ne vakittir sizinle tanismak istiyordu, efendim... Öyle bir seref ki..."
    Harry duvar boyunu izleyip çalisma masasinin iskemlesine, büyük kafesinde uyuyan Hedwig'in yani
    basina çökerek, "Te... tesekkür ederim," dedi. "Nesin sen?" diye sormak istiyordu, ama bunun kulaga
    pek kaba gelecegini düsünerek, "Kimsin sen?" dedi.
    "Dobby, efendim. Sadece Dobby. Dobby, ev cini," dedi yaratik.
    "Ah... sahi mi?" dedi Harry. "Ee... kabalik etmek falan istemem ama, simdi odamda ev cini
    bulundurmanin sirasi degil pek."
    Petunia Teyze'nin tiz, sahte kahkahasi oturma odasindan yükseldi. Cin, basini önüne egdi.
    "Seni tanimak beni sevindirmedi sanma," dedi Harry hemen, "ama buraya gelisinin belirli bir nedeni var
    mi?"
    Dobby, ciddi ciddi, "Ah, evet, efendim," diye cevap verdi. "Dobby size sunu demeye geldi, efendim...
    söylemesi zor, efendim... Dobby söze nereden baslayacagini bilmiyor..."
    Harry yatagi isaret ederek, nezaketle, "Otur," dedi.
    Cin gözyaslarina bogulunca da hayretler içinde kaldi, hem de pek gürültülü gözyaslariydi bunlar.
    "Oturmak mi?" diye feryat etti cin. "Asla... asla hiç..."
    Harry'ye, asagidan gelen sesler kesilmis gibi geldi.
    "Özür dilerim," diye fisildadi. "Senin kalbini kirmak falan istemedim."
    Cin, bogulurcasina, "Dobby'nin kalbini kirmak ha!" dedi. "Simdiye kadar hiçbir büyücü Dobby'ye
    oturmasini söylemedi - sanki esitiymis gibi..."
    Harry, hem "Sisstt!" deyip, hem de rahatlatici görünmeye çalisarak Dobby'yi yeniden yataga götürdü. Cin
    hiçkiriklar içinde, büyük ve çok çirkin bir bebek misali, oturdu. Sonunda kendini kontrol etmeyi basardi
    ve büyük gözleri sulanmis bir hayranlik ifadesiyle Harry'ye dikili, oturdu.
    Harry onu neselendirmeye çalisti. "Dogru dürüst büyücülerle karsilasmadin herhalde."
    Dobby hayir anlaminda basini salladi. Sonra aniden yerinden firladi ve basini siddetle pencereye vurarak,
    "Kötü Dobby! Kötü Dobby!" diye bagirmaya koyuldu.
    "Yapma... N'apiyorsun sen?" Harry, ok gibi kalkip Dobby'yi yeniden yataga çekti. Hedwig feryat ederek
    uyanmisti, kanatlarini çilgincasina kafesinin çubuklarina vuruyordu.
    Gözleri hafif sasilasmis cin, "Dobby'nin kendisini cezalandirmasi gerekiyordu, efendim," dedi. "Dobby az
    daha ailesi hakkinda kötü seyler söyleyecekti, efendim..."
    "Ailen mi?"
    "Dobby'nin hizmet ettigi büyücü ailesi efendim... Dobby bir ev cini... ayni eve ve aileye sonsuza kadar
    hizmet etmek zorunda..."
    Harry merakla, "Burada oldugunu biliyorlar mi?" diye sordu.
    Dobby titredi.
    "Ah, hayir efendim, hayir... Dobby'nin sizi görmeye geldigi için kendini çok aci verici sekilde
    cezalandirmasi gerek, efendim. Dobby bu yüzden kulaklarini firin kapagina kistiracak. Bir bilseler,
    efendim..."
    "Ama sen kulagini firin kapagina kistirinca fark etmezler mi?"
    "Dobby’nin kuskulan var, efendim. Dobby hep bir seyler için kendini cezalandirmak zorunda kaliyor,
    efendim. Dobby'nin bunu yapmasina izin veriyorlar, efendim. " Hatta bazen daha da cezalandirmami
    hatirlatiyorlar..."
    "Ama niye birakmiyorsun? Kaçmiyorsun?"
    "Bir ev cininin serbest birakilmasi gerekir, efendim. Ve aile Dobby'yi asla serbest birakmayacak...
    Dobby ölene kadar aileye hizmet edecek efendim..."
    Harry bakakaldi.
    "Ve ben de burada dört hafta daha kalacagim diye talihsiz oldugumu düsünmüstüm," dedi. "Bunun
    yaninda Dursley'ler bile insana benziyor. Peki, kimse sana yardim edemez mi? Ben edemez miyim?"
    Ama bu sözler agzindan çikar çikmaz, dedigine diyecegine pisman oldu. Dobby yeniden sükran feryatlari
    içinde eriyip gitmisti çünkü.
    "Lütfen," diye fisildadi Harry, eli ayagi birbirine dolasmis halde. "Lütfen sessiz ol. Eger Dursley'ler
    duyarsa, senin burada oldugunu anlarlarsa..."
    "Harry Potter, Dobby'ye yardim edebilir miyim diye soruyor... Dobby'ye sizin ne kadar büyük
    oldugunuzu anlatmislardi, efendim, ama ne kadar iyi oldugunuzu Dobby asla..."
    Yüzünün resmen kipkirmizi oldugunu hisseden Harry, "Benim büyüklügüm hakkinda isittiklerin
    saçmaliktan baska sey degil," dedi. "Hogwarts'ta sinif birincisi bile degilim, birinci olan Hermione, o..."
    Ama birden durdu, çünkü Hermione'yi düsünmek ona aci veriyordu.
    Dobby, küre gibi gözleri alev alev, "Harry Potter kibirden uzak ve alçakgönüllü," dedi. "Harry Potter,
    Adi Anilmamasi Gereken Kisi'ye karsi kazandigi zaferden söz etmiyor."
    "Voldemort mu?" dedi Harry.
    Dobby ellerini yarasa kulaklarina kapatip inledi. "Ah, adini söylemeyin, efendim! Adini söylemeyin!"
    "Özür dilerim," dedi Harry hemen. "Birçok kisinin bundan hoslanmadigini biliyorum - arkadasim Ron..."
    Yeniden durdu. Ron'u düsünmek de aci veriyordu.
    Dobby, gözleri araba fan gibi, Harry’ye dogru egildi.
    Boguk bir sesle, "Dobby duydu ki," dedi, "Harry Potter Karanlik Lord'la bir kez daha karsilasmis,
    birkaç hafta önce... Diyorlar ki, Harry Potter bir kez daha kaçmis."
    Harry basini salladi ve Dobby'nin gözleri birden yalarla parildadi.
    "Ah, efendim," diye soludu cin, yüzünü, üzerindeki yastik Kilifinin bir kösesiyle silerek. "Harry Potter yigit
    ve gözü pek! Simdiye kadar da pek çok tehlikeye gögüs gerdi! Ama Dobby, Harry Potter'i korumaya,
    ora uyarmaya geldi, daha sonra kulaklarini firin kapagina kistirmak zorunda kalsa da... Harry Potter,
    Hogwarts a geri dönmemeli."
    Ortaya, sadece alt kattan gelen çatal biçak singirtilarinin ve Vernon Eniste'nin sesinin uzaklardan gelen
    gümbürtüsünün bozdugu bir sessizlik çöktü.
    "Ne... ne diyorsun?" diye kekeledi Harry. "Ama gitmem gerek - yeni sömestr eylülün birinde basliyor.
    Beni ayakta tutan tek sey bu. Burada yasamanin nasil oldugunu bilemezsin. Ben buraya ait degilim. Ben
    sizin dünyaniza aidim Hogwarts'takine."
    "Hayir, hayir, hayir," diye cikledi Dobby, bir yandan da basini öyle hizla salliyordu ki kulaklari lap lap
    ediyordu. "Harry Potter güvencede oldugu yerde kalmali. O kaybedilmeyecek kadar büyük, iyi. Eger
    Harry Potter Hogwarts'a geri dönerse, hayati tehlikeye girecek”
    "Niye?" dedi Harry, saskinlikla.
    "Bir komplo var, Harry Potter. Bu yil Hogwarts Cadilik ve Büyücülük Okulu'nda dehset verici seyler
    yapmak için bir komplo," diye fisildadi Dobby, birden tir tir titremeye baslayarak. "Dobby bunu aylardir
    biliyor efendim. Harry Potter kendisini tehlikeye atmamali. Bunu yapamayacak kadar önemli, efendim."
    Harry hemen, "Ne gibi korkunç seyler?" dedi. "Komployu kuran kim?"
    Dobby bogulur gibi garip bir ses çikardi, sonra da basini çilginca duvara vurmaya basladi.
    "Tamam, tamam!" diye bagirdi Harry, cini durdurmak için kolunu yakalayarak. "Söyleyemezsin,
    anliyorum. Ama beni niye uyariyorsun ki?" Birden aklina nahos bir fikir geldi. "Dur bakayim - bunun
    Vol... pardon... Kim-Oldugunu-Bilirsin-Sen'le bir ilgisi yok, degil mi?" Dobby'nin basi kaygi verici sekilde
    yeniden duvara dogru uzaninca da hemen, "Basini iki yana ya da asagi yukari salla yeter," diye ekledi.
    Dobby yavasça basini iki yana salladi.
    "O degil... Adi Anilmamasi Gereken Kisi degil, efendim."
    Ama Dobby'nin gözleri koca koca açilmisti, Harry'ye bir ipucu vermeye çalisiyor gibiydi. Ne var ki,
    Harry'nin akli tamamen karismisti.
    "Erkek kardesi yok, degil mi?" Dobby, gözleri daha da kocamanlasmis halde, basim gene iki yana
    salladi.
    "Iyi öyleyse, aklima Hogwarts’ta dehset verici seyler yapma sansina sahip baska biri gelmiyor," dedi
    Harry. "Yani, her seyden önce Dumbledore var Dumbledore'un kim oldugunu biliyorsun, degil mi?"
    Dobby basini öne egdi.
    "Albus Dumbledore, Hogwarts'in gelmis geçmis en iyi Müdürü'dür. Dobby bunu biliyor, efendim.
    Dobby, Dumbledore'un güçlerinin, zirvede oldugu siralarda Adi Anilmamasi Gereken Kisi'nin güçleriyle
    yarisacak kadar üstün oldugunu duydu. Ama efendim," Dobby'nin sesi alçalip telasli bir fisiltiya dönüstü,
    "öyle güçler vardir ki, Dumbledore... öyle güçler ki, hiçbir nezih büyücü..."
    Ve daha Harry onu durduramadan Dobby yataktan atladi, Harry'nin masa lambasini kavradi ve kulaklari
    sagir eden kesik kesik havlayislarla onu kafasina vurmaya basladi.
    Asagida ani bir sessizlik oldu. Iki saniye sonra, kalbi deli gibi çarpan Harry, Vernon Eniste'nin hole gelip
    seslendigini duydu. "Dudley gene televizyonu açik birakmis olmali, küçük haylaz."
    Harry, "Çabuk! Gardiroba!" diye fisildadi. Dobby'yi içeri tikti ve tam kapi kolu çevrilirken kendini yataga
    firlatti.
    Vernon Eniste, sikilmis disleri arasindan, "Sen - ne - yaptigini - saniyorsun?" dedi. Yüzü Harry'ninkine
    korkutacak kadar yakindi. "Az önce Japon golfçu fikramin can alici cümlesini ziyan ettin... Bundan sonra
    çitin çikarsa, keske hiç dogmamis olsaydim dersin, çocuk!"
    Düztaban bir yürüyüsle yürüyüp çikti.
    Harry, titreyerek Dobby'yi gardiroptan çikardi.
    "Burada isler nasil, görüyor musun?" dedi. "Neden Hogwarts'a dönmek zorunda oldugumu anliyor
    musun? Sahip oldugum tek yer orasi - eh, sanirim arkadaslarim da var orada."
    Dobby, sinsi sinsi, "Harry Potter'a yazmaya bile zahmet etmeyen arkadaslar mi?" diye sordu.
    "Herhalde sadece - dur bakalim," dedi Harry, kaslarini çatarak. "Arkadaslarimin bana yazmadigini
    nereden biliyorsun?"
    Dobby ayaklarini sürüdü.
    "Harry Potter, Dobby'ye kizmamak - Dobby bunu onun iyiligi için yapti..."
    "Sen mektuplarima engel mi oluyordun?"
    "Hepsi burda, Dobby'de," dedi cin. Çevik bir hareketle, Harry'nin elinin ulasmayacagi bir yere çekilerek,
    sirtindaki yastik kilifinin içinden kalin bir zarf tornan çikardi. Harry, Hermione'nin inci gibi yazisini, Ron'un
    karalamacasini seçebiliyordu, hatta sanki Hogwarts'in bekçisi Hagrid'den gelmise benzeyen bir çiziktirme
    bile vardi.
    Dobby, Harry'ye bakip endiseyle gözlerini kirpistirdi.
    "Harry Potter kizmaman... Dobby umdu ki... eger Harry Potter arkadaslarinin onu unuttugunu sanirsa...
    Harry Potter okula dönmek istemeyebilir, efendim..."
    Harry dinlemiyordu. Mektuplari almak için hamle etti, ama Dobby geriye siçradi.
    "Harry Potter onlari alabilir, efendim, eger Dobby'ye Hogwarts'a dönmeme sözü verirse. Ah, efendim,
    bu karsi karsiya gelmemeniz gereken bir tehlike! Gitmeyeceginizi söyleyin, efendim!"
    "Hayir," dedi Harry öfkeyle. "Arkadaslarimin mektuplarini ver bana!"
    "Öyleyse Harry Potter Dobby'ye baska sans birakmiyor," dedi cin, üzüntüyle.
    Daha Harry yerinden kipirdayamadan Dobby yatak odasi kapisina kosmus, kapiyi açmis - ve
    merdivenlerden asagi son hizla vinlayip gitmisti.
    Harry agzi kupkuru, midesi altüst olmus, ses çikarmamaya çalisarak onun arkasindan firladi. Son alti
    basamaktan atladi, kedi gibi holün halisina inis yaparak etrafa bakinip Dobby'yi arandi. Yemek odasinda
    Vernon Eniste'nin, "... Petunia'ya Amerikali muslukçular hakkindaki o çok komik fikrayi anlatin, Mr
    Mason," dedigini duydu, "dinlemek için ölüyor..."
    Harry kosarak holü geçip mutfaga geldi ve midesinin yok oldugunu hissetti.
    Petunia Teyze'nin saheseri olan puding, krema ve sekerli menekse dagi, tav.ana yakin bir yerde havada
    uçuyordu. Kösedeki dolabin tepesinde de Dobby çömelmisti.
    Harry, karga gibi bir sesle, "Hayir” dedi. "Lütfen... beni öldürürler..."
    "Harry Potter okula dönmeyecegim demeli"
    "Dobby... lütfen..."
    "Söyleyin, efendim..."
    "Söyleyemem!"
    Dobby ona trajik bir bakis atti.
    "Öyleyse Dobby yapmali, efendim, Harry Potter'in kendi iyiligi için."
    Puding, kalp durdurucu bir darbeyle yere düstü. Kap parçalanirken, krema pencerelerle duvarlara
    bulasti. Dobby kamçi vurur gibi bir sesle ortadan yok oldu.
    Yemek odasindan çigliklar geldi ve Vernon Eniste mutfaktan içeri dalarak, soktan kaskati kesilmis
    Harry'yi, bastan asagi Petunia Teyze'nin pudingiyle kaplanmis buldu.
    Baslangiçta sanki Vernon Eniste her seyin üstünü örtebilecekmis gibi görünüyordu ("Yegenimiz, canim
    -fena halde sorunlu - yabancilarla karsilasmak onu tedirgin eder, biz de onu yukari katta tutariz...") Sok
    geçirmis Mason'lari yeniden önüne katip yemek odasina götürdü. Harry'ye de, Mason'lar gidince derisini
    yüzüp gebertmekten beter etme tehdidinde bulunup, ucuna çubuk baglanmis bir yer bezini eline
    tutusturdu. Petunia Teyze dondurucudan dondurma çikardi ve hâlâ titreyen Harry mutfagi silip
    temizlemeye basladi.
    Vernon Eniste, aslinda o anda bile anlasmasini yapabilirdi belki baykus olmasaydi.
    Petunia Teyze tam herkese yemek sonrasi için bir kutu nane tutuyordu ki, koca bir hüthüt kusu yemek
    odasi penceresinden içeri daldi, Mrs Mason'un basinin üstüne bir mektup birakti ve geldigi gibi çikip gitti.
    Mrs Mason ölüm perisi gibi çiglik atti, deliler diye haykirarak bir kosu evden kaçti. Mr Mason ise
    Dursley'lere karisinin her boy ve biçimde kustan ölürcesine korktugunu anlatip, bunu saka mi saydiklarini
    soracak kadar kaldi.
    Vernon Eniste küçücük gözlerinde seytanca bir pariltiyla üstür-e dogru gelirken, Harry mutfakta durdu,
    destek olsun diye bezin çubuguna siki siki sarildi.
    Enistesi, baykusun getirdigi mektubu elinde sallayarak, "Oku sunu!" dedi, kötücül bir tislamayla. "Hadi
    oku sunu!"
    Harry mektubu aldi. Dogum günü kutlamasi degildi.
    Sayin Mr Potter,
    Oturdugunuz yerde bu aksam dokuzu on iki dakika geçe bir Hover Büyüsü kullanildigi konusunda
    istihbarat aldik.
    Bildiginiz gibi, küçük yastaki büyücülerin okul disinda büyü yapmasina izin yoktur ve yapacaginiz baska
    herhangi bir büyü okuldan atilmaniza yol açabilir (Genç Yasta Büyücülügün Makul Kisitlanmasi
    Kararnamesi, 1875, Madde C).
    Sizden ayrica, sihirle ugrasmayan toplulugun üyeleri (Muggle'lar) tarafindan fark edilme rizikosu olan
    herhangi bir sihir etkinliginin de, Uluslararasi Sihirbazlar Konfederasyonu Gizlilik Nizamnamesi'nin üçüncü
    bölümüne göre ciddi bir suç oldugunu hatirlamanizi istiyoruz.
    Tatilinizin keyfini çikarin!
    Saygilarimla,
    Mafalda Hopkirk
    Sihrin Uygunsuz Kullanimi Dairesi
    Sihir Bakanligi
    Harry mektuptan basini kaldirip yutkundu.
    Vernon Eniste, gözlerinde dans edip duran çilgin bir pariltiyla, "Bize okul disinda sihir kullanmaniza izin
    verilmedigini söylememistin," dedi. "Sözünü etmeyi unuttun herhalde... aklindan çikmis olsa gerek, ha..."
    Koca bir buldok gibi, bütün dislerini ortaya çikarmis halde Harry'nin üstüne abandi. "Eh, san? haberlerim
    var, çocuk... Seni kilitliyorum... . bir daha gidemeyeceksin... asla... ve eger kendini büüyle kurtarmaya
    kalkarsan da seni okuldan atacaklar!"
    Ve manyak gibi gülerek Harry'yi yukari kata sürükledi.
    Vernon Eniste dediklerinin hepsini bir tamam yerine getirdi. Ertesi sabah bir adama para verip Harry'nin
    penceresine parmaklik taktirdi. Yatak odasi kapisindaki kedi kapagini kendi elleriyle takti ki, günde üç
    kez içeri az miktarda yemek verilebilsin. Harry'nin sabahlari ve aksamlan banyoyu kullanmasina izin
    veriyorlardi. Bunun disinda gece gündüz odasinda kilitliydi.
    Üç gün geçmisti, Dursley'ler hiç yumusama belirtisi göstermiyorlardi, Harry de bu durumdan nasil
    kurtulacagi konusunda bir fikre sahip degildi. Yataginda uzanip günesin penceredeki parmakliklarin
    ardinda batmasini izleyerek perisan halde basina neler gelecegini merak ediyordu.
    Hogwarts'tan bunu yapti diye atilacaksa, sihir yoluyla kendini odasindan çikarmanin ne anlami vardi ki?
    Öte yandan, Privet Drive'daki hayat da simdiye kadar olmadiginca dibe vurmustu. Artik Dursley'ler
    meyve yarasasi olarak uyanmayacaklarini bildikleri için tek silahini da kaybetmisti. Dobby Hogwarts'taki
    dehset verici olaylardan Harry'yi kurtarmis olabilirdi, ama ne fark eder? Isler böyle giderse açliktan
    ölecekti nasilsa.
    Kedi kapagi tikirdadi ve Petunia Teyze'nin eli göründü, bir kâse konserve çorbayi odaya itti. Açliktan
    midesi kazinan Harry yataktan ziplayip kâseyi kapti. Çorba buz gibi soguktu, ama gene de yarisini bir
    yudumda içti. Sonra odanin öbür yanina, Hedwig'in kafesine gitti, kâsenin dibindeki sirilsiklam sebzeleri
    onun bos yem tepsisine bosaltti. Baykus tüylerini kabartip ona derin bir igrenmeyle dolu bir bakis atti.
    "Gagani kivirmanin sana yaran olmaz, elimizde bundan baskasi yok," dedi Harry acimasizca.
    Bos kâseyi gene yere, kedi kapaginin yanina koydu ve gene yataga yatti. Karni, sanki çorbayi içmeden
    öncekinden daha da açmis gibiydi.
    Diyelim ki dört hafta sonra hâlâ hayatta olsun, Hogwarts'a gitmezse ne olacakti? Niye dönmedi diye
    bakmak üzere birini yollarlar miydi? Dursley'lerin onu birakmasini saglayabilirler miydi?
    Odasinin içi kararmaya baslamisti. Bitkin, karni guruldayarak, kafasi hep ayni cevap verilemez sorularla
    karikmis Harry, huzursuz bir uykuya daldi.
    Rüyasinda kendini bir hayvanat bahçesinde halka gösterilirken gördü, kafesine üzerinde "Yasi Küçük
    Büyücü" yazan bir kart ilistirmislerdi. Insanlar, o açliktan ölecek halde, zayif düsmüs halde saman bir
    yatakta yatarken, parmakliklar arasindan gözleri faltasi gibi, ona bakiyorlardi. Kalabaligin arasinda
    Dobby'nin yüzünü gördü ve bagirarak ondan imdat istedi, ama Dobby, "Harry Potter burada güvencede,
    efendim!" diye bagirip ortadan yok oldu. Sonra Dursley'ler göründü ve Dudley ona gülerek kafesin
    parmakliklarini takirdatti.
    "Yeter," diye mirildandi Harry, takirti zaten agriyan basini zonklatmisti. "Beni rahat birak.. kes sunu...
    uyumaya çalisiyorum..."
    Gözlerini açti Mehtap penceredeki parmakliklarin arasinda parildiyordu. Ve biri gerçekten de
    parmakliklarin arasindan faltasi gibi açilmis gözlerle ona bakiyordu: çilli yüzlü, azil saçli, uzun burunlu biri.
    Ron Weasley, Harry'nin penceresinin disindaydi.

  3. #3
    Durumu
    Çevrimdışı
    Master of Death - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    I'm Potterhead ∞
    Üyelik tarihi
    16.Aralık.2010
    Mesajlar
    8,026
    Tecrübe Puanı
    9915

    Standart

    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM
    Kovuk

    Harry pencereye sürünüp, parmakliklar arasindan konusabilmek için cami yukari kaldirdi. "Ron!" dedi
    soluk soluga. "Ron, nasil yaptin - yani nasil..?"
    Karsisindaki manzarayi tam olarak kavrayinca da beyninden vurulmusa döndü. Ron, havanin ortacinda
    park etmis, eski, turkuvaz rengi bir arabanin arka penceresinden disari egilmisti. On koltuklarda oturan iki
    agabeyleri Fred ve George aa Harry'ye siritiyordu.
    "Iyisin ya, Harry?"
    "Neler oluyor?" dedi Ron. "Mektuplarima niye cevap vermiyorsun? Bize gelmeni tam on iki kez istedim,
    sonra babam eve geldi ve senin Muggle'larin gözü önünde sihir kullandigin için resmi bir uyari aldigini
    söyledi."
    "Ben degildim .. Peki, o nereden biliyormus?"
    "Bakanlikta çalisiyor," dtei Ron. "Biliyorsun, okul disinda sihir yapmamamiz gerekiyor."
    Harry, havada duran arabaya bakarak, "Bu lafin senden gelmesi de bir tuhaf hani," dedi.
    "Ah, bu sayilmaz" dedi Ron. "Biz sadece ödünç aldik, babamin arabasi, biz büyülemedik. Ama birlikte
    yasadigin o Muggle'larin gözü önünde sihir yapmak..."
    "Dedim ya, ben degildim - ama simdi açiklamasi çok vakit alir. Baksana, Hogwarts'takilere Dursley'lerin
    beni kilitledigini ve geri göndermeyecegini açiklayabilir misin? Besbelli ben de sihir yapamam, çünkü
    Bakanlik' bunun üç gündeki ikinci büyüm oldugunu düsünür, bu yüzden de..."
    "Kem küm edip durma," dedi Ron, "seni eve götürmeye geldik."
    “Ama beni burdan sihirle çikara..."
    Ron, basiyla ön koltuklari isaret edip siritarak, "Gerek yok," dedi. "Yanimda kimlerin oldugunu
    unutuyorsun."
    Fred, bir ipin ucunu Harry'ye firlatti. "Sunu parmakliklara bagla."
    Harry, ipi sikica bir çubuga baglarken, "Eger Dursley’ler uyanirsa, öldüm demektir," dedi. Fred de
    arabaya gaz verdi.
    "Üzülme," dedi Fred, "ve geriye çekil."
    Harry geriye, gölgelerin içine, Hedwig'in yanina çekildi. Kus bunun ne kadar önemli oldugunu anlamis
    gibiydi, kipirdamiyor ve sesini çikarmiyordu. Araba gitgide daha yüksek sesle çalisti ve Fred birden
    arabayi dosdogru yukari sürdü. Parmakliklar, çatir çutur sesler çikararak pencereden söküldü - Harry
    kosup pencereden disari bakinca onlari topragin biraz üstünde sallanirken gördü. Ron soluk soluga
    parmakliklari arabaya
    çekti. Harry endiseyle dinledi, ama Dursley'lerin yatak odasindan ses gelmiyordu.
    Parmakliklar Ron'la birlikte güvenli bir sekilde arka koltuga yerlesince, Fred arabayi geri vitese alarak
    Harry'nin penceresine olabildigince yaklasti.
    "Gir içeri," dedi Ron.
    "Ama bütün Hogwarts esyalarim... asam... süpürgem..."
    "Nerdeler?"
    "Merdivenin altindaki dolapta kilitliler ve ben de bu odadan disari çikamiyorum..."
    George, önde, sürücünün yanindaki koltuktan, "Sorun degil," dedi. "Yolumdan çekil, Harry."
    Fred ve George, dikkatli dikkatli tirmanip pencereden Harry'nin odasina girdiler. Haklarini vermek
    gerek, diye düsündü Harry, George cebinden siradan bir toka çikarip kilidi kurcalamaya baslarken.
    "Çogu büyücü, bu tür Muggle numaralarini bilmenin zaman kaybi oldugunu düsünür," dedi Fred, "ama
    bize göre bunlar ögrenmeye degen beceriler, biraz agir isleseler de."
    Hafif bir klik sesi duyuldu ve kapi ardina kadar açildi.
    "Simdi - sandigini alacagiz - sen de ihtiyacin olacagini düsündügün her seyi yakalayip Ron'a ver," diye
    fisildadi George.
    Ikizler karanlik sahanlikta gözden kaybolurken,
    Harry de, "Alt basamaga dikkat edin," diye fisildadi.
    "Gicirdiyor." '
    Harry odasinda kosusturarak öteberisini topladi ve onlari pencereden Ron'a uzatti. Sonra Fred ve
    George'un agir sandigi merdivenlerden yukari tasimalarina yardima gitti. Bu arada, Vernon Eniste’nin
    öksürdügünü duydu.
    Sonunda nefesleri kesilmis halde sahanliga ulastilar, sonra da sandigi Harry'nin odasindan açik pencereye
    tasidilar. Fred, sandigi Ron'la birlikte çekmek için gene arabaya tirmandi. Harry ve George da yatak
    odasi tarafindan ittiler. Sandik santim santim, camin içinden kayarak geçti.
    Vernon Eniste bir kez daha öksürdü
    "Biraz daha," diye soludu Fred, arabanin içinden çekiyordu, "söyle tüm gücünüzle..."
    Harry ve George omuzlarini sandiga iyice dayadilar, sandik da pencereden kurtulup arabanin arka
    koltuguna geçti.
    "Tamam, gidelim hadi," diye fisildadi George.
    Ama Harry pencere pervazina tirmanirken, arkasindan ani ve gürültülü bir feryat yükseldi, hemen
    ardindan da Vernon Eniste'nin gök gürültüsünden farksiz sesi duyuldu.
    "O KAHROLASICA BAYKUS!"
    "Hedwig'i unuttum!"
    Sahanliktaki elektrik dügmesinin çatirtisi duyulurken Harry deli gibi odayi asti. Hedwig'in kafesini
    yakaladigi gibi pencereye dogru bir kosu kopardi ve kafesi Ron'a uzatti. Tam sifoniyere dogru
    segirtiyordu ki, Vernon Eniste kilitli olmayan kapiya küt küt vurdu. Kapi da ardina kadar açildi.
    Vernon Eniste bir an kapi esiginde dönmüs gibi kaldi, sonra kizgin bir boga gibi bir bögürtü kopardi.
    Harry'ye dogru baliklama dalarak onu ayak bileginden yakaladi.
    Ron, Fred ve George, Harry'nin kollarindan tutup çekebildikleri kadar kuvvetle çektiler.
    "Petunia!" diye kükredi Vernon Eniste. "Kaçiyor! KAÇIYOR!"
    Weasley'ler tüm güçleriyle çektiler ve Harry'nin bacagi Vernon Eniste'nin kiskacindan kurtuldu. Harry
    arabaya girip, kapi da simsiki kapaninca, Ron haykirdi: "Ayagini gaza bas, Fred!" Araba da birden ay
    dedeye dogru yola çikti.
    Harry inanamiyordu - özgürdü. Cami indirdi, gece havasi saçini kamçilarken, Privet Drive'in gittikçe
    küçülen çatilarina bakti. Vernon Eniste, Petunia Teyze ve Dudley, dilleri tutulmus gibi Harry'nin
    penceresinden bakiyorlardi.
    "Bir dahaki yaza görüsürüz!" diye haykirdi Harry.
    Weasley'ler kahkahadan kirilirken, Harry de, agzi kulaklarinda, koltuguna yaslandi.
    Ron'a, "Hedwig'i çikar," dedi, "arkamizdan uçabilir. Kanatlarini söyle bir uzatamayali çok oldu."
    George tokayi Ron'a verdi. Bir saniye sonra Hedwig neseyle pencereden disari süzülmüs, bir hayalet gibi
    yanlari sira kayarcasina uçuyordu.
    "Ee... Anlat bakalim, Harry," dedi Ron, sabirsizlikla. "Neler oldu?"
    Harry onlara Dobby hakkinda her seyi anlatti,
    Harry'ye uyarida bulunmasini, menekseli puding fiyaskosunu. Söylediklerini bitirdiginde ortaya saskinlik
    dolu bir sessizlik çoktu.
    Fred sonunda, "Bu iste bir is var," dedi.
    "Bir bityenigi oldugu kesin," diye dogruladi George. "Demek bütün bu komplolari sözde kimin kurdugunu
    sana söylemedi bile, ha?"
    "Sanirim söyleyemedi," diye cevap verdi Harry "Dedim ya, agzindan bir sey kaçirir gibi oldugu her an,
    basini duvara vurmaya basliyordu."
    Fred ve George'un birbirlerine baktiklarini gördü.
    "Ne var, sizce bana yalan mi söylüyordu?" diye sordu Harry.
    "Eh," dedi Fred, "söyle diyelim - ev cinlerinin kendi güçlü sihirleri vardir, ama çogu kez, efendilerinin izni
    olmadan bunu kullanamazlar. Sanirim ihtiyar Dobby senin 'Hogwarts’a geri dönmeni durdurmak için
    gönderildi. Biri bunu espri sanmis olmali. Okulda sana karsi kin güden biri varmi?"
    Harry ve Ron bir agizdan ve derhal, "Evet," dediler.
    "Draco Malfoy," diye açikladi Harry. "Benden nefret ediyor."
    George, arkaya dönerek, "Draco Malfoy mu?" dedi. "Lucius Malfoy'un oglu degil ya?"
    "Öyle olmali, sik rastlanan bir isim degil çünkü," dedi Harry. "Neden sordun?"
    "Babam ondan söz ederken duydum. Kim-Oldugunu-Bilirsin-Sen'in en siki destekçilerinden biriymis."
    Harry’ye bakmak için boynunu uzatan Fred, "Ve Kim-Oldugunu-Bilirsin-Sen yok olunca," dedi, "Lucius
    Malfoy geri gelip hiç de böyle bir sey kastetmedigini söyledi. Palavranin daniskasi - babam onun
    Kim-Oldugunu-Bilirsin-Sen'in en yakinlarindan biri oldugunu düsünüyor."
    Harry de Malfoy ailesi hakkindaki bu söylentileri daha önceden duymustu, onun için hiç sasirmadi. Draco
    Malfoy'un yaninda Dudley Dursley bile müsfik, düsünceli ve hassas bir çocuk gibi görünebilirdi.
    "Malfoy’larin bir ev cini olup olmadigini bilmiyorum..." dedi.
    "Eh, sahipleri eski bir buyucu ailesi olmali," dedi Fred, "ve mutlaka da zenginlerdir."
    George, "Evet," dedi, "annem hep ütü yapsin diye bir ev cini ister. Ama bizim sadece tavan arasinda
    berbat, yasli bir gulyabanimizle bahçeye yayilmis yercücelerimiz var. Ev cinleri büyük malikânelerde,
    satolarda ve böyle yerlerde bulunur. Bizim evde cine rastlamazsin..."
    Harry susuyordu. Draco Malfoy çogu kez her seyin en iyisini kullandigina göre, aile buyucu altinina
    gömülmüs olmaliydi. Malfoy'u büyük bir malikânede çalimli çalimli dolasirken görür gibi oldu Harry'nin
    Hogwarts'a dönmemesi için aile hizmetkârini göndermek de tam Malfoy'un yapacagi türden bir seye
    benziyordu. Yoksa Harry, Dobby'yi ciddiye alarak aptallik mi etmisti?
    "Neyse," dedi Ron, "seni almaya geldigimize sevindim. Mektuplarimin hiçbirine cevap vermeyince bayagi
    endiselenmeye baslamistim. Önce Errol'in kabahati sandim..."
    "Erroll da kim?"
    "Baykusumuz. Yasli mi yasli. Bir teslimatta yikilip kalirsa, bu ilk olmayacak. Ben de Hermes'i ödünç
    almaya çalistim..."
    "Kimi?"
    "Annemle babamin sinif baskani seçilince Percy'ye aldiklari baykus," dedi Fred ön koltuktan.
    "Ama Percy onu bana ödünç vermedi. Ona lazimmis, öyle dedi."
    George kaslarini çatti. "Percy bu yaz çok garip davraniyor. Bir sürü mektup gönderiyor ve vaktinin
    çogunu odasina kapanmis halde geçiriyor... Yani, bir sinif baskani rozetini parlatmak için insana belli bir
    zaman yeter... Çok batiya kaydin, Fred," diye ekledi, gösterge tablosundaki bir pusulaya isaret ederek.
    Fred, direksiyonu kivirdi.
    Harry, alacagi cevabi tahmin etse de, "Peki, babaniz arabayi aldiginizi biliyor mu?" diye sordu.
    "Ee, hayir," dedi Ron. "Bu gece çalismasi gerekiyor. Umarim annem arabayi uçurdugumuzu fark etmeden
    onu garaja döndürmeyi basaririz."
    "Baban Sihir Bakanligi'nda ne is yapiyor peki?"
    "En sikici bölümde çalisiyor," dedi Ron. "Muggle Esyalarinin Kötüye Kullanimi Dairesi."
    "Ne dedin?"
    "Muggle'larin yaptigi seyleri büyülemekle ilgili, anliyorsun ya, sonunda bir Muggle dükkânina ya da evine
    giderlerse diye. Örnegin geçen yil yasli bir cadi öldü, çay takimi da bir antikaci dükkânina satildi. Onu
    alan Muggle kadin, evine götürüp arkadaslarina onunla çay ikram etmeye çalisti. Bir kâbustu - babam
    haftalarca fazla mesai yapti."
    "Ne oldu?"
    "Çaydanlik aklini kaçirdi, her yere kaynar çay püskürttü. Bir adam, burnuna kenetlenmis seker
    tutacagiyla hastaneye kaldirildi. Babam da çilgina dönmüstü, bürosunda sadece o var, bir de Perkins adli
    yasli bir büyücü. Isi örtbas etmek için Hatirlama Muskalari falan yapmak zorunda kaldilar..."
    "Ama baban... bu araba..."
    Fred güldü. "Evet, babam Muggle'lara ait her seye bayilir, sundurmada bir sürü Muggle esyasi var.
    Parçalarina ayirir, büyü yapar, yeniden birlestirir. Eger bizim eve baskin yapsaydi, kendisini derhal
    tutuklamasi gerekirdi. Bu durum annemi çildirtiyor."
    George, ön camdan asagi sarkarak, "Iste anayol," dedi. "On dakikada orda oluruz... Iyi de olur, hava
    aydinlaniyor..."
    Doguda, ufukta pembemsi bir parilti görülüyordu.
    Fred arabayi asagi dogru indirdi ve Harry yamali bohçaya benzer tarlalarla bir agaçlik gördü.
    "Köyün biraz disindayiz," dedi George. "Ottery St Catchpole..."
    Uçan araba daha, daha da asagi indi. Artik parlak kirmizi bir günesin ucu, agaçlar arasindan parildamaya
    baslamisti.
    "Sobe!" dedi Fred, hafif bir sarsintiyla yere çarptiklarinda. Küçük bir bahçede viran bir garajin yanma
    inmislerdi. Harry, Ron'un evini ilk kez gördü.
    Sanki bir vakitler büyük, tas bir domuz ahiriymis, ama oraya buraya odalar eklenmis ve sonunda ev
    birkaç katli hale gelmis gibiydi. Öyle egriydi ki, sanki sihirle ayakta duruyordu (Harry kendi kendine
    bunun olabilecegini hatirlatti). Kirmizi damin üstüne dört ya da bes baca konmustu. Giris yakininda yere
    saplanmis, bir tarafi egrilmis bir tabelada "Kovuk" yaziliydi. Ön kapinin çevresinde karmakarisik bir lastik
    çizme yigini ile çok pasli bir kazan vardi. Birkaç sisman kahverengi tavuk, bahçede orayi burayi
    gagaliyorlardi. "Pek bir sey degil," dedi Ron. Privet Drive'i düsünen Harry, sevinçle, "Harika," diye cevap
    verdi. Arabadan indiler.
    "Simdi çok sessizce yukari çikalim," dedi Fred, "ve annemin bizi kahvaltiya çagirmasini bekleyelim. Sonra
    Ron, sen kosarak merdivenlerden inersin, 'Anne, bak gece kim geldi!' dersin. O da Harry'yi gördügüne
    çok memnun olur, hiç kimsenin arabayi uçurdugumuzu bilmesi gerekmez."
    "Tamam," dedi Ron. "Gel hadi, Harry, benim uyudugum..."
    Ron pis yesil bir renge büründü, gözleri eve dikildi. Öbür üçü hizla geriye döndü.
    Mrs Weasley tavuklari ürküterek bahçeyi geçmis, geliyordu Dogrusu, kisa, tombul, müsfik yüzlü bir
    kadin olarak, kiliç disli bir kaplana inanilmayacak kadar benziyordu.
    "Ah," dedi Fred.
    "Eyvahlar olsun," dedi George.
    Mrs Weasley onlarin önünde durdu, elleri belinde, bir suçlu yüzden digerine bakti. Üstünde, cebinin
    birinden bir asanin disari çiktigi çiçekli bir önlük vardi.
    "Demek öyle."
    George, besbelli sen sakrak, gönül alici oldugunu sandigi bir sesle, "Günaydin, anne," dedi.
    Mrs Weasley, öldürücü bir fisiltiyla, "Ne kadar üzüldügüm hakkinda hiçbir fikriniz var mi?" diye sordu.
    "Özür dileriz, anne, ama anliyorsun ya, mecburen..."
    Mrs Weasley'nin üç oglu da ondan uzundu, ama öfkesi tepelerinde patlarken hepsi küçüldü gitti.
    "Yataklar bos! Not yok! Araba gitmis... çarpabilirdiniz... üzüntüden deliye döndüm... sizin umurunuzda
    mi?., asla, ömrüm oldukça... bekleyin hele, babaniz eve gelsin, Bili ya da Charlie ya da Percy'de basimiza
    hiç böyle seyler gelmemisti..."
    "Kusursuz Percy," diye mirildandi Fred.
    "PERCY'NIN KITABINDAN BIR YAPRAK BILE ALSAN SANA FAYDASI OLUR!" diye
    haykirdi Mrs Weasley, parmagiyla Fred'in gögsünü dürterek. "Ölebilirdiniz, görülebilirdiniz, babanizin isini
    kaybetmesine neden olabilirdiniz..."
    Saatlerce devam etti sanki. Mrs Weasley, ancak bagira bagira sesi kisildiktan sonra,geriye çekilen
    Harry'ye döndü.
    "Seni gördügüme çok sevindim, Harry, canim," dedi. "Içeri gel de kahvalti et."
    Döndü ve evden içeri girdi, kendisine cesaret verircesine basini sallayan Ron'a endiseli bir bakis atan
    Harry de onu izledi.
    Mutfak küçük ve hayli sikisikti. Ortasinda ovulmus bir tahta masa ile iskemleler vardi, Harry iskemlesinin
    kenarina iliserek etrafa bakti. Daha önce hiç büyücü evine girmemisti.
    Karsisindaki duvarda asili saatin sadece bir kolu vardi, üzerinde numara da yoktu. Saatin kiyisina "Çay
    yapma vakti", "Tavuklari yemleme vakti" ve "Geç kaldin" gibi seyler yazilmisti. Kitaplar söminenin
    üzerinde üç sira halinde yerlestirilmisti. Adlari, Kendi Peynirini Kendin Büyük, Yemekte Sihir ve Bir
    Dakikalik Sölen - Buna Sihir Denir! olan kitaplar. Ve eger Harry'nin kulaklari onu aldatmiyorsa,
    lavabonun yanindaki eski radyo az önce "Kadin büyücü Celestina Warbeck'in popüler sarkilariyla Cadilar
    Saati"ni ilan etmisti.
    Mrs Weasley biraz rastgele sekilde kahvaltiyi hazirlayarak tangirdiyor, tavaya sosis atarken de pis pis
    ogullarina bakiyordu. Arada bir "aklinizdan ne geçiyordu bilmem" ve "dünyada inanmazdim" gibi seyler
    mirildaniyordu.
    Harry'nin tabagina sekiz dokuz sosis atarak, "Sana kabahat bulmuyorum, canim," diye onu rahatlatti.
    "Arthur ve ben senin için de kaygilandik. Daha dün gece,eger cumaya kadar Ron'a yazmazsan seni gelip
    kendimiz aliriz diyorduk. Ama sahiden de" (simdi de tabagina yagda pismis üç yumurta ekliyordu),
    "yasadisi bir arabayla ülkenin yarisini geçmek - herkes sizi görebilirdi..."
    Asasini kayitsizca lavaboda birikmis bulasiklara dogru salladi, arkada pitir pitir sesler çikararak kendi
    kendilerine temizlenmeye koyuldular.
    "Hava bulutluydu, anne!" dedi Fred.
    "Sen yemek yerken agzini kapali tut bakayim!" diye cevabi yapistirdi Mrs Weasley.
    "Onu açliktan öldürüyorlardi, anne!" dedi George.
    "Sen de!" dedi Mrs Weasley, ama Harry'nin ekmegini dilimleyip üstüne tereyagi sürerken yüzünün ifadesi
    birazcik daha yumusamisti.
    Tam o anda upuzun gecelik giymis ufak, kizil saçli birinin mutfakta görünüp küçük, tiz bir çiglik attiktan
    sonra yeniden disari kaçisi herkesin dikkatini dagitti.
    Ron, yavas sesle Harry’e, "Ginny," dedi. "Kiz kardesim. Bütün yaz senden söz etti."
    "Evet, imzani istemesi yakindir, Harry," dedi Fred, siritarak. Ama annesiyle göz göze gelir gelmez, tek
    kelime daha etmeden basini tabagina egdi. Dört tabak temizlenene kadar baska hiçbir sey konusulmadi,
    tabaklarin temizlenmesi de sasilacak kadar kisa sürdü.
    Fred, biçagini ve çatalini sonunda elinden birakarak, "Vay canina, yorulmusum," dedi. "Sanirim yatmaya
    gidecegim ve..."
    "Hayir," diye sözünü kesti Mrs Weasley. "Bütün gece ayakta durmak senin kendi hatan. Sen benim için
    bahçedeki yercücelerini ayiklayacaksin. Tamamen bas edilmez bir hal aliyorlar."
    "Ama anne..."
    "Ve siz ikiniz de," dedi annesi, gözlerinden simsekler çakarak. Harry'ye ise, "Sen yukari çikabilirsin
    canim," dedi. "Onlardan o rezil arabayi uçurmalarini istemedin sen."
    Ama kendini cin gibi uyanik hisseden Harry atilip, "Ron'a yardim edecegim," dedi. "Yercücelerinin nasil
    temizlendigini hiç görmemistim çünkü..."
    "Çok tatlisin, sekerim, ama sikici bir istir. Bakalim Lockhart bu konuda ne diyor?"
    Söminenin üstündeki yigindan agir bir kitap çekti. George inledi.
    "Anne biz bahçedeki yercücelerini nasil ayiklayacagimizi biliyoruz."
    Harry, Mrs Weasley'nin kitabinin kapagina bakti. Üzerinde boylu boyunca süslü altin harflerle Gilderoy
    Lockhart'in Ev Zararlilari Rehberi yaziyordu. Ön kapakta çok yakisikli, dalgali sari saçli ve parlak mavi
    gözlü bir büyücünün koca bir resmi vardi. Büyücüler dünyasinda hep oldugu gibi, fotograf hareket
    ediyordu. Harry'nin Gilderoy Lockhart oldugunu sandigi büyücü onlarin hepsine edepsizce göz kirpip
    duruyordu. Mrs Weasley de ona tebessüm etti.
    "Ah, müthis," dedi. "Gerçekten de ev zararlilarini iyi biliyor, harika bir kitap..."
    Fred, çok iyi duyulan bir fisiltiyla, "Annem ondan hoslaniyor," dedi.
    Mrs Weasley, "Gülünç olma, Fred," diye yanitladi, yanaklari bayagi pembelesmisti. "Peki, eger
    Lockhart'tan daha iyi bildigini düsünüyorsan, yürü, yap bakalim. Ve ben disari teftise geldigimde o
    bahçede tek bir yercücesi kaldiysa Tanri yardimcin olsun."
    Weasley'ler esneyerek ve homurdanarak, arkalarinda Harry ile, omuzlari yorgunluktan düsmüs halde
    disari çiktilar. Bahçe büyüktü ve Harry'nin gözünde, tam bir bahçenin olmasi gerektigi gibiydi. Dursley'ler
    hoslanmazdi bir sürü yabani ot vardi, çimlerin de biçilmesi gerekiyordu ama duvar boyu bogum bogum
    agaçlar siralanmisti, her çiçek tarhindan Harry'nin hiç görmedigi çiçekler fiskirmisti. Kurbaga dolu koca
    yesil bir havuz da vardi.
    Harry, çimenlikten geçerlerken Ron'a, "Muggle'larin da bahçe yercüceleri vardir, biliyorsun," dedi.
    "Evet," dedi, basi bir sakayik yigininin içinde, iki büklüm egilmis Ron. "Yercücesi oldugunu sandiklari o
    seyleri gördüm. Balik oltalari olan küçük, sisko Noel Babalara benziyorlar..."
    Siddetli bir itisme gürültüsü duyuldu, sakayiklar titredi ve Ron dogruldu. "Bu bir yercücesi," dedi hasin bir
    edayla.
    "Brrak beni! Birak beni!" diye cikledi yercücesi.
    Kesinlikle Noel Baba gibi bir sey degildi. Küçüktü, deridenmis gibiydi, tipki patatese benzeyen büyük,
    dügüm dügüm, kel bir kafasi vardi. Nasirli küçük ayaklariyla tekme atarken, Ron onu kol mesafesinde
    tuttu. Ayak bileklerinden yakalayip tepe üstü çevirdi.
    "Böyle yapman gerekir," dedi. Yercücesini basinin üstüne kaldirdi ("Birak beni!") ve kement gibi büyük
    daireler halinde çevirmeye basladi. Harry'nin yüzündeki sok ifadesini görünce de ekledi. "Bu onlarin canini
    yakmaz baslarini iyice döndürmelisin ki, yercücesi deliklerinin yolunu bulamasinlar."
    Yercücesinin bileklerini birakti, havada alti yedi metre uçan yercücesi, çitin ötesindeki tarlaya küt diye
    indi.
    "içler acisi," dedi Fred. "Bahse girerim ki ben benimkini o kütügün ötesine yollarim."
    Harry kisa süre sonra yercucelerine fazla acimamayi ögrendi. Ilk yakaladigini hemen çitin gerisine
    birakmaya karar vermisti, ama zaafi hisseden yercücesi ustura gibi dislerini Harry'nin parmagina batirdi, o
    da yercücesini silkelemekte güçlük çekiyordu. Ta ki...
    "Vay canina, Harry - nerdeyse yirmi metre..."
    Çok geçmeden hava uçan yercüceleriyle dolmustu.
    George, bir seferde bes alti yercücesi birden yakalayip, "Görüyorsun, fazla zeki degiller," dedi.
    "Yercücesi ayiklama isinin basladigim anlar anlamaz hepsi bakmak için yukari firliyor. Simdiye kadar
    asagida kalmayi ögrenmis olurlar sanirsin."
    Az sonra tarladaki yercuceleri sendeleyen bir hat olusturmus, küçük omuzlarini içeri çekmis
    uzaklasiyor-lardi.
    Onlarin tarlanin diger tarafindaki çitin ötesinde gözden kaybolmalarini seyrederlerken, "Geri dönecekler,"
    dedi Ron. "Buraya bayiliyorlar... Babam onlara çok yumusak davraniyor, komik olduklarini düsünüyor..."
    Tam o sirada ön kapi çarpildi.
    "Geri döndü!" dedi George. "Babam geldi!"
    Kosarak bahçeden geçip eve girdiler.
    Mr Weasley gözlügünü çikarmis, gözlerini de yummus, mutfak iskemlesine yigilmisti. Zayif bir adamdi,
    tepesi açiliyordu, ama kalmis olan saçi tipki çocuklarininki gibi kipkizildi. Tozlu ve dolasmaktan eskimis
    uzun yesil bir cüppe giymisti.
    "Ne gece ama," diye mirildandi, hepsi etrafina oturmaya baslarken çaydanliga uzanarak. "Dokuz baskin.
    Dokuz! Ve ihtiyar Mundungus Fletcher arkam dönükken nazar etmeye kalkisti..."
    Mr Weasley koca bir yudum çay aldi ve içini çekti.
    "Bir sey bulabildin mi, baba?" diye sordu Fred, hevesle.
    "Bütün elime geçen birkaç tane çekip küçülmüs kapi anahtariyla isiran bir çaydanlik oldu," diye esnedi
    Mr Weasley. "Ama benim bölümümü ilgilendirmeyen bayagi pis seyler vardi. Mortlake pek garip birtakim
    dag gelincikleri için sorgulanmak üzere götürüldü, ama neyse ki bu Deneysel Büyüler Komitesi'nin isi,
    Tanri'ya sükür..."
    George, "Insanlar niye anahtarlari küçültme zahmetine katlansin ki?" diye sordu.
    "Muggle'lari yemlemek için iste," diye içini çekti
    Mr Weasley. "Onlara çekip küçülerek sonunda sifira inen bir anahtar sat ki, ihtiyaçlari oldugu zaman asla
    bulamasinlar... Tabii, bu yüzden mahkûm etmek çok zor, çünkü hiçbir Muggle anahtarinin durmadan
    çekip küçüldügünü kabul etmez - boyuna kaybediyoruz diye israr ederler. Tanri yardimcilari olsun,
    gözlerinin içine bakiyor olsa da sihri görmezlikten gelmek için akla gelen her seyi yaparlar. Ama
    bizimkilerin sihir yaptiklari seyleri de söylesem inanmazsiniz -"
    "ARABALAR GIBI MI, ÖRNEGIN?
    Mrs Weasley, elinde kiliç gibi tuttugu uzun bir ates karistiracagiyla görünmüstü. Mr Weasley yerinde
    zipladi, gözleri bir anda açildi. Suçlu suçlu karisina bakti.
    "Ara... arabalar mi, Mollycigim?"
    "Evet, Arthur, arabalar," dedi Mrs Weasley, gözlerinden simsekler saçarak. "Düsün simdi, bir büyücü
    pasli eski bir araba aliyor, karisina bütün yapmak istediginin arabayi parçalarina ayirarak nasil çalistigini
    görmek oldugunu söylüyor, oysa aslinda uçsun diye ona sihir yapiyor."
    Mr Weasley gözlerini kirpistirdi.
    "Eh, sekerim, bence gene de yasalar dahilinde kaldigini göreceksin, yani tabii... sey... karisina gerçegi
    söylemis olsa daha iyi ederdi ama... Yasada bir bosluk oldugunu göreceksin... Arabayi uçurmaya
    niyetlenmedigi sürece, arabanin uçuyor olabilmesi aslinda..."
    "Arthur Weasley, o yasayi yazdiginda bir bosluk olmasini sagladin!" diye bagirdi Mrs Weasley.
    "Sagladinki, sundurmandaki bütün o Muggle süprüntüleriyle tamircilik yapmaya devam edebilesin! Ve
    bilgine sunulur, Harry bu sabah senin uçurmaya niyetlenmedigin arabayla geldi!"
    "Harry mi?" dedi Mr Weasley bos bos. "Harry kim?"
    Etrafina bakti, Harry'yi gördü, siçradi.
    "Hey Tanrim, Harry Potter mi? Tanistigimiza çok sevindim. Ron bize sizden o kadar çok bahset...
    "Ogullarin dun gece Harry'nin evine gidip gelmek için o arabayi uçurdular!" diye haykirdi Mrs Weasley.
    "Bakalim bu konuda söyleyecek bur seyin var mi?"
    "Sahiden uçtunuz mu?" diye sordu Mr Weasley hevesle. "Isler yolunda gitti mi bari? Yani... yani demek
    istiyorum ki..." Lafini sasirdi. Mrs Weasley'nin gözleri simsek çaktiriyordu çünkü. "Bu... bu çok yanlis bir
    sey çocuklar gerçekten çok yanlis..."
    Mrs Weasley iri bir kurbaga gibi sisinirken, Ron, Harry’e, "Birakalim ne halleri varsa görsünler," dedi.
    "Gel, sana yatak odami gösterecegim."
    Mutfaktan sivistilar ve dar bir koridordan geçip çarpik bir merdivene geldiler. Merdiven, ev içinde
    zikzaklar çizip yükseliyordu. Üçüncü sahanlikta bir kapi aralik duruyordu. Pat diye çarpilmadan önce,
    Harry bir çift parlak kahverengi gözün ona dikilmis bakisini yakaladi.
    "Ginny," dedi Ron. "Bu kadar utangaç olmasi ne kadar garip, bilmiyorsun, normalde çenesini hiç
    kapatmaz.
    Iki kat daha çikip, boyasi soyulan ve üzerinde "Ronald'in Odasi" yazili küçük bir levha olan bir odaya
    geldiler.
    Harry, basi neredeyse egimli tavana degerek içeri girdi ve gözlerini kirpistirdi. Bir firinin içine girer gibiydi:
    Ron'un odasindaki her sey turuncunun vahsi bir tonundaydi: yatak örtüsü, duvarlar, hatta tavan. Derken
    Harry, Ron'un, eski püskü duvar kâgidinin neredeyse her santimetre karesini ayni cadilar ve büyücülerin
    posterleriyle kapladigini fark etti. Hepsi parlak turuncu cüppeler giyiyor, süpürge tasiyor ve enerjik bir
    sekilde el salliyorlardi.
    "Quidditch takimin mi?" diye sordu Harry.
    "Chudley Cannons," dedi Ron, devasa büyüklükte iki siyah C harfi ve hizlanan bir top güllesinin arma
    olarak üslendigi turuncu yatak örtüsünü isaret ederek. "Ligde dokuzuncu."
    Ron'un okul büyü kitaplari düzensiz bir sekilde bir köseye yigilmisti, hemen yanlarinda bir yigin çizgi
    roman vardi, hepsi de Çilgin Muggle Martin Miggs'in Maceralari’ni anlatiyor gibiydi. Ron'un sihirli asasi
    pencere pervazinda saydam kurbaga yumurtalariyla dolu bir akvaryumun üstünde duruyordu.
    Akvaryumun hemen yaninda, günesli bir noktada sisman kursuni fare Scabbers sekerleme yapiyordu.
    Harry yerde duran bir deste Kendi-Kendini-Karistiran iskambile basti ve minik camdan disari bakti.
    Çok asagidaki tarlada, Weasley'lerin çitinden içeri teker teker, sinsi sinsi sizan bir yercücesi çetesini
    görebiliyordu.
    Sonra ona adeta endiseli sekilde, sanki yargisini beklermis gibi bakan Ron'a döndü.
    "Biraz küçük," dedi Ron hemen. "Muggle'lann yanindaki odan gibi degil. Ve tavan arasindaki
    gulyabaninin hemen altindayim, hep borulara vurup inilder..."
    Ama Harry, agzi kulaklarinda, "Bu benim içine girdigim en güzel ev," dedi.
    Ron'un kulaklari pespembe kesildi.

  4. #4
    Durumu
    Çevrimdışı
    Master of Death - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    I'm Potterhead ∞
    Üyelik tarihi
    16.Aralık.2010
    Mesajlar
    8,026
    Tecrübe Puanı
    9915

    Standart

    BESINCI BÖLÜM
    Samarci Sögüt

    Yaz tatilinin sonu, Harry'ye göre pek çabuk geldi. Hogwarts'a geri dönmek istiyordu, ama Kovuk'ta
    geçen bir ayda ömrünün en mutlu günlerini yasamisti. Dursley'leri ve Privet Drive'da bir daha
    göründügünde nasil buyur edilecegini düsündükçe, Ron'u kiskanmaktan kendini alamiyordu.
    Son aksamlarinda Mrs Weasley, sihir marifetiyle, Harry'nin en çok sevdigi seylerin hepsini içeren ve agiz
    sulandirici cinsten bir melas pudingiyle noktalanan görkemli bir yemek hazirladi. Fred ve George, aksami
    bir Filibuster maytaplan gösterisiyle sona erdirdiler. Mutfagi, en azindan yarim saat sureyle tavandan
    duvara ziplayip duran kirmizi ve mavi yildizlarla doldurdular. Derken sira son bir fincan sicak çikolataya,
    sonra da yataga geldi.
    Ertesi sabah yola çikmak çok vakit aldi. Horoz öter ötmez kalkmislardi, ama nasilsa daha yapacak pek
    çok is var gibiydi. Mrs Weasley keyifsiz bir sekilde, yedek çorap ve tüy kalemleri arayarak saga sola
    kosturuyordu, insanlar yari yariya giyinmis, ellerinde kizarmis ekmek dilimleriyle merdivenlerde birbirine
    çarpiyordu. Mr Weasley ise Ginny'nin sandigini arabaya tasirken bahçede serseri bir tavuga çarpip düstü,
    az daha boynu kiriliyordu.
    Harry sekiz kisinin, alti büyük sandigin, iki baykusun ve bir farenin nasil olup da küçük bir Ford Anglia'ya
    sigacagini anlamiyordu. Mr Weasley'nin ekledigi özellikleri hesaba katmamisti, tabii.
    Bagaji açarak, sandiklar kolayca sigacak sekilde nasil sihirle genisletilmis oldugunu Harry'ye gösterirken,
    "Molly'ye tek kelime etmek yok ha," diye fisildadi.
    Sonunda hepsi arabaya binince, Mrs Weasley, Harry, Ron, Fred, George ve Percy'nin yan yana rahat
    rahat oturdugu arka koltuga bakti ve, "Muggle'lar gerçekten de sandigimizdan çok sey biliyor, degil mi?"
    dedi. O ve Ginny, bir park sirasina benzeyecek sekilde uzatilmis ön koltuga geçtiler. "Yani, disardan
    bakinca bu kadar genis oldugunu hiç anlamazsiniz, degil mi?"
    Mr Weasley motoru çalistirdi. Yuvarlana yuvarlana bahçeden disari çikarlarken, Harry eve son kez
    bakmak için arkasina döndü. Onu ne zaman yeniden görecegini merak etmesine firsat kalmadan geri
    döndüler: George, Filibuster maytap kutusunu unutmustu. Ondan bes dakika sonra da bahçede kayarak
    durdular ki Fred süpürgesini almak için eve girebilsin. Ginny feryat edip güncesini unuttugunu söylediginde
    hemen hemen otoyola çikmislardi. O yeniden güçbela arabaya tirmandiginda ise çok gecikmislerdi,
    herkesin de sinirleri gerilmisti.
    Mr Weasley önce saatine, sonra karisina bakti.
    "Molly, canim..."
    "Hayir, Arthur."
    "Kimse görmez. Buradaki küçük dügme, benim koydugum bir Görünmezlik Motoru. Bizi havalandirir,
    sonra da bulutlarin üzerinde uçariz. 10 dakikada orada oluruz, kimsenin de haberi olmaz..."
    "Hayir, dedim, Arthur, gün isiginda olucak sey degil."
    King's Cross'a on bire çeyrek kala vardilar. Mr Weasley yolu kosarak geçip sandiklar için araba buldu.
    Sonra da, bir telas, hepsi istasyona kostu.
    Harry bir yil önce Hogwarts Ekspresi'ne binmisti. Isin zor yani, Muggle gözlerine görünmeyen Peron
    Dokuz Üç Çeyrek'e girmekti. Bunu yapmak için dokuz ve on sayili peronlari ikiye bölen kati bir bölmenin
    içinden geçmeniz gerekiyordu. Insanin cani acimiyordu, ama Muggle'lardan hiçbiri sizi yok olurken fark
    etmesin diye dikkat etmek gerekiyordu.
    Bölmeden geçip kayitsiz bir edayla yok olmak için sadece bes dakikalari kaldigini gösteren tepedeki
    saate endiseyle bakan Mrs Weasley, "Önce Percy," dedi.
    Percy hizla ilerledi ve yok oldu. Mr Weasley onu izledi, sonra da Fred ve George gitti.
    Mrs Weasley, Harry ve Ron'a, "Ben Ginny'yi aliyorum, siz ikiniz de hemen bizim arkamizdan gelin” dedi.
    Ginny’nin elini siki siki tutup yürüdü. Göz açip kapayana kadar gitmislerdi.
    "Beraber gidelim, bir dakikamiz kaldi," dedi Harry'ye.
    Harry, Hedwig'in kafesinin sandiginin üstüne güvenli bir sekilde tutturdugundan emin olduktan sonra, el
    arabasini bölmeyle karsi karsiya gelecek sekilde sürdü. Kendinden son derece emindi. Bu is Uçuç tozu
    kullanmanin yarisi kader bile rahatsiz degildi. Ikisi de el arabasi tutamaklarinin üzerine egildiler ve gittikçe
    hizlanarak azimle bölmeye dogru yürüdüler. Birkaç metre kala bir kosu kopardilar ve...
    KÜÜT.
    Her iki el arabasi da bölmeye çarpip geriye savruldu. Ron'un sandigi gümbürtüyle yere düstü. Harry
    dengesini kaybedip yuvarlandi, Hedwig'in kafesi ise parlak zemine çarpti, Hedwig canhiras çigliklar
    atarak, yuvarlanarak uzaklasti. Çevrelerindeki herkes onlara bakti, yakindaki bir bekçi de, "Ne halt
    ettiginizi saniyorsunuz siz?" diye bagirdi.
    Harry kalkarken kaburgalarini tutarak, "El arabasinin kontrolünü kaybettim” dedi soluk soluga. Ron,
    Hedwig'i yerden kaldirmaya kostu. Kus öyle bir kiyamet koparmisti ki, çevrelerindeki kalabaliktan
    hayvanlara zalimce davranmakla ilgili miriltilar yükselmeye baslamisti.
    Harry dislerinin arasindan Ron'a, "Niye geçemiyoruz?" dedi.
    "Bilmem..."
    Ron çilgin gibi etrafa baka. On kadar merakli hâlâ onlari izliyordu.
    "Treni kaçiracagiz," diye fisildadi. "Geçisin niye kendini kapattigini anlamiyorum..."
    Harry midesinin tam ortasinda tatsiz bir duyguyla basini kaldirip devasa saate bakti. On saniye... dokuz
    saniye...
    El arabasini ihtiyatla öne dogru sürdü, ta ki bölmeyle tam karsi karsiya gelene kadar. Sonra da bütün
    gücüyle itti. Kati metal yol vermedi.
    Üç saniye... iki saniye... bir saniye...
    Ron sersemlemis halde, "Gitti," dedi. 'Tren gitti. Ya annemle babam dönüp yanimiza gelemezse? Yaninda
    hiç Muggle parasi var mi?"
    Harry aci aci güldü. "Dursley'ler bana alti yildir harçlik vermedi."
    Ron kulagini soguk bölmeye yapistirdi.
    Gergin bir halde, "Hiçbir sey duyamiyorum," dedi. "Ne yapacagiz simdi? Annemle babamin dönüp
    yanimiza gelmesi ne kadar vakit alir, bilmiyorum."
    Etraflarina baktilar. Insanlar hâlâ onlari gözlüyordu, daha çok da Hedwig'in bitmek tükenmek bilmez
    feryatlari yüzünden.
    "Bence en iyisi gidip arabanin yaninda beklemek. Çok fazla dikkat çekiy..."
    "Harry!" dedi Ron, gözleri parlayarak. "Araba!"
    "N'olmus arabaya?"
    "Onunla Hogwarts'a uçabiliriz!"
    "Ama ben saniyordum ki..."
    "Burda takildik kaldik, tamam mi? Ve okula da gitmemiz gerek, ha? Eger gerçekten acil bir durum varsa,
    yasi tutmayan büyücülerin bile sihir kullanmasina izin verilir. Kisitlama'nin on dokuzuncu bölümü mü ne..."
    Harry'nin panik duygusu birden heyecana dönüstü.
    "Uçurabilir misin?"
    Ron el arabasini çikisa döndürerek, "Sorun degil," dedi. "Hadi, gidelim. Acele edersek Hogwarts
    Ekspresi'ni izleyebiliriz."
    Merakli Muggle'lar kalabaliginin arasindan geçerek istasyondan çiktilar, eski Ford Anglia'nin park edilmis
    oldugu yan yola geldiler.
    Ron asasinin birkaç dokunusuyla magarayi andiran bagaji açti. Sandiklarini gerisin geri içeri koydular,
    Hedwig'i arka koltuga yerlestirip kendileri öne oturdular.
    Asasinin bir baska dokunusuyla marsi çalistiran Ron, "Dikkat et, kimse bize bakiyor olmasin," dedi.
    Harry basim pencereden çikardi: Ilerdeki anayolda trafik gürültüyle akiyordu, ama onlarin sokagi bos
    görünüyordu.
    "Tamam "
    Ron, gösterge tablosundaki minik gümüs bir dügmeye basti, içinde bulunduklari araba gözden kayboldu
    onlar da. Harry altindaki koltugun titredigini hissediyordu, motorun sesini duyuyordu, dizlerindeki elleriyle
    burnunun üstündeki gözlügünü de hissediyordu. Ama görebildigi kadariyla, park edilmis arabalarla dolu
    pis bir sokakta yerin biraz yukarisinda havada uçan bir çift gözbebegiydi.
    Sagindan Ron'un sesi, "Gidelim hadi," dedi.
    Yer ile iki yandaki kirli bunlar asagida kaldi, araba yükselince gözden uzaklasti. Birkaç saniye sonra
    bütün Londra, dumanli ve isil isil, altlarinda yatiyordu.
    Derken patlamayi andiran bir ses duyuldu, arabayla Harry ve Ron yeniden görünür hale geldiler.
    "Hey," dedi Ron, Görünmezlik Motoru'nü kurcalayarak. "Bozuk..."
    Ikisi birden dügmeyi yumruklamaya koyuldular. Araba kayboldu. Sonra bir anda geri döndü.
    "Siki tutun!" Ron ayagini gaz pedalina bastirdi, dosdogru alçaktaki pamuk gibi bulutlarin arasina daldilar.
    Her sey donuk ve puslu bir hal aldi.
    Her yandan üstlerine bastiran kalin bulut kitlesine gözlerini kirpistirarak bakan Harry, "Simdi ne
    yapacagiz?" dedi.
    "Hangi yönde gittigimizi anlamak için treni görmemiz gerek."
    "Asagi in öyleyse, çabucak..."
    Gene bulutlarin altina düstüler, koltuklarinda dönerek asagiyi süzdüler...
    "Görüyorum!" diye haykirdi Harry. "Ileride... orda!"
    Hogwarts Ekspresi, kipkirmizi bir yilan misali, asagida ok gibi gidiyordu.
    Gösterge tablosundaki pusulayi kontrol eden Ron, "Kuzeye gidiyor," dedi. "Peki, yarim saatte bir kontrol
    etsek yeter demek ki. Siki tutun..." Bir hamlede bulutlarin içinden yukari geçtiler. Bir dakika sonra bir
    günes isigi pariltisi içine dalmislardi.
    Bambaska bir dünyaydi. Arabanin tekerlekleri pamuksu bulut denizinin kenarina degiyordu, gökyüzü kör
    edici beyazliktaki günesin altinda parlak, bitmez tükenmez bir maviydi.
    "Simdi tek derdimiz, uçaklar," dedi Ron.
    Birbirlerine bakip gülmeye basladilar, sonra da susamadilar bir türlü.
    Sanki akil almaz bir rüyanin içine atilmistilar. Insan ancak böyle yolculuk yapmali, diye düsündü Harry:
    Sicak, parlak günes isigiyla dolu, torpido gözünde koca bir karamela paketi olan bir arabayla kar gibi
    bulut kivrimlari ve kulelerinin yanindan geçmek. Hogwarts satosunun önündeki gepgenis çimenlige
    tereyagindan kil çeker gibi ve pek gösterisli sekilde indiklerinde, Fred ve George'un yüzlerindeki kiskanç
    ifadeyi görme beklentisi de cabasi.
    Gittikçe daha kuzeye giderken düzenli olarak treni kontrol ediyorlardi, bulutlarin altina her indiklerinde
    baska bir manzarayla karsilasiyorlardi. Londra kisa sürede gerilerde kalmisti. Yerini önce derli toplu yesil
    tarlalar almis, sonra genis, morumsu çaliliklar gelmisti. Asagida bazen minik, oyuncaktan farksiz
    kiliseleriyle köyler, bazen de rengârenk karincalan andiran arabalariyla büyük bir kent görünüyordu.
    Ancak olaysiz birkaç saatin ardindan Harry artik durumun baslangiçtaki kadar eglenceli olmadigini kabul
    etmek zorunda kaldi. Karamelalar onlari çok susatmisti ve içecek bir sey yoktu. Ron'la ikisi kazaklarini
    çikarmislardi, ama Harry'nin sirtindaki tisört koltugunun arkasina yapismisti, gözlügü de terli burnundan
    asagi kayip duruyordu. Artik acayip bulut biçimlerini fark etmeyi birakmisti. Özlem içinde binlerce metre
    asagidaki treni düsünüyordu. Insan orada tombul bir cadinin sürdügü el arabasindan buz gibi balkabagi
    suyu alabilirdi. Neden Peron Dokuz Üç Çeyrek'e geçememislerdi ki sanki?
    Saatler sonra, günes altlarindaki buluttan zemine dogru batmaya baslayip bulutlan koyu pembe bir renge
    bururken, Ron karga gibi bir sesle, "Daha da uzakta olamaz, degil mi?" dedi. "Treni kontrol etmeye hazir
    misin?"
    Tren hâlâ tam altlarindaydi, karla kapli daglarin yanindan dolanarak geçiyordu. Bulutlarin tentesi altinda
    hava daha da karanlikti.
    Ron ayagini gaza basti ve arabayi yeniden yükseltti ama, tam o bunu yaparken motor inlemeye basladi.
    Harry ve Ron birbirlerine endiseli bakislar attilar.
    Ron, "Yoruldu herhalde," dedi. "Daha önce hiç bu kadar uzaga gitmemisti..."
    Ve ikisi de, gökyüzü gittikçe kararirken inleme sesinin de gitgide arttigini fark etmiyormus gibi
    davrandilar. Yildizlar karanlikta tomurcuklaniyordu. Harry kazagini yeniden giydi, cam sileceklerinin sanki
    durumu protesto ediyormus gibi daha halsizce hareket etmelerini de görmezlikten gelmeye çalisti.
    "Pek bir sey kalmadi” dedi Ron. Harry'den çok arabayla konusur gibi bir hali vardi. "Artik pek bir sey
    kalmadi." Sonra da kaygili bir edayla gösterge tablosuna oksarcasina vurdu.
    Az sonra yeniden bulutlarin altina indiklerinde, tanidiklari bir nirengi noktasini karanlikta görmek için
    gözlerini kismalari gerekti.
    "iste!" diye haykirdi Harry, Ron'la Hedwig'i de yerlerinden siçratti. "Dosdogru ileride!"
    Gölün üzerindeki yarin tepesinde duran Hogwarts satosunun silueti, birçok kulesiyle karanlik ufka
    vurmustu.
    Ama araba da titremeye ve yükselti kaybetmeye baslamisti.
    "Hadi," dedi Ron kandirmak istercesine, direksiyonu biraz salladi. "Geldik sayilir, hadi..."
    Motor inim inim inledi. Kaportanin altindan ince buhar fiskiyeleri fiskiriyordu. Göle dogru uçarlarken
    Harry kendini koltugunun kenarlarina simsiki yapismis buldu.
    Araba pis bir yalpa vurdu. Camindan bakan Harry, suyun düzgün, kara, parlak yüzeyini bir mil asagida
    gördü. Ron'un direksiyondaki parmaklarinin bogumlari bembeyaz olmustu. Araba yeniden yalpaladi.
    "Hadi," diye mirildandi Ron.
    Gölün üzerindeydiler... sato hemen ilerideydi... Ron ayagini gaza basti. Bir seyler gürültüyle sangirdadi,
    bir cizirti duyuldu ve motor tamamen sustu.
    "Hey," dedi Ron, sessizlige.
    Arabanin burnu düstü. Gittikçe hiz alarak düsüyorlardi, dosdogru kalin sato duvarinin üstüne gidiyorlardi.
    Ron, direksiyonu tam devir döndürerek, "Haayiiir!" diye haykirdi. Araba büyük bir kavis çizerken tas
    duvara vurmaktan birkaç santimle kurtuldular. Karanlik seralarin üzerinde uçtular, sonra sebze tarhini
    geçtiler, onun ardindan da siyah çimenleri. Bu arada boyuna yükselti kaybediyorlardi.
    Ron direksiyonu büsbütün birakip arka cebinden asasini çikardi.
    "DUR! DUR!" diye bagirdi, bir yandan da gösterge tablosuyla ön cama pat pat vuruyordu. Ama hâlâ
    asagi düsüyorlardi, toprak hizla onlara dogru yükseliyordu.
    "O AGACA DIKKAT ET!" diye bögürdü Harry, direksiyona atildi, ama çok geç...
    KÜÜT.
    Madenin tahtaya vurmasindan çikan sagir edici patirtiyla koca agaç gövdesine çarptilar ve yere vurdular.
    Ezilen kaportanin altindan buhar dalgalari çikiyordu. Hedwig dehset içinde bagiriyordu. Harry'nin basini
    ön cama vurdugu yerde golf topu büyüklügünde bir sis zonkluyordu. Saginda ise Ron pes perdeden
    umutsuz bir inilti kopardi.
    "Iyi misin?" dedi Harry hemen.
    Ron, sesi titreyerek, "Asam," dedi. "Asama bak."
    Asa kirilmis, nerdeyse ikiye ayrilmisti. Birkaç kiymigin tuttugu ucu gevsek gevsek sarkiyordu.
    Harry okulda tamir edeceklerinden emin oldugunu söylemek için agzini açiyordu ama, söze baslayamadi
    bile. Tam o anda arabanin onun oldugu tarafina bir sey vurdu. Hem de saldiran bir boganin gücüyle. Bu
    vurus onu yana, Ron'a dogru savurdu. Tam o sirada, ayni derecede saglam bir darbe de arabanin
    tavanina geldi.
    "N'oluyo..."
    Ön camdan disari bakan Ron solugunu tuttu, Harry de basini çevirdi ve piton kadar kalin bir dalin ön
    cama vurdugunu gördü. Çarptiklari agaç onlara saldiriyordu. Gövdesi neredeyse ortadan ikiye egilmisti,
    bogum bogum dallariyla arabanin erisebildigi her santimetre karesine darbeler indiriyordu.
    Bir baska büyük dal kapida büyük bir göçük meydana getirirken, Ron, "Aaah!" diye bagirdi. Ön cam
    simdi yumruk halini almis küçük dallarin darbe saganagi altinda titriyordu. Koçbasi kadar kalin bir baska
    dal ise, içeri göçüyor gibi olan çatiya kudurmusçasina vuruyordu...
    "Kaç, canini kurtar!" diye bagirdi Ron. Tüm gücüyle kapisina yüklendi, ama bir saniye sonra baska bir
    dalin acimasiz aparkütüyle gerisin geri Harry'nin kucagina düstü.
    Tavan çökerken, "Isimiz bitik!" diye sizildandi. Neyse ki tam o anda arabanin dösemesi titresmeye
    basladi - motor yeniden çalismisti.
    "Geri vites!" diye haykirdi Harry ve araba ok gibi geriye gitti. Agaç hâlâ onlara vurmaya çalisiyordu.
    Hizla erisme mesafesinden uzaklastiklari sirada onlari kamçilamaya çalisirken neredeyse topraktan
    çikmisti, köklerinin gicirdadigini duyabiliyorlardi.
    Ron, soluk soluga, "Ucu ucuna yirttik," dedi. "Aferin, araba."
    Ancak araba da artik gücünün son haddine erismisti. Iki singirdamayla kapilar açildi, Harry koltugunun
    yan yattigini hissetti. Bir an sonra nemli toprak üzerine serilmisti. Gürültülü pat pat sesleri ona arabanin
    esyalarini bagajdan bosalttigini anlatti. Hedwig'in kafesi arabadan uçarak çikti, havada açildi. Hedwig de,
    yüksek öfkeli bir ötüsle, geriye bile bakmadan satoya dogru hizla uçtu. Sonra göçmüs, çizilmis halde,
    buharlar içindeki araba, arka farlari öfkeli öfkeli yanarak karanligin içinde gürleye gürleye uzaklasti.
    Ron arkasindan, "Geri dön!" diye bagirdi, kirik asasini sallayarak. "Babam beni öldürecek!"
    Ama araba, egzozundan çikan son bir homurtuyla gözden kaybolmustu.
    Ron, canindan bezmis halde, fare Scabbers'i almak için egilerek, "Sansimiza inanabiliyor musun?" dedi.
    "Çarpabilecegimiz bütün agaçlar içinde, bize vurarak karsilik verecek bir agaci seçtik."
    Omzunun üstünden geriye, dallarini hâlâ tehdit edici biçimde sallayan ihtiyar agaca bakti.
    Harry, yorgun yorgun, "Hadi," dedi, "yukari, okula gitsek iyi olacak."
    Hiç de hayal ettikleri muzaffer gelis degildi bu. Kaskati, soguk ve zedelenmis halde, sandiklarinin
    ucundan yakaladilar ve onlari otlarla kapli yamaçtan yukari, okulun mese ön kapisina dogru çekmeye
    basladilar.
    "Sanirim sölen baslamis bile," dedi Ron. Sandigini ön merdivenin altinda birakti, isikli bir pencereden içeri
    bakmak için sessizce öte yana geçti. "Hey, Harry, gel de bak Seçme'yi yapiyorlar!"
    Harry bir kosu onun yanina gitti, Ron'la ikisi Büyük Salon'u gözlediler. Dört uzun, kalabalik masanin
    üstünde, havanin ortasinda sayisiz mum uçusuyordu, altin tabaklarla kadehleri parlatiyorlardi. Tepede, hep
    disaridaki gökyüzünü yansitan büyük tavan, yildizlarla isil isildi.
    Ucu sivri, siyah Hogwarts sapkalarinin olusturdugu ormanin arasindan Harry ödü kopmus gibi görünen
    birinci siniflarin tek sira halinde Salon'a girdigini gördü. Ginny de aralarindaydi, capcanli Weasley saçlari
    sayesinde rahatça göze çarpiyordu. Bu arada, saçi simsiki topuz yapilmis gözlüklü bir cadi olan Profesör
    McGonagall, meshur Hogwarts Seçmen Sapkasi'ni yeni gelenlerin önündeki bir tabureye yerlestiriyordu.
    Her yil bu eski, yamali, yipranmis ve pis sapka, Hogwarts'in dört binasina (Gryffindor, Hufflepuff,
    Ravenclaw ve Slytherin) girecek ögrencileri seçerdi. Harry tam bir yil önce onu basina koydugunu ve
    taslasmis bir halde kulagina yüksek sesle mirildandigi karari bekledigini çok iyi hatirliyordu. Birkaç dehset
    verici saniye boyunca sapkanin onu Slytherin'e, digerlerinin hepsinden daha fazla karanlik cadi ve büyücü
    çikarmis olan binaya vereceginden korkmustu. Neyse ki sonunda Ron, Hermione ve geri kalan
    Weasley'lerle birlikte kendini Gryffindor'da bulmustu. Geçen yil Harry ile Ron, Gryffindor'un yedi yildir
    Slytherin'i ilk kez yenip Okul Sampiyonlugu'nu kazanmasina yardimci olmuslardi.
    Küçücük, saçlari kursuni renkli bir oglan sapkayi basina koymaya çagrilmisti. Harry'nin bakislari onun
    üzerinden Okul Müdürü Profesör Dumbledore'un ögretmenler masasindan seçimi izledigi yere kaydi.
    Dumbledore'un uzun gümüs rengi sakali ve yarim ay gözlügü mumlarin isiginda piril piril parliyordu.
    Birkaç iskemle ötede Harry, gökzümrüt rengi cüppesiyle Gilderoy Lockhart'i gördü. En uçta da
    kocaman, bol saçli sakalli, kadehinden doya doya içen Hagrid oturuyordu.
    Harry, "Dur bakalim..." diye mirildandi Ron'a. "Ögretmenlerin masasinda bos bir iskemle var... Snape
    nerede?"
    Profesör Severus Snape, Harry'nin en az sevdigi ögretmendi. Harry de Snape'in en az sevdigi ögrenci
    oluyordu. Zalim, alayci, kendi binasi (Slytherin) disindaki hiçbir ögrencinin sevmedigi Snape, iksir dersim
    okutuyordu.
    Ron umutla, "Belki de hastadir!" dedi.
    "Belki de ayrilmistir. Biliyorsun, Karanlik sanatlara Karsi Savunma dersini gene elden k ediyor ve..."
    Ron coskuyla, "Hatta kovulmus olabilir," dedi. "Yani, herkes ondan nefret
    "Ya da," dedi arkalarindan gelen buz gibi bir ses, "ikinizin neden okul treniyle gelmedigini duymayi
    bekliyordur."
    Harry hizla arkasina döndü. Orada, kara cüppesi soguk bir esintiyle dalgalanarak, Severus Snape
    duruyordu. Siska, soluk yüzlü, kanca burunlu, omuzlarina kadar inen yagli saçlari olan bir adamdi. Su
    anda da, Harry ile Ron'a baslarinin adamakilli dertte oldugunu anlatan bir edayla gülümsüyordu.
    "Arkamdan gelin," dedi Snape.
    Harry ve Ron, birbirlerine bakmaya bile cesaret edemeyerek onu merdivenlerden yukari, alev alev yanan
    mesalelerle aydinlatilmis muazzam, bol yankili Giris Salonu'na kadar izlediler. Büyük Salon'dan pek leziz
    bir yemek kokusu dalga dalga yayiliyordu, ama Snape onlari sicaklik ve isiktan uzaga, mahzenlere inen
    dar tas merdivenden asagi götürdü.
    Soguk geçidin ortasindaki bir kapiyi açip parmagiyla isaret ederek, "Içeri!" dedi.
    Titreyerek Snape'in odasina girdiler. Gölgeli duvarlar boyunca, içlerinde Harry'nin o anda isimlerini
    bilmeyi pek de istemedigi her türlü igrenç seyin yüzdügü büyük cam kavanozlar siralanmisti. Sömine
    karanlik ve bostu. Snape kapiyi kapadi, dönüp onlara bakti.
    Yumusak bir edayla, "Demek," dedi, "tren meshur Harry Potter ve sadik yardakçisi Weasley için
    yeterince iyi degil. Gelisimizle bir patirti koparmak istedik, öyle mi, beyler?'
    "Hayir, efendim, King's Cross'taki bölme yüzünden, o..."
    "Sus!" dedi Snape soguk soguk. "Arabayi ne yaptiniz?"
    Ron yutkundu. Bu, Shape'in, Harry'de, düsünceleri okuyormus izlenimini ilk uyandirisi degildi. Ama bir
    ân sonra Snape bugünün Aksam Postasi sayisini açinca,meseleyi anladi.
    Onlara manseti göstererek Görüldünüz," diye tisladi. "UÇAN FORD ANGLIA, MUGGLE'LARI
    SASKINA ÇEVIRIYOR". Yüksek sesle okumaya basladi: "Londra'da iki Muggle, Postane kulesi
    üstünden uçan eski bir araba gördüklerinden eminler... ögleyin Norfolk'ta Mrs Heuy Ehyliss çamasirlarini
    asarken... Peebles'li Mr An-gus Fleet polise bildirdi' ... toplam alti-yedi Muggle. Sanirim baban Muggle
    Esyalarinin Kötüye Kullanimi Dairesi'nde çalisiyor, degil mi?" dedi, Ron'a bakip daha da pis pis
    gülümseyerek. "Vay vay vay... öz oglu..."
    Harry kendini, çilgin agacin daha büyük dallarindan biriyle midesine çok kuvvetli bir darbe yemis gibi
    hissetti. Eger bir tek kisi bile Mr Weasley'nin arabayi büyüledigini anlayacak olursa... bunu hiç
    düsünmemisti...
    "Parkta arama yaparken, çok degerli bir Samara Sögüt'e hatiri sayilir ölçüde hasar verildigim fark ettim,"
    diye devam etti Snape.
    Ron, "O agaç bize, bizim ona verdigimizden daha fazla zarar verdi," diye patladi.
    "Sus dedim! Ne yazik ki benim binamda degilsiniz ve sizi okuldan atma karari bana ait degil. Simdi gidip
    bu mutluluk verici yetkiye sahip olan insanlari çagiracagim. Ikiniz de burada bekleyin."
    Harry ve Ron, bembeyaz yüzlerle birbirlerine baktilar. Harry artik karninin açliginin bile farkinda degildi.
    Su anda kendini son derece hasta hissediyordu. Snape'in masasinin arkasindaki rafta yesil bir siviya
    sarkitilmis uzun, çamurumsu seye bakmamak için kendini zorladi. Snape, Gryffindor binasinin basinda
    olan Profesör McGonagall'i almaya bile gitmis olsa daha iyi durumda sayilmazlardi. Snape'ten daha adil
    olabilirdi, ama gene de kurallara son derece bagliydi.
    On dakika sonra Snape döndü, elbette ki yaninda Profesör McGonagall vardi. Harry daha önce de
    birkaç kez Profesör McGonagal 'i kizgin görmüstü ama, ya agzinin ne kadar incelebilecegini unutmustu ya
    da onu daha önce hiç bu kadar kizgin görmemisti. Girer girmez asasini kaldirdi. Harry de, Ron da
    olduklari yere sindiler, ama o asasini sadece bos sömineye dogru tuttu, birden alevler parladi.
    "Oturun," dedi, ikiside geri geri söminenin yanindaki iskemlelere gittiler.
    Profesör McGonagall gözlügü tekinsiz bir sekilde parildayarak, "Açiklayin” dedi.
    Ron istasyonda onlarin geçmesine izin vermeyen bölmeden alarak, hikâyeye basladi.
    "... yani baska sansimiz yoktu, Profesör, trene binemiyorduk."
    Profesör McGonagall, soguk bir edayla Harry'ye, "Niye bize baykusla mektup yollamadiniz?" diye
    sordu. "Senin bir baykusun olsa gerek."
    Harry agzi açik ona bakakaldi. Besbelli yapmalari gereken buydu, ama ancak o söyleyince
    anlayabilmisti.
    "Ben... ben düsünemedim..."
    "Bu," dedi, Profesör McGonagall, "hemen belli oluyor".
    Kapi vurulunca, her zamankinden daha da memnun görünen Snape açti. Müdür Profesör Dumbledore
    orada duruyordu.
    Harry'nin bütün vücudu uyustu. Dumbledore fevkalade ciddi görünüyordu. Adamakilli kemerli burnunun
    üzerinden onlara bakti. Harry birden kendini, keske Ron'la ikisi hâlâ Samarci Sögüt'ten dayak yiyor
    olsalar diye düsünürken buldu.
    Uzun bir sessizlik oldu. Sonra Dumbledore, "Lütfen bunu neden yaptiginizi açiklayin," dedi.
    Bagirsa daha iyi olurdu. Harry onun sesindeki hayal kirikligindan nefret etti. Nedense gözlerine
    bakamadigi için, dizlerine dogru konustu. Dumbledore'a, büyülü arabanin sahibinin Mr Weasley oldugu
    disinda her seyi anlatti, isin o kismina sanki Ron'la ikisi istasyonun disinda tesadüfen uçan bir araba
    bulmuslar süsü verdi. Dumbledore'un isin aslini hemen anlayacagindan emindi, ama müdür araba hakkinda
    hiçbir sey sormadi. Harry sözlerini bitirince de, gözlügünün arkasindan onlan süzmeye devam etti.
    Ron, umutsuz bir sesle, "Gidip esyalarimizi toplayalim," dedi.
    Profesör McGonagall, "Sen neden söz ediyorsun, Weasley?" dedi yüksek sesle.
    "Eh, bizi kovuyorsunuz, degil mi?"
    Harry hemen Dumbledore'a bakti.
    "Bugün degil, Mr Weasley," dedi Dumbledore. "Ama ikinize de yapmis oldugunuz seyin ciddiyetini
    mutlaka anlatmaliyim. Bu aksam ikinizin de ailelerine yazacagim. Ayrica sizi uyarmak zorundayim, eger
    bunun gibi bir sey daha yaparsaniz, sizi okuldan atmaktan baska seçenegim kalmayacak."
    Snape'in sanki Noel iptal edilmis gibi bir hali vardi. Bogazini temizleyerek, "Profesör Dumbledore," dedi,
    "bu iki oglan Genç Yasta Büyücülügün Kisitlanmasi Kararnamesi'ni hiçe saydi, ihtiyar ve degerli bir agaca
    önemli bir hasar verdi... eminim ki bu türden davranislar..."
    Dumbledore, sakin sakin, "Bu çocuklarin cezalandirilmasina karar vermek Profesör McGonagall'a düser,
    Severus," dedi. "Onun binasinda, onun sorumlulugu altindalar." Profesör McGonagall'a döndü. "Sölene
    dönmem gerek, Minerva. Birkaç duyuru yapmak zorundayim. Gel, Severus, tadina bakmam gereken pek
    lezzetli görünüslü bir hardalli kek var."
    Snape, Harry ve Ron'a zehir dolu bir bakis ata ve kendi odasindan çikartilmasina göz yumdu. Onlari,
    hâlâ intikam pesindeki bir kartal gibi süzen Profesör McGonagall'la yalniz birakti.
    "Hastane kanadina gitsen iyi olur, Weasley, yaran kaniyor."
    "Pek sayilmaz," dedi Ron, gözünün üstündeki kesigi koluyla siliverdi. "Profesör, kardesimin Seçilmesini
    görmek istiyordum..."
    "Seçme Töreni bitti. Kiz kardesin de Gryffindor da."
    "Ah, iyi."
    "Hazir Gryffindor'dan laf açilmisken..." dedi Profesör McGonagall, sert sert. Ama Harry hemen onun
    sözünü kesti: "Profesör, arabayi alirken sömestr baslamamisti. Yani... yani aslinda Gryffindor'dan puan
    düsülmesine gerek yok, degil mi?" Sözünü bitirip kaygiyla onu süzdü.
    Profesör McGonagall ona delici bir bakis atti, ama Harry onun neredeyse gülümsediginden emindi. Hiç
    degilse, agzi o kadar ince görünmüyordu.
    "Gryffindor'dan puan düsmeyecegim," deyince, Harry'nin yüregi ferahladi. "Ama ikiniz de paydos
    saatinde çalisarak cezalandirilacaksiniz."
    Bu, Harry'nin istediginden daha iyiydi. Dumbledore'un Dursley'lere yazmasina gelince umurunda bile
    degildi. Harry onlarin Samarci Sögüt kendisini dümdüz etmedi diye hayal kirikligina ugrayacaklarini gayet
    iyi biliyordu.
    Profesör McGonagall yeniden asasini kaldirdi ve Snape'in masasina tuttu. Iki büyük tabak sandviç, iki
    gümüs kadeh ve bir sürahi buzlu balkabagi suyu bir pop sesiyle ortaya çikti.
    "Burada yiyip sonra dosdogru yatakhanenize gideceksiniz," dedi. "Ben de sölene dönmeliyim."
    Kapi arkasindan kapaninca, Ron uzun, alçak bir islik çaldi.
    Bir sandviç kaparak, "Isimiz bitti sanmistim," dedi.
    "Ben de," dedi Harry. O da bir sandviç eldi.
    Ron, bir agiz dolusu tavuk ve jambonun abasindan, "Ama sansimiza inanabiliyor musun?" diye sordu.
    "Fred ve George o arabayla bes ya da alti kere uçmus olmali ve onlari hiçbir Muggle görmedi." Yutarak
    koca bir isirik daha aldi. "Neden bölmeden geçemedik?"
    Harry omuzlarini silkti. "Ama bundan sonra attigimiz adima dikkat etmemiz gerek," dedi, hayatindan
    memnun halde büyük bir yudum balkabagi suyu içti. "Keske sölene katilabilseydik..."
    Ron, bilgiç bilgiç, "Gösteris yapmamizi istemedi," dedi. "Insanlarin bunun akillica bir sey oldugunu
    düsünmesini istemiyor, uçan arabayla gelmenin..."
    Yiyebildikleri kadar sandviç yedikten sonra (tabak bittikçe kendini yeniden dolduruyordu) kalkip odadan
    çiktilar, Gryffindor Kulesi'ne giden bildik yolu tuttular. Sato sessizdi; sölen bitmisti galiba. Mirildanan
    portrelerle gicirdayan zirhlarin yanindan geçip dar tas merdivenleri tirmandilar. Sonunda Gryffindor
    Kulesi'nin gizli girisinin, pembe ipek elbiseli çok sisman bir kadinin yagliboya portresi arkasinda sakli
    oldugu geçide vardilar.
    Onlar yaklasirken kadin, "Parola?" dedi.
    "Sey..." dedi Harry.
    Yeni yilin parolasini bilmiyorlardi, henüz bir Gryffindor Sinif Baskani'yla karsilasmamislardi. Ama biri
    hemen imdatlarina yetisti. Arkalarinda acele acele gelen birinm ayak seslerini duydular, dönünce de
    Her-mione'nin onlara dogru kosa kosa geldigini gördüler.
    "Bardasiniz demek! Nerelerdeydiniz peki? Saçma sapan söylentiler çikmisti., sözde uçan bir arabayla
    kaza yaptiginiz için okuldan atilmissiniz."
    Harry, "Eh, atilmadik," diye rahatlatti onu.
    "Bana buraya uçtugunuzu söylemeyeceksiniz ya?" dedi Hermione. Sesi Profesör McGonagall'inki kadar
    sertti.
    Ron, "Nutku bos ver de," diye sabirsizlandi, "bize parolayi söyle.
    Bu sefer Hermione sabirsizlandi. "Parola, hotozlu kus, ^tria mesele o degil ki..."
    Ancak, sisman hanimin portresi açilip aniden bir alkis firtinasi duyulunca sözleri yarida kaldi. Gryffindor
    binasindakilerin hepsi hâlâ ayaktaydi sanki. Daire seklindeki ortak salona dolusmuslar, egri masalarla
    pelte yumusakligindaki koltuklarin üzerine çikmis, onlarin i bekliyorlardi. Kollar uzanarak, portre
    deli-Harry ve Ron'u içeri çekti, Hermione de onlarin ardindan tek basina tirmanmak zorunda kaldi.
    "Çok zekice!" diye bagirdi Lee Jordan. "Nefis bulus! Ne gelisti ama! Bir arabayla dosdogru Samarci
    Sögüt'e çarpmak, insanlar yillarca bunu anlatacak!"
    Harry'nin daha önce hiç konusmamis oldugu, besinci siniftan bir çocuk, "Aferin sana!" dedi. Birisi, sanki
    az önce bir maraton kazanmis gibi, sirtini sivazliyordu. Fred ve George ite kaka kalabaligin önüne gelip bir
    agizdan, "Bizi niye geri çagirmadiniz, ha?" diye sordular. Ron'un yüzü kipkirmizi olmustu, utangaç utangaç
    siritiyordu. Ama Harry hiç de memnun olmusa benzemeyen birini görebiliyordu. Percy, heyecanlanmis
    birtakim birinci siniflarin baslarinin tepesinden bakiyordu. Sanki yakina gelip onlari azarlamaya çalisir
    gibiydi. Harry Ron'un kaburgalarini dürtüp Percy'nin yönünde basini salladi. Ron hemen mesaji aldi.
    "Yukari çikmam gerek," dedi, "biraz yorgunuz." Ikisi insanlari iterek odanin öbür ucundaki kapiya dogru
    gittiler. Bu kapi döne döne yukari çikan bir merdivene açilyor, merdiven de yatakhaneye çikiyordu.
    Harry, tipki Percy gibi suratini bes karis asmis olan Hermione'ye, "Iyi geceler," diye seslendi.
    Gene sirtlari sivazlanarak ortak odanin öbür yanina geçmeyi basardilar, merdivenin sakinligine kavustular.
    Hizla dosdogru yukari çiktilar ve sonunda, üzerinde artik "ikinci siniflar" yazan yatakhanelerinin kapisina
    vardilar. O bildik, daire seklindeki odaya girdiler: Dört yanma koyu kirmizi kadifeden perdeler asilmis
    dört direkli bes karyola ve yüksek, dar pencereler. Sandiklari yukari çikarilip yataklarinin ayakucuna
    konmustu.
    Ron suçlu suçlu Harry'ye siritti.
    "Biliyorum, bundan hoslanmamis olmam falan gerekiyordu ama..."
    Yatakhanenin kapisi ardina kadar açildi ve diger ikinci sinif Gryffindor ögrencileri içeri girdiler: Seamus
    Finnigan, Dean Thomas ve Neville Longbottom.
    Seamus, agzi kulaklarinda, "inanilmaz!" dedi.
    "Kiyak," dedi Dean.
    Neville, nutku tutulmus, "Sasirtici," diyebildi.
    Harry dayanamadi. O da siritti.

  5. #5
    Durumu
    Çevrimdışı
    Master of Death - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    I'm Potterhead ∞
    Üyelik tarihi
    16.Aralık.2010
    Mesajlar
    8,026
    Tecrübe Puanı
    9915

    Standart

    ALTINCI BÖLÜM
    Gilderoy Lockhart

    Ancak ertesi gün Harry bir kere bile söyle agiz tadiyla siritamadi. Her sey Büyük Salon'daki kahvaltinin
    ardindan tepe asagi gitmeye basladi sihirli tavan altindaki (bugün kasvetli, bulutlu bir kursuni), dört binanin
    ögrencilerine ait uzun masalarin üstü, kapakli büyük kâseler içindeki yulaf lapalari, baligi tabaklari,
    kizarmis ekmek tepeleri ve pastirmayla doluydu. Harry ve Ron, Gryffindor masasinda, Vampirlerle
    Seyahatler kitabini bir süt sürahisine dayamis olan Hermione'nin yanina oturdular. "Günaydin," derken
    sesinde hafif bir sertlik vardi. Harry onun, okula gelis biçimlerini hâlâ onaylamadigini anladi. Öte yandan
    Neville Longbottom onlari neseyle karsiladi. Neville yuvarlak yüzlü ve kaza yapmaya egilimli bir
    çocuktu,Harry'nin tanidigi kisiler içinde hafizasi en zayif insandi.
    "Birazdan posta gelir, sanirim büyükannem unuttugum birkaç seyi yolluyor."
    Harry tam yulaf lapasini yemeye baslamisti ki, tepede bir hisirti duyuldu ve yüz kadar baykus içeri daldi.
    Salon'un tepesinde daireler çizerek gevezelik eden kalabaligin arasina mektuplar ve paketler biraktilar.
    Büyük, yamru yumru bir paket Neville'in basina çarpip zipladi, bir saniye sonra ise kocaman, kursuni
    renkte bir sey hepsinin üstüne süt ve tüy saçarak Hermione'nin sürahisinin içine düstü.
    "Errol!" dedi Ron, islanmis pejmürde baykusu ayaklarindan tutup çekerek. Errol baygin halde masaya
    yigildi, bacaklari havadaydi, gagasinda da islak, kirmizi bir zarf vardi.
    Ron'un nefesi kesildi. "Ah, hayir..."
    Hermione, parmaginin ucuyla yavasçacik Errol'i dürttü, "Tamam, tamam, yasiyor."
    "O degil... bu!"
    Ron parmagiyla kirmizi zarfi isaret ediyordu. Zarf Harry'ye hayli siradan görünüyordu ama, Ron ve
    Neville ona sanki patlamasini bekliyormus gibi bakiyorlardi.
    "Neler oluyor?" dedi Harry.
    Ron ancak, "Bana... bana bir Çigirtkan göndermis" diyebildi.
    Neville ürkekçe fisildadi: "Açsan iyi olur, Ron. Açmamak daha kötü. Büyükannem bir seferinde bana bir
    tane göndermisti, ben de yok saydim ve..." Yutkundu. "Korkunçtu."
    Harry önce onlarin taslasmis yüzlerine, sonra da kirmizi zarfa bakti.
    "Bir Çigirtkan nedir?" diye sordu.
    Ama Ron'un bütün dikkati, köselerinden tütmeye baslayan mektup üzerinde odaklanmisti.
    "Aç," diye zorladi Neville. "Birkaç dakikada bitip gider."
    Ron titreyen elini uzatip Errol'in gagasindaki zarfi aldi ve açti. Neville parmaklarini kulaklarina tikadi. Bir
    saniye bile geçmeden Harry onun niye böyle yaptigim anladi. Bir an için zarfin sahiden de patladigini
    sanmisti. Koskoca Salon'u bir kükreyis doldurdu, tavandan tozlar düsürdü.
    "... ARABAYI ÇALMAK HA, SENÎ OKULDAN ATSALAR HÎÇ SASMAM, HELE BENIM
    ELLERIME GEÇ DE GÖR NELER OLACAK, ARABANIN GITTIGINI GÖRÜNCE BABANLA
    BENIM NELER HISSEDECEGIMIZI HÎÇ DÜSÜNMEDIN SANIRIM..."
    Mrs Weasley'nin normaldekinden yüz kere daha gürültülü olan feryatlari, masalardaki tabaklarla kasiklari
    takirdatti ve tas duvarlardan sagir edici bir yogunlukla yankilandi. Salon'un her yanindaki insanlar,
    Çigirtkan'in kime geldigini görmek için dönüp bakiyorlardi. Ron iskemlesinde o kadar asagi kaydi ki,
    sadece visne çürügüne dönmüs alni görülebiliyordu.
    "... DÜN AKSAM DUMBLEDORE'DAN MEKTUP GELDI, BABAN UTANÇTAN ÖLECEK
    SANDIM, BIZ SENI BU SEKILDE DAVRANASIN DIYE YETISTIRMEDIK, SEN DE HARRY
    DE ÖLEBILIRDINIZ..."
    Harry, adi ne zaman geçecek diye merak ediyordu. Sanki kulak zarlarini zonklatan sesi duymuyormus
    gibi görünmek için elinden geleni yapti.
    "... GERÇEKTEN IGRENÇ, BABANA ISYERINDE SORUSTURMA AÇACAKLAR, TÜMÜYLE
    SENIN KABAHATIN VE EGER KÜÇÜK BIR HATA DAHA ISLERSEN SENI DOSDOGRU
    EVE GETIRECEGIZ."
    Ortaliga çinlayan bir sessizlik çöktü. Ron'un elinden düsen kirmizi zarf alev aldi ve kivrilarak küle
    dönüstü. Harry ve Ron, üstlerinden bir deprem dalgasi geçmis gibi, nutku tutulmus halde oturuyorlardi.
    Birkaç kisi güldü ve yavas yavas yeniden aralarinda konusmaya basladilar.
    Hermione, Vampirlerle Seyahatleri kapatip, asagi, Ron'un kafasinin tepesine bakti.
    "Eh, ne bekledigini bilmiyorum, Ron, ama sen de..."
    "Bana bunu hak ettin deme!"
    Harry yulaf lapasini öteye itti. Içi suçluluk duygusuyla yaniyordu. Mr Weasley isyerinde bir sorusturmayla
    karsi karsiyaydi. Hem de yaz boyu Mr ve Mrs Weasley'nin onun için yaptiklarindan sonra...
    Ama bunun üzerinde duracak vakti olmadi. Profesör McGonagall, Gryffindor masasinda dolasarak, ders
    programi dagitiyordu. Harry kendisininkini aldi. Ilk olarak Hufflepuff’larla Bitkibilim dersleri oldugunu
    gördü.
    Harry, Ron ve Hermione satodan birlikte ayrilip sebze tarhini geçtiler ve sihirli bitkilerin bulundugu
    seralara dogru gittiler. Çigirtkan hiç degilse bir tek ise yaramisti: Hermione onlarin yeterince
    cezalandirildigini düsündügü için simdi yemden tam anlamiyla dostça davraniyordu.
    Seralara yaklasinca, sinifin geri kalaninin orda durmus, Profesör Sprout'u bekledigini gördüler. Harry,
    Ron ve Hermione henüz onlara katilmisti ki, Profesör, yaninda uzun adimlar atarak çimenligi geçen
    Gilderoy Lockhart'la göründü. Profesör Sprout'un kollan bandajlarla doluydu. Birden vicdan azabina
    kapilan Harry, uzakta, dallarindan birkaç tanesi askiya alinmis olan Samarci Sögüt'ü gördü.
    Profesör Sprout, tiknaz küçük bir cadiydi, uçusan saçlarinin üstüne yamali bir sapka takardi. Giysilerinde
    genellikle bol miktarda toprak bulunurdu, tirnaklan da Petunia Teyze'nin bayginlik geçirmesine yetebilirdi.
    Ancak Gilderoy Lockhart, fiyakayla yerine oturtulmus, kenarlari altin islemeli turkuvaz bir sapkanin
    altindaki saçlari ve uçusan turkuvaz cüppesiyle lekesiz görünüyordu.
    "Ah, hepinize merhaba!" diye seslendi, orada toplanmis ögrencilere gülümseyen Lockhart. "Profesör
    Sprout'a bir Samarci Sögüt'ün aslinda nasil tedavi edilmesi gerektigini gösteriyordum, hepsi bu. Ama
    benim Bitkibilim'de ondan iyi oldugum fikrine kapilmanizi istemiyorum, elbette. Ben sadece
    seyahatlerimde bu egzotik bitkiler gibilerini daha sik gördüm, o kadar..."
    Her zamanki nesesinden yoksun görünen, belirgin sekilde cani sikkin olan Profesör Sprout, "Bugün Üç
    Numarali Sera'dayiz, arkadaslar," dedi.
    Bir ilgi miriltisi dolasti. Daha önce sadece Bir Numarali Sera'da çalismislardi. Üç Numarali Sera'da ise
    çok daha ilginç ve tehlikeli bitkiler vardi. Profesör Sprout belinden koca bir anahtar çikartip kapiyi açti.
    Harry'nin burnuna islak toprak ve gübre kokusu geldi. Bu koku, tavandan sarkan semsiye boyundaki
    birtakim dev çiçeklerin agir rayihasina karismisti. Tam Ron ve Hermione'nin ardindan içeri girecekti ki,
    Lockhart'in eli uzandi.
    "Harry! Seninle konusmak istiyorum - biraz gecikse bir sakincasi yok, degil mi, Profesör Sprout?"
    Profesör Sprout'un yüzünün hemen asilmasina bakilirsa, vardi, ama Lockhart, "Tamam öyleyse," dedi ve
    sera kapisini onun suratina kapatti.
    "Harry," dedi Lockhart, basini sallarken koca beyaz disleri günes isiginda parildiyordu. "Harry, Harry,
    Harry."
    Neye ugradigini sasiran Harry bir sey demedi.
    "Duydugum zaman... eh, tabii ki benim kabahatim. Kendi kendimi tekmeleyebilirdim."
    Harry'nin onun neden söz ettigi konusunda en ufak bir fikri yoktu. Tam bunu söyleyecekti ki, Lockhart
    devam etti. "Daha büyük bir sok geçirdigimi hatirlamiyorum. Hugwarts'a bir arabayla uçarak gelmek!
    Tabii bunu niye yaptigini hemen anladim. Öyle belli oluyor ki. Harry, Harry, Harry."
    Konusmazken bile nasil yapiyorsa becerip de o parlak dislerin her birisini teker teker gösterebilmesi
    hayret verici bir seydi.
    "Sana söhreti tattirdim, degil mi?" dedi Lockhart. "Virüs bulasti. Benimle birlikte gazetenin birinci
    sayfasina çiktin ve bir kere daha olsun diye sabirsizlandin."
    "Ah - hayir, Profesör, bakin..."
    "Harry, Harry, Harry," dedi Lockhart, uzanip onun omzunu tutarak. "Anliyorum ben. Ilk kez tattiktan
    sonra biraz daha istemen dogal - sana onu tattirdigim için de kendime kusur buluyorum, çünkü basina
    vuracagi belliydi. Ama anliyorsun ya, delikanli, seni fark etsinler diye arabalari uçuramazsin. Biraz
    sakinles, tamam mi? Büyüdügün zaman bunlari yapmak için çok vaktin olacak. Evet, evet, ne
    düsündügünü biliyorum. Onan için söylemesi kolay, o zaten uluslararasi söhrete sahip bir büyücü!'
    diyeceksin. Ama ben on iki yasindayken bir hiçtim, senin simdi oldugun gibi. Hatta senden bile daha az
    tanindigimi söyleyebilirim! Yani, senin adim duymus birkaç kisi vardi, degil mi? Adi Anilmamasi Gereken
    Kisi'yle olanlar falan!" Harry'nin alnindaki simsek izine bakti. "Biliyorum, biliyorum, bunlar bes kere üst
    üste Cadi Gündemi'nin En Büyüleyici Tebessüm Ödülü'nü almak kadar iyi degil - yani benim gibi. Ama bir
    baslangiç, Harry, bir baslangiç."
    Hany'ye candan bir edayla göz kirpti ve uzaklasti. Harry saskinliktan birkaç dakika oldugu yerde
    kalakaldi, sonra serada dersi oldugunu hatirlayarak, kapiyi açip içeri süzüldü.
    Profesör Sprout seranin ortasindaki ayaklikli bir siranin arkasinda duruyordu. Siranin üstünde farkli
    renklerde yirmi çift kulaklik vardi. Harry, Ron ile Hermione arasinda yerini alinca, "Bugün Adamotlari'ni
    yeniden saksilara ekiyoruz," dedi. "Kim bana Adamotlari'nin özelliklerini söyleyebilir, bakalim?"
    Elini ilk kaldiranin Hermione olmasina kimse sasmadi.
    "Adamotu, ya da Adamkökü, sifali bir bitkidir," dedi Hermione. Her zamanki gibi, ders kitabini yutmutsa
    benziyordu. "Biçimleri degistirilmis ya da lanete ugramis kisileri eski hallerine döndürmede kullanilir."
    "Mükemmel. Gryffindor'a on puan. Adamotu, birçok panzehirin önemli bir parçasini olusturur. Ancak,
    ayni zamanda zararlidir. Niye oldugunu kim söyleyebilir?"
    Hermione elini gene ok gibi kaldirirken az daha Harry'nin gözlügüne çarpiyordu.
    Hemen, "Adamotu'nun çigligi, duyan kisi için ölümcüldür," dedi.
    "Aynen. On puan daha al. Simdi, elimizdeki Adamotlari henüz çok genç."
    Konusurken, bir sira derin tepsiye isaret etti, herkes daha iyi görmek için ayaklarim sürüyerek öne geldi.
    Içinde morumsu yesil renkte yüz kadar püsküllü küçük bitki, sira sira duruyordu. Hermione'nin, Adamotu
    "çigligi"yla neyi kastettigi konusunda en ufak bir fikri olmayan Harry'ye hayli siradan göründüler.
    Profesör Sprout, "Herkes bir çift kulaklik alsin," dedi. Herkes pembe ve yumusak tüylü olmayan bir
    kulaklik bulmaya çalisirken, bir itis kakis oldu.
    "Size takin dedigim zaman, kulaklarinizin tamamen tikali oldugundan emin olun. Tehlike geçip te çikarma
    vakti gelince ben size tamam isareti verecegim. Hadi bakalim - takin kulakliklari."
    Harry kulakligini kulagina takti. Sesi tamamen kestiler. Profesör Sprout kendi kulaklarina pembe
    yumusacik tüylü kulaklik taktiktan sonra, cüppesinin kollarini sivadi, püsküllü bitkilerden birini sikica
    yakaladi ve iyice çekti.
    Harry kimsenin duyamayacagi bir saskinlik solugu koyuverdi.
    Topraktan kök yerine küçük, çamurlu ve son derece çirkin bir bebek çikmisti. Yapraklar hemen
    kafasindan çikiyordu. Açik yesil, benekli bir cildi vardi ve besbelli ki cigerlerinin tüm gücüyle
    haykiriyordu.
    Profesör Sprout, masanin altindan koca bir saksi alarak Adamotu'nu içine daldirdi. Sadece püsküllü
    yapraklari görünür kalana kadar onu koyu renk, nemli dogal gübrenin içine gömdü. Ellerinin tozunu
    silkeledi, basparmagini kaldirip tamam isareti verdi ve kendi kulakligini çikardi.
    "Adamotlarimiz henüz sadece fide olduklari için çigliklari da simdilik öldürmez," dedi sakin sakin. Bir
    begonyaya su vermekten daha heyecan verici bir sey yapmamis gibiydi, "Gene de birkaç saat baygin
    kalmaniza yol açarlar. Geri döndükten sonraki ilk gününüzü kanirmak istemeyeceginizden emin oldugum
    için, çali strkep kulakliklarinizin siki siki yerinde oldugundan emin olun diyorum. Toparlanma vakti gelince
    ben dikkatinizi çekerim."
    "Her tepsiye dört kisi - burada çok saksi var - dogal gübre oradaki çuvallarda. Zehirli Tentacula'ya da
    dikkat edin, disleri çikiyor."
    Konusurken dikenli, koyu kirmizi bir bitkiye saglam bir tokat atti. Böylece, sinsi sinsi onun omzunda
    ilerleyen uzun antenlerini geri çekmesini sagladi.
    Harry, Ron ve Hermione'ye, Harry'nin yüzünü bildigi ama daha önce hiç konusmamis oldugu kivircik
    saçli, Hufflepuff lu bir oglan katilmisti.
    Çocuk neseyle, "Justin Finch-Fletchley" dedi, Harry'nin elini sikarak. "Kim oldugunu biliyorum, tabii,
    meshur Harry Potter... sen de Hermione Granger'sin, her seyin birincisi..." (Hermione kendi eli de
    sikilirken gülümsedi) "ve Ron Weasley. Uçan araba senindi, degil mi?"
    Ron gülümsemedi. Besbelli Çigirtkan henüz aklindan çikmamisti.
    Justin, saksilarini ejderha pisligi gübresiyle doldurmaya baslarlarken, "O Lockhart da çok esasli, degil
    mi?" dedi. "Ne kadar cesur adam. Kitaplarini okudunuz mu? Beni telefon kulübesinde bir kurtadam
    kistirmis olsa korkudan ölürdüm, ama o sakin kalmis ve -pat - muhtesem yani.
    "Ben Eton'a yazilmistim, biliyor musunuz, onun yerine buraya geldigim için ne kadar sevindigimi size
    anlatamam. Tabii annem biraz hayal kirikligina ugradi ama, sanirim ona Lockhart'in kitaplarini
    okuttugundan beri ailede tam egitim görmüs bir büyücü bulunmasinin ne kadar ise yarayacagini anlamaya
    basladi..." Ondan sonra pek konusma sanslari olmadi. Kulakliklarini yeniden takmislardi ve Adamotlan
    üzerinde yogunlasmalari gerekiyordu. Profesör Sprout çok kolay bir is yapiyor gibi davranmisti, ama
    degildi. Adamotlari topraktan çikmaktan hoslanmiyorlardi, ama tekrar içeri girmekten de
    hoslanmiyorlardi. Kivraniyorlar, tekme atiyorlar, saglam küçük yumruklarini savuruyorlar ve dislerini
    gicirdatiyorlardi. Harry pek sisman bir tanesini bir saksiya sikistirmak için tam on dakika ugrasti.
    Dersin sonunda herkes gibi Harry de kan ter içinde kalmisti, her yeri agriyordu ve topraga bulanmisti.
    Çabucak bir dus almak için yorgun argin satoya döndüler, sonra da Gryffindor'lar, Biçim Degistirme
    dersine kostu.
    Profesör McGonagall'in dersleri her zaman zordu, ama bugün daha da zorlasmis gibiydi, Harry'nin geçen
    yil ögrendigi her sey yaz sirasinda aklindan çikip gitmisti sanki. Sözde kinkanatli bir böcegi dügmeye
    dönüstürmesi gerekiyordu, ama bütün yaptigi, asasindan kaçarak siranin üstünde oradan oraya kaçan
    böcegine iyice egzersiz yaptirmak oldu.
    Ron'un daha da ciddi sorunlari vardi. Ödünç aldigi Büyülü Seloteyp'le asasini yamamisti ama, asa tamir
    edilemeyecek kadar hasar görmüs gibiydi. Çatirdayip duruyor, olmadik zamanda kivilcimlar saçiyordu ve
    Ron böcegine biçim degistirtmeye kalkisinca, onu çürük yumurta kokan kalin kursuni bir duman içlide
    birakiyordu. Ne yaptigini göremeyen Ron, kazayla böcegi dirsegiyle ezdi ve yenisini istemek zoruunda
    kaldi. Profesör McGonagall bu durumdan hiç memnun kalmadi.
    Harry ögle yemegi çanini duyunca rahat bir nefes aldi. Beyni sikilmis sünger gibiydi. O ve Ron disinda
    herkes tek sira olup sinifi terk etti, ama Ron hâlâ çildirmis gibi asasini siraya vurup duruyordu.
    "Aptal... ise yaramaz... sey..."
    Harry, "Eve yazip baska bir tane iste," dedi, asa maytap misali bir çat çut bombardimani çikartirken.
    "Ya, evet, sonra da bir Çigirtkan daha yollasinlar, degil mi?" dedi Ron, simdi tislayan asasini çantasina
    koyarken. "Asanin kirilmasi senin kabahatin..."
    Birlikte yemege indiler, Hermione'nin onlara Biçim Degistirme dersinde yaptigi bir avuç kusursuz palto
    dügmesini göstermesi, Ron'un moralini düzeltmedi dogrusu.
    Harry, telasla konuyu degistirerek, "Ögleden sonra ne var?" diye sordu.
    Hermione hemen, "Karanlik Sanatlara Karsi Savunma," dedi.
    Ron onun ders programini kaparak, "Neden Lockhart in bütün derslerinin etrafina küçük kalpler çizdin?"
    diye sordu.
    Hermione kipkirmizi kesilerek programini kapti.
    Yemeklerini bitirip disari, üstü kapali avluya çiktilar. Hermione tas bir basamaga oturup burnunu yeniden
    Vampirlerle Seyahatler'e gömdü. Harry ve Ron birkaç dakika Quidditch üzerine konustular. Derken
    Harry çok yakindan idendigini fark etti. Basini kaldirinca, önceki gece Seçmen Sapka'yi basina takarken
    gördügü minicik, kursuni saçli oglanin donup kalmis gibi gözlerini dikmis, kendisine baktigini gördü.
    Normal bir Muggle fotograf makinesini andiran bir seye siki siki sarilmisti. Harry ona baktigi an yüzü
    parlak kirmizi bir renk aldi.
    "Tamam mi, Harry? Ben... ben Colin Creevey'yim," dedi nefes nefese. Ileri dogru da ürkek bir adim atti.
    Kamerayi umutla havaya kaldirarak, "Ben de Gryffindor'dayim," dedi. "Sence - yani sakincasi yoksa - bir
    resim çekebilir miyim?"
    Harry, bos bos, "Resim mi?" diye tekrarladi.
    Colin Creevey hevesle daha da öne gelerek, "Seninle tanistigimi kanitlamak için," dedi. "Hakkindaki her
    seyi biliyorum. Herkes bana anlatti. Kim-Oldugunu-Bilirsin-Sen seni öldürmeye kalkinca nasil hayatta
    kaldigini, onun nasil yok oldugunu falan ve basinda hâlâ simsek seklinde bir yara izi oldugunu" (bakislari
    Harry'nin saçlarinin basladigi yeri taradi), "ve yatakhanemdeki bir çocuk diyor ki, eger dogru iksirde
    banyo edersem, resimler hareket edermis." Colin büyük, ürpertili bir heyecan solugu aldi ve, "Burasi
    müthis ama, degil mi?" dedi. "Hogwarts'tan mektup gelene kadar yapabildigim o tuhaf seylerin sihir
    oldugunu bilmiyordum. Babam sütçüdür, o da inanamadi. Ben de bir sürü fotograf çekip eve, ona
    yolluyorum. Ve senin de bir fotografini çekersem iyi olacak -" yalvarircasina Harry'ye bakti, "- belki
    arkadasin çeker, ben de senin yaninda dururum, ha? Ve sonra, imzalayabilir misin?"
    "Imzali fotograf mi? Imzali fotograflar mi dagitiyorsun, Potter?"
    Draco Malfoy'un sesi, yüksek ve incitici, avlu boyunca yankilandi. Colin'in tam arkasinda durmustu, iki
    yaninda Hogwarts'tayken hep oldugu gibi iriyari ve serseri kilikli yardakçilari Crabbe ve Goyle vardi.
    Malfoy, kalabaliga dogru, "Herkes siraya girsin!" diye bagirdi, "Harry Potter imzali fotograf dagitiyor!"
    Harry öfkeyle, yumruklarim sikarak, "Hayir, dagitmiyorum," dedi. "Kes sesini, Malfoy."
    Bütün gövdesi asagi yukari Crabbe'nin boynu kalinligindaki Colin, "Kiskaniyorsun, o kadar," dedi, sarki
    söyler gibi.
    Avludakilerin yarisi dinledigi için artik haykirmasi gerekmeyen Malfoy, "Kiskanmak mi?" dedi. "Neyi?
    Ben basimi kaplayan pis bir yara izi istemiyorum, sag olun. Bana kalirsa, kafayi deldirmek insani özel
    yapmaz."
    Crabbe ve Goyle aptal aptal kisniyorlardi.
    "Sümüklüböcek ye, Malfoy," dedi Ron öfkeyle. Crabbe gülmeyi kesti ve koca yumruklarini tehdit edici
    bir sekilde birbirine sürtmeye basladi.
    "Dikkat et, Weasley," diye dudak büktü Malfoy. "Basina dert açmak istemezsin, degil mi? Yoksa
    annecigin gelip seni yaka paça götürür." Tiz, insanin içine isleyen bir sesle, "Eger küçük bir hata daha
    islersen..." diye bagirdi.
    Yakinlarda duran bir grup Slytherin besinci sinif ögrencisi buna yüksek sesle güldüler.
    Malfoy, "Weasley imzali bir fotograf istiyor, Potter," diye aptal aptal gülümsedi. "Ailesinin o evinden daha
    çok para edebilir."
    Ron, tam Büyülü seloteyp'li asasini çekmisti ki, Hermione Vampirlerle Seyahatler'i pat diye kapatti ve
    fisildadi: "Dikkat et!"
    "Ne oluyor, neler oluyor?" Gilderoy Lockhart, turkuvaz cüppesi arkasinda dalgalanarak uzun adimlarla
    onlara dogru geliyordu. "Kim imzali fotograf dagitiyor?"
    Harry konusmaya niyetlenirken, Lockhart omzuna kolunu ativerince vazgeçti. Pek neseli görünen
    Lockhart gürledi. "Sormamaliydim! Gene karsilastik, Harry!"
    Lockhart'in yanma yapismis, küçük düsmenin utanciyla alev alev yanan Harry, Malfoy'un marifet yapmis
    gibi siritarak kalabaliga karistigini gördü.
    "Gel bakalim, Mr Creevey," dedi Lockhart, Colin'e gülümseyerek. "Ikili bir portre, bundan âlâsi can
    sagligi, hem ikimiz de imzalayacagiz."
    Colin el yordamiyla fotograf makinesini arandi ve arkalarinda çalan zil ögleden sonra derslerinin
    basladigini duyururken, onlarin resmini çekti.
    Lockhart kalabaliga, "Hadi bakalim, yürüyün," diye seslendi ve kendisi de, keske iyi bir yok olma büyüsü
    bilseydim diye düsünen Harry yanina yapismis halde, satoya yürümeye Koyuldu.
    Bir yan kapidan içeri girerlerken, Lockhart, baba edasiyla, "Bilge olana tek söz yeter, Harry," dedi.
    "Orada genç Creevey'yle sana siper oldum - benim de fotografimi çekince, okul arkadaslarin senin pek
    fazla ortaya çiktigini düsünmezdi..."
    Harry'nin kekelemelerine hiç kulak vermeyen Lockhart, gözlerini dikmis onlara bakan ögrencilerin
    siralandigi bir koridor boyunca ve merdivenlerden yukari onu sürükledi.
    "Sana sunu söyleyeyim ki, meslek hayatinin bu asamasinda imzali fotograf dagitmak akillica bir is degil
    -dogruyu söylemek gerekirse, biraz kendini begenmis görünürsün, Harry. Elbette bir gün benim gibi sen
    de nereye gitsen el altinda bir deste bulundurmak zorunda kalabilirsin ama," bir kikirti koyuverdi, "henüz o
    noktaya gelmedin sanirim."
    Lockhart’in ders verecegi sinifa gelmislerdi, o da Harry'yi sonunda birakti. Harry cüppesini düzeltip
    sinifin en arkasinda bir siraya gitti, orada önüne Lockhart'in yedi kitabini birden yigin yapip dizdi ki,
    gerçek olanina bakmaktan kaçinabilsin.
    Sinifin geri kalani samata yaparak içeri girdi. Ron ve Hermione, Harry’nin iki yanina oturdular.
    Ron, "Yüzünde yumurta pisirilebilirdi," dedi. "Sen dua et te Creevey ile Ginny karsilasmasin, yoksa bir
    Harry Potter Hayranlari Kulübü kurarlar."
    "Kes sesini," diye onu susturdu Harry. Hayatta en son ihtiyaci olan sey, Lockhart’in, "Harry Potter
    Hayranlari Kulübü" laflarini duymasiydi.
    Bütün sinif oturunca, Lockhart yüksek sesle bogazini temizledi ve odaya sessizlik çöktü. Öne dogru
    uzandi, Neville Longbottom'in ifritlerle Geziler kitabini aldi, kapagindaki kendi göz kirpan portresini
    gösterecek sekilde tuttu.
    "Ben” dedi, resmini isaret edip kendisi de göz kirparak, "Gilderloy Lockhart'im, Merlin Nisani, Üçüncü
    Sinif, Karanlik Sanatlar Savunma Birligi'nin Onur Üyesi ve bes kere üst üste Cadi Gündemi'nin En
    Büyüleyici Tebessüm Ödülü sahibi - ama bundan söz etmem ben. Ölüm Perisi Bandon'dan ona
    tebessüm- ederek kurtulmadim!"
    Gülmelerini bekledi, birkaç kisi isteksizce gülümsedi.
    "Görüyorum ki hepiniz kitaplarimi tam takim almissiniz - aferin. Bugün küçük bir testle baslariz diye
    düsündüm. Merak edecek bir sey yok - onlan ne kadar okudugunuzu, ne kadarini hazmettiginizi görmek
    için..."
    Test kâgitlarini dagittiktan sonra yeniden sinifin ön tarafina döndü ve, "Otuz dakikaniz var," dedi.
    "Baslayin - simdi"
    Harry kâgidina bakip sorulan okudu:
    i. Gilderoy Lockhart'in en sevdigi renk nedir?
    2. Gilderoy Lockhart'in gizli emeli nedir?
    3. Sizce Gilderoy Lockhart'in bugüne kadarki en büyük basarisi nedir?
    Böyle devam edip gidiyordu iste, üç sayfadan da fazla sürüyordu. En son soru suydu:
    54. Gilderoy Lockhart'in dogum günü ne zaman ve ona verilecek ideal armagan ne olabilir?
    Yarim saat sonra Lockhart kâgitlari topladi ve sinifin önünde onlara bir göz gezdirdi.
    "Çik ok - hemen hemen hiçbiriniz benim en sevdigim rengin leylak rengi oldugunu hatirlamamis. Yeti'yle
    Geçen Yilda öyle söylüyorum. Bazilarinizin da Kurtadamlarla Yollarda'yi daha dikkatle okumasi
    gerekiyor -on ikinci bölümde ideal dogum günü armaganimin bütün sihir insanlari ile sihirden uzak olanlar
    arasinda uyum saglanmasi olacagini söylüyorum - ama Ogden'in Eski Ates Viskisi'nden büyük bir siseye
    de hayir demem dogrusu!"
    Onlara yeniden çapkinca göz kirpti. Ron arak Lockhart'a yüzünde bir inanamamazlik ifadesiyle bakmaya
    baslamisti. Önde oturan Seamus Finnigan ve Dean Thomas, sessiz kahkahalarla sarsiliyorlardi. Öte
    yandan Hermione, Lockhart'i kendinden geçmis gibi dinliyordu, adi söylenince irkildi.
    "... ama Miss Hermione Granger gizli emelimin dünyayi kötülükten kurtarmak ve kendi saç bakimi
    iksirleri setimi pazarlamak oldugunu biliyor - iyi kiz! Aslinda -" onun sinav kâgitlarina baka, "tam not!
    Miss Hermione Granger nerede?"
    Hermione titreyen elini kaldirdi,
    "Mükemmel!" diye agzi kulaklarinda tebessüm etti Lockhart. "Adeta mükemmel! Gryffindor için on
    puan! Ve simdi, isimize dönelim..."
    Masasinin arkasina egildi ve büyük, kapakli bir kafesi alarak üstüne koydu.
    "Simdi - sizi uyariyorum! Sizi büyücü takimina malum en berbat yaratiklara karsi uyarmak benim
    görevim. Kendinizi bu odada en pis korkularinizla karsi karsiya bulabilirsiniz. Bilin ki ben buradayken size
    hiçbir zarar gelmez. Sizden sadece sakin kalmanizi istiyorum."
    Harry her seye ragmen kafese daha iyi bakmak için kitap yigininin yanindan egildi. Lockhart elini kapagin
    üstüne koydu. Dean ve Seamus artik gülmeyi kesmisti. Neville ise ön siradaki yerinde sinmis, oturuyordu.
    Lockhart, alçak sesle, "Sizden çiglik atmamanizi istemeliyim," dedi. "Onlari tahrik edebilir."
    Ve bütün sinif nefesini tutarken, Lockhart tek hamlede kapagi açti.
    "Evet," dedi dramatik biçimde. "Taze yakalanmis Cormuall cinperileri."
    Seamus Finnigan kendini tutamadi. Lockhart’in in bile dehset çigligi sayamayacagi bir kahkaha patlatti.
    "Evet?" diye gülümsedi Lockhart ona.
    "Eh, yani - pek de... tehlikeli sayilmazlar, degil mi?" diye kikirdadi Seamus.
    Lockhart parmagini sinir bozucu bir sekilde sallayarak, "O kadar emin olma!" dedi. "Küçük keratalar
    seytan gibi numaraci olabilir!"
    Cinperiler elektrik mavisiydi, boylari da yirmi santim kadardi. Sivri yüzleri vardi, sesleri ise öyle tizdi ki,
    insan bir sürü yarasanin tartismasini dinler gibi oluyordu. Kapak kalkar kalkmaz anlasilmaz bir seyler
    konusarak kendilerini oradan oraya atmaya basladilar. Parmakliklari zingirdatip, en yakinlarindakilere
    bakarak yüzlerini acayip sekillere soktular.
    "Peki öyleyse," dedi Lockhart, yüksek sesle. "Bakalim onlarla nasil basa çikacaksiniz!" Sonra da kafesi
    açti.
    Pandomimden farksizdi. Cinperiler roket gibi her yöne firladi gitti. Ikisi Neville'i kulaklarindan yakalayip
    havaya kaldirdi. Birkaçi dosdogru pencereden disari firlayip arka sirayi kirik cam parçalarina buladi. Geri
    kalani da, saldiran bir gergedandan daha etkin biçimde sinifi dagitmaya koyuldu. Mürekkep siselerini alip
    sinifin her yanina püskürttüler, kitaplarla kâgitlari parçaladilar, duvardaki resimleri yirttilar, çöp tenekesini
    tersyüz çevirdiler, çantalarla kitaplari yakalayip kirik camdan disari attilar. Birkaç dakika sonra
    ögrencilerin yansi siralarinin altina saklanmisti, Neville de tavandaki kollu avizeden sarkiyordu.
    "Hadi bakalim, toplayin onlari, toplayin, sadece cinperi bunlar..." diye bagirdi Lockhart.
    Kollarim sivadi, asasini çikardi ve bögürdü: "Peski-piksi Pesternomi!"
    Hiç mi hiç faydasi olmadi. Cinperilerden biri Lockhart'in asasini alip onu da camdan disan atti. Lockhart
    yutkundu ve kendi masasinin altina girdi. Bir saniye sonra da kollu samdan bel verince düsen Neville'in
    altinda ezilmekten güç bela kurtuldu.Zil çaldi, herkes deli gibi çikisa kostu. Bunu izleyen görece sakinlikte
    Lockhart dogruldu, hemen hemen kapiya varmis olan Harry, Ron ve Hermione'yi gördü ve, "Eh, onlari
    yeniden kafese koymanizi siz üçünüzden isteyeyim," dedi. Yanlarindan geçti, kapiyi arkasindan çeki verdi.
    Geri kalan cinperilerden biri kulagindan isirip canini acitinca, Ron, "Olup bitenlere inanabiliyor musunuz?"
    diye gürledi.
    Hermione, "Bize birinci elden deneyim kazandirmak istiyor," dedi. Bir yandan da akillica bir Dondurma
    Büyüsü ile ayni anda iki ciperiyi hareketsiz hale getirip kafeslerine tikmisti.
    "Birinci elden mi?" dedi Harry, ona dilini çikaran ve ulasamayacagi bir yere dans ederek kaçan bir
    cinperiyi tutmaya çalisirken. "Hermione, ne yaptigi konusunda zerrece fikri yoktu."
    "Saçma," dedi Hermione. "Kitaplarini okudunuz -yaptigi bütün o sasirtici seylere baksaniza..."
    "Yaptigim söyledigi," diye mirildandi Ron.

  6. #6
    Durumu
    Çevrimdışı
    Master of Death - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    I'm Potterhead ∞
    Üyelik tarihi
    16.Aralık.2010
    Mesajlar
    8,026
    Tecrübe Puanı
    9915

    Standart

    YEDINCI BÖLÜM
    Bulanik'lar ve Miriltilar

    Harry ondan sonraki birkaç günün pek çok dakikasini, Gilderoy Lockhart'in bir koridordan geldigini
    görünce sivisarak geçirdi. Colin Creevey'den kaçmak daha zordu, çünkü Harry'nin ders programini
    ezberlemise benziyordu. Anlasilan hayatta hiçbir sey Colin'e günde alti yedi kere, "Tamam mi, Harry?"
    deyip de, "Selam, Colin," cevabini almak kadar heyecan vermiyordu. Harry bu cevabi verdiginde sesi ne
    kadar öfkeli çikarsa çiksin...
    Hedwig, o felaket araba kazasi yüzünden Harry'ye hâlâ kizgindi, Ron'un asasi da hâlâ dogru dürüst
    çalismiyordu. Hatta cuma sabahi Muska dersinde Ron'un elinden firlamis ve minicik yasli Profesör
    Flitwick'i tam iki gözünün ortasindan vurmustu. Vurdugu yerde de büyük, nabiz gibi atan yesil bir çiban
    meydana getirmisti. Yani söyle ya da böyle, Harry hafta sonuna ulasmis olmaktan memnundu. O, Ron ve
    Hermione cumartesi sabahi Hagrid'i ziyaret etmeyi tasarliyorlardi. Ama Harry, uyanmak istedigi saatten
    birkaç saat önce,
    Gryffindor Quidditch takiminin kaptani Oliver Wood tarafindan sarsilarak uyandirildi.
    Harry, uyku sersemi, "N'oluyo yav?" dedi.
    "Quidditch antrenmani. Yürü hadi!"
    Harry gözlerini kisarak pencereye bakti. Pembe ve altin rengi gökyüzünde ince bir sis asili kalmisti. Artik
    uyandigi için, kuslarin samatasi sirasinda nasil olup da uyudugunu anlayamiyordu.
    "Oliver," dedi Harry, çatlak bir sesle, "gün henüz doguyor."
    "Aynen öyle." Wood uzun boylu, saglam yapili bir altinci sinif ögrencisiydi. O anda da gözleri çilgin bir
    coskuyla yaniyordu. Cani gönülden, Yeni antrenman programimizin parçasi," dedi. "Hadi, süpürgeni
    yakala da gidelim. Öbür takimlarin hiçbiri antrenmana baslamadi, bu yila ilk baslayan biz olar
    Harry esneyerek ve hafiften, bir gayret, yataktan kalkti, Quidditch cüppesini bulmaya çalisti.
    "Afferin sana," dedi Wood. "On bes dakika sonra sahada bulusuruz."
    Visne çürügü rengi takim cüppesini bulup üsümemek için de pelerinini sirtina alinca, Harry, Ron'a bir not
    yazip nereye gittigini açikladi. Sonra da Nimbus Iki Bin'i omzunda, döne döne inen merdivenden asagi,
    ortak salona indi. Portre deligine tam gelmisti ki, arkasinda bir tikirti duyuldu ve Colin Creevey telas
    içinde merdivenlerden indi. Fotograf makinesi boynunda çilgin gibi sallaniyordu, elinde simsiki bir sey
    tutuyordu.
    "Merdivende birinin senin adini söyledigini duydum, Hariy! Bak burda ne var! Banyo ettirdim, sana
    göstermek istedim..."
    Harry, Colin'in burnunun ucunda salladigi fotografa saskin saskin bakti.
    Hareket eden, siyah beyaz bir Lockhart, Harry'nin kendi kolu oldugunu anladigi bir kolu çekistirip
    duruyordu. Fotograf benliginin iyi mücadele ettigini ve görüntüye girmek istemedigini memnuniyetle fark
    etti. Harry bakarken Lockhart pes etti ve soluk soluga kendini koyverip resmin beyaz kenarina dayandi.
    Colin hevesle, "Imzalayacak misin?" dedi.
    Harry kararli sekilde, "Hayir," diye cevap verdi. Bir yandan da oda sahiden bos mu diye kontrol
    ediyordu. "Kusura bakma, Colin, acelem var - Quidditch antrenmani."
    Portre deligine tirmanip çikti. "Vay canina! Beni de bekle! Daha önce hiç Quidditch maçi izlemedim!"
    Colin de onan arkasindan delikten geçti. Harry hemen, "Gerçekten sikici olur," diye atildi ama, Colin onu
    dinlemedi bile. Yüzü heyecandan parliyordu.
    Yani sira kosturarak, "Sen yüz yildir bir bina takinanda oynayan en genç oyuncusun, degil mi, Harry?
    degil mi? Harika olmalisin. Ben hiç uçmadim. Kolay in • . ,<in kendi="" s="" mi="" en="" iyi="" cinsten="">
    Harry bundan nasil kurtulacagini bilemiyordu. Gölgeli vardi sanki.
    Collin soluk soluga, "Quidditch'i tam olarak anlamiyorum," dedi. "Dört top oldugu dogru mu? Iki tanesi
    uçup insanlari süpürgelerinden düsürmeye mi çalisiyor?"
    Harry, cani sikkin, "Evet," dedi. Kadere riza göstermis, Quidditch'in zor kurallarini anlatmaya razi
    olmustu. "Onlara Bludger denir. Iki takimda da ikiser Vurucu vardir, Bludger'lan takimlarindan uzak
    tutmak için sopalar tasirlar. Gryffindor Vurucu'lari Fred ve George Weasley."
    "Peki, öbür toplar neye yarar?" Colin, agzi açik, Harry'ye baktigi için merdivende birkaç basamak
    tekerlendi.
    "Ee, Quaffle, yani büyük kirmizi top, sayi yapan toptur. Her takimdaki üç Kovalayici Quaffle'i birbirine
    atarak, sahanin ucundaki çemberlere sokmaya çaksirlar - sahanin ucunda, uzun direklerin ucuna takili
    çemberlere." "Peki, ya dördüncü top -"
    "Iste o Altin Snitch. Çok küçüktür, çok hizlidir, yakalamasi da zordur. Ama Arayici'mn isi de budur
    zaten, çünkü Snitch yakalanmadan Quidditch maçi bitmez. Ve hangi takimin Arayicisi Snitch'i tutarsa,
    takimina fazladan yüz elli puan kazandirir."
    Colin saygiyla, 'Ve Gryffindor Arayicisi sensin, öyle mi?" diye sordu.
    "Evet," dedi Harry, satodan çikip çiglere bulanmis çimenligi geçmeye baslarlarken. "Bir de Tutucu vardir.
    Çemberleri savunur. Hepsi bu kadar iste."
    Ama Colin kaygan çimenleri geçip Quidditch sahasina varana kadar Harry'yi soru yagmuruna tutmaktan
    vazgeçmedi. Harry onu ancak soyunma odalanna gelince basindan atabildi. Colin düdük gibi bir sesle
    arkasindan bagirdi: "Gidip iyi bir yer bulayim, Harry!" Sonra da kosarak tribünlere gitti.
    Gryffindor takiminin geri kalani soyunma odasina gelmisti bile. Gerçekten uyanmis görünen tek kisi de
    Wood'du. Fred ve George Weasley, siskin gözler ve karmakarisik saçlarla, arkasindaki duvara dayanip
    içi geçiveriyormus gibi görünen dördüncü sinif ögrencisi Alicia Spinnet'in yaninda oturuyorlardi. Alicia gibi
    Kovalayici olan Katie Bell ve Angelina Johnson da onlarin karsisinda yan yana, esneyin duruyorlardi.
    "Sükür geldin, Harry, nerde kaldin?" dedi Wood aceleyle. "Simdi, sahaya çikmadan önce sizinle çabucak
    konusmak istiyorum, çünkü bütün yazi yeni bir antrenman programi hazirlayarak geçirdim. Sanirim bu
    program her seyi degistirecek."
    Wood'un elinde Quidditch sahasinin kocaman bir semasi vardi. Üzerine farkli renkte mürekkeplerle
    birçok çizgi, ok ve çarpi çizilmisti. Asasini çikardi, tahtaya vurdu, oklar sema üzerinde tirtil gibi
    kivranmaya basladi. Wood yeni taktikleri hakkinda konusmaya baslarken, Fred Weasley’nin basi
    dosdogru Alicia Spinner in omzuna düstü ve Fred horlamaya basladi.
    Ilk tahtanin açiklanmasi yaklasik yirmi dakika aldi. Ama onun altinda da bir tahta vardi, onun alfanda da
    bir üçüncüsü. Wood hiç durma ian monoton bir sesle konusurken Harry iyice sersemlemisti.
    En sonunda Wood, "Iste boy1 e," dedi ve Harry tam su anda satoda olsa kahvaltida neler yiyor olacagi
    seklindeki özlem dolu bir hayalden çekip aldi. "Anlasildi mi? Sorusu olan?"
    Ziplayarak uyanan George, "Benim bir sorum var, Oliver," dedi. "Bunlari bize dün hepimiz uyanikken
    anlatamaz miydin?"
    Bu sözler Wood'un hiç hosuna gitmedi. Gözlerinden simsekler çakarak hepsine bakti. "Size söylüyorum,
    beni iyice dinleyin. Quidditch Kupasi'ni geçen yil kazanmaliydik. En iyi takim biziz. Ama ne yazik ki,
    tamamen kontrolümüz disindaki olaylar yüzünden..." Harry oturdugu yerde suçlu suçlu kipirdandi. Geçen
    yil son maçin yapildigi günde baygin halde hastane kanadinda yatiyordu. Böylece Gryffindor bir
    oyuncudan yoksun kalmis ve üç yüz yillik tarihlerinin en berbat yenilgisine ugramislardi.
    Wood yeniden kendini kontrol edebilir hale gelene kadar bekledi. Besbelli son yenilgileri hâlâ ona istirap
    veriyordu.
    "Bu yüzden de bu yil her zamankinden daha siki çalisiyoruz... Hadi bakalim, simdi gidip yeni
    kuramlarimizi uygulamaya koyalim!" diye haykirdi. Süpürgesini kavrayip önleri sira soyunma odasindan
    çikti. Takimi, bacaklar kaskati, esneye esneye onu izledi.
    Soyunma odasinda o kadar uzun süre kalmislardi ki, günes bayagi yükselmisti. Ama sisten geriye kalanlar
    gene de stadyumdaki çimenlerin üzerinde asiliydi. Harry sahaya yürürken, tribünde oturan Ron ile
    Hermione'yi gördü.
    Ron, inanamayarak, "Antrenman daha bitmedi mi?" diye sordu.
    Harry, Ron ile Hermione'nin Büyük Salon'dan getirdikleri kizarmis ekmek ve marmelata hasetle bakarak,
    "Daha baslamadik ki," diye cevap verdi. "Wood bize yeni taktikler ögretiyor."
    Süpürgesine binip ayaklarini hizla yere vurdu, havalandi. Serin sabah havasi yüzünü kamçiladi ve onu
    Wbod'un uzun konusmasindan çok daha etkin biçimde uyandirdi. Yeniden Quidditch sahasinda olmak
    harika bir duyguydu. Fred ve George'la yarisarak stadyumu son hizla firdolayi döndü.
    Köseden hizla savrulurlarken, Fred, "O garip klik sesi de ne?" diye sordu.
    Harry tribüne bakti. Colin en yukaridaki yerlerden birine oturmus, fotograf makinesini kaldirmis, art arda
    fotograf çekiyordu. Makinenin sesi issiz stadyumda garip sekilde birkaç kati büyüyordu.
    Tiz bir sesle, "Buraya bak, Harry! Buraya bak!" diye feryat etti.
    "O da kim?" dedi Fred.
    Harry, "Hiçbir fikrim yok," diye yalan söyledi. Ve hizini birden artirarak Colin'den mümkün oldugu kadar
    uzaga gitti.
    Wood onlara dogru havada siyrilip gelirken, "Neler oluyor?" dedi. "O birinci sinif ögrencisi niye fotograf
    çekiyor? Hiç hosuma gitmedi bu. Yeni antrenman programimiz hakkinda bilgi almak isteyen bir Slytherin
    casusu olabilir."
    Harry hemen atildi: "O, Gryffindor'dan."
    George da, "Ayrica Slytherin'lerin casusa ihtiyaci yok, Oliver," dedi.
    Wood, huysuz huysuz, "Niye böyle söylüyorsun ki?" diye sordu.
    George parmagiyla isaret etti: çünkü bizzat kendileri burdalar da ondan."
    Yesil cüppeli insanlar sahaya dogru yürüyorlardi, ellerinde süpürgeler vardi.
    Wood öfkesinden tislarcasina, "Inanmiyorum!" dedi. "Ben sahayi bugün için ayirtmistim! Simdi icabina
    bakariz!"
    Ok gibi asagi dogruldu, öfkelendigi için gereginden daha sert indi, birazcik sendeledi. Harry, Fred ve
    George ardindan gittiler.
    Wood, Slytherin kaptanina, "Flint!” diye gürledi. "Bu bizim antrenman saatimiz! Özel olarak geldik!
    Simdi defolup gidebilirsiniz!"
    Marcus Flint, Wood'dan da iriyariydi. Yüzünde ifritimsi bir kurnazlik ifadesiyle cevap verdi: “Hepimize
    yetecek kadar yer var, Wood."
    Angelina, Alicia ve Katie de gelmislerdi Yüzleri Gryffindorlara dönük, hepsinin suratinda alayci bir
    siritmayla omuz omuza duran Slytherin takiminda ise kiz yoktu.
    Wood, duydugu kizginlik yüzünden agzindan tükürükler saçarak, "Ama sahayi ben ayirttim!' dedi.
    "Ayirttim diyorum sana!"
    "Ah," dedi Flint, "ama benim elimde de Profesör Snape'in özel olarak imzaladigi bir not var. Ben,
    Profesör S. Snape, yeni Arayicilarini çalistirma gereksinimi nedeniyle bugün Slytherin takimini Quidditch
    sahasinda çalisma izni veriyorum."
    Akli dagilan Wood, "Yeni Arayici'niz mi var?" diye sordu. "Nerde?"
    Ve önlerindeki alti iriyari kisinin arkasinda bir yedinci göründü. Solgun, sivri yüzünü bastan basa kaplayan
    övüngen gülümseyisle, daha küçük bir oglan: Draco Malfoy.
    Fred, hosnutsuzlukla Malfoy'u süzerek, "Sen Lucius Malfoy'un oglu degil misin?" dedi.
    Flint, "Draco'nun babasindan söz etmen ne garip," dedi. Bu arada, Slytherin takimi elemanlarinin
    yüzündeki siritis daha da genislemisti. "Dur, sana onun Slytherin takimina verdigi cömert armagani
    göstereyim."
    Yedisi birden süpürgelerinin sopalarim uzattilar. Erken sabah günesinde Gryffindor oyuncularinin
    burunlari dibinde yedi tane piril piril cilalanmis, yepyeni sap ve yedi takim ince altin yazi belirdi: "Nimbus
    Iki Bin Bir"
    Rint kayitsizca kendi süpürge sopasinin ucundan bir toz zerresini süpürerek, "En son model," diye ekledi.
    "Geçen ay çikti. Sanirim Nimbus Iki Bin dizisinden çok daha iyi. Eski Tertemiz'lere gelince," Tertemiz Bes
    süpürgelerine siki bikiya sarilmis Fred ve George'a pis pis güldü, "onlarla yerleri süpürür."
    Gryffindor takimindan hiç kimse o anda söylenecek bir sey bulamadi. Malfoy öyle bir tebessüm ediyordu
    ki, soguk gözleri birer çizgi halini almisti.
    "Bak sen," dedi Hint, "saha ihlali."
    Ron ve Hermione neler oldugunu anlamak için çimenligi geçiyorlardi.
    Ron, "Neler oluyor?" diye sordu Harry'ye. "Neden oynaniyorsunuz? Ya o burda ne yapiyor?”
    Malfoy'a bakarak, Slytherin Quiddilch cüppesine bir anam vermeye çalisiyordu.
    Malfoy, kendinden memnun bir edayla, "Ben yeni Slytherin Arayici'siyim, Weasley," dedi. "Herkes de
    babamin takimimiza aldigi süpürgelere hayran hayran bakmakla mesguldü."
    Ron önündeki yedi müthis süpürgeye agzi açik bakakaldi.
    Malfoy sakin sakin, "Güzel, degil mi?" dedi. "Ama belki artik Gryffindor takiminin da biraz altin bulup
    yeni süpürge almasi gerekebilir. O Tertemiz Bes'leri piyangoya koyabilirsiniz. Müzelerin ilgisini çeker
    belki."
    Slytherin takimi ulur gibi güldü.
    Hermione, sert sert, "Hiç degilse," dedi, "Gryffindor takimindakilerin hiçbiri takima girmek için rüsvet
    vermek zorunda kalmadi. Onlar, sadece yetenekleriyle takima seçildi."
    MaIfoy'un yüzündeki kendinden memnun ifade bir anda silindi.
    ru kürürcesine, "Kimse senin fikrini sormadi, seni pis küçük Bulanik," dedi.
    Harry hemen Malfoy'un çok kötü bir sey söyledigini anladi, çünkü bu laf agzindan çikar çikmaz bir
    kiyamettir koptu. Flint, Fred'le George'un onun üstüne atlamamalari için Malfoy'a siper olmak zorunda
    kaldi. Alicia, "Ne cüretle!" diye haykirdi. Ron, elini cüppesinin içine sokup asasini çikardi ve, "Bunun
    hesabini vereceksin, Malfoy!" diye bagirarak Flint'in kolunun altindan asasini büyük bir öfkeyle Malfoy'un
    yüzüne dogru uzatti.
    Stadyumda büyük bir patlama sesi duyuldu, Ron'un asasinin ters tarafindan yesil bir isik fiskirdi, midesine
    vurdu ve onu siitüstü çimenlere yuvarladi.
    Hermione tiz bir sesle, "Ron! Ron! Iyisin ya?" diye bagirdi.
    Ron konusmak için agzini açti, ama agzindan tek kelime çikmadi. Onun yerine gürültüyle gegirdi,
    kucagina birkaç sümüklüböcek düstü.
    Slytherin takimina gülmekten felç gelmisti sanki. Hint iki büklüm olmus, düsmemek için yeni süpürgesine
    dayaniyordu. Malfoy dört ayak üstü yere kapanmisti, yumruguyla topragi dövüyordu. Gryffindor takimi
    ise, gegirdikçe kocaman, piril piril sümüklüböcekler çikaran Ron'un çevresine toplanmisti. Kimse ona
    dokunmak istemiyordu.
    Harry, Hermione'ye, "En iyisi onu Hagrid'e götürelim, en yakin orasi," dedi. Hermione cesurca basini
    salladi ve ikisi Ron'u kollarindan tutup ayaga kaldirdilar.
    "Ne oldu, Harry? Ne oldu? Hasta mi? Ama sen onu iyilestirebilirsin, degil mi?" Colin yerinden kalkip
    kosmustu, simdi de, sahadan ayrilirlarken yanlari siradans edercesine yürüyordu. Ron derin derin içini
    çekti, önünden asagi daha fazla sümüklüböcek yuvarlandi.
    Büyülenmis gibi bakan Colin, "Vaay!" dedi ve fotograf makinesini kaldirdi. "Onu kipirdatmadan tutabilir
    misin, Harry?"
    Harry kizginlikla, "Çekil yolumdan, Colin!" dedi. Hermione'yle ikisi Ron'a destek olarak onu stadyumdan
    çikardilar, Orman'in kiyisina dogru okul arazisinden geçtiler.
    Bekçinin kulübesi görününce, "Geldik sayilir, Ron," dedi Hermione. "Bir dakikada hiçbir seyin kalmaz...
    neredeyse ordayiz..."
    Hagrid'in evine varmalarina alti yedi metre kalmisti ki, ön kapi açildi. Ama disari çikan Hdgrid degildi.
    Bugün en uçugundan leylak rengi cüppe giymis olan Gilderoy Lockhart'ti.
    "Çabuk, suraya saklanin," diye fisildadi Harry, Ron'u yakinlardaki bir çalinin ardina çekerek. Biraz
    gönülsüz olsa da, Hermione de onlari izledi.
    Lockhart, Hagrid'e yüksek sesle, "Ne yaptigini bilirsen, çok basit!" diyordu. "Yardim gerekirse, nerede
    oldugumu biliyorsun! Sana kitabimdan bir tane verecegim - simdiye kadar almamis olmana sasirdim. Bu
    gece bir tane imzalar, yollarim. Hadi bakalim, hosça kal!" Ve uzun adimlariyla satoya dogru yürüdü.
    Harry, o gözden kaybolana kadar bekledi, sonra Ron'u çaliligin arkasindan çekip Hagrid'in ön kapisina
    götürdü. Telasla kapiyi çaldilar.
    Hagrid hemen geldi, pek suratsizdi. Ama kimlerin geldigini görünce yüzü aydinlandi.
    "Ne zaman geleceksiniz diye merak ediyordum -gelin, gelin içeri. Ben de Profesör Lockhart geri döndü
    sandim."
    Harry ve Hermione, Ron'u esikten içeri, tek odali kulübeye geçirdiler. Bir kösede kocaman bir yatak
    vardi, ötekinde bir ates neseli neseli çatirdiyordu. Harry, Ron'u bir iskemleye oturturken durumu çabucak
    açikladi, ama Hagrid hiç de kaygilanmis görünmedi.
    Güler yüzle, "Girecegine çiksin daha iyi," dedi, onun önüne büyük bakir bir legen çekti. "Hepsini çikar
    bakalim, Ron."
    Hermione, legenin üzerine egilen Ron'a endiseyle bakarak, "Sanirim durmasini beklemekten baska çare
    yok," dedi. "Bu lanetin tutmasi en iyi kosullarda bile zordur, ama kirik bir asayla olunca..."
    Hagrid hamarat hamarat dolasip onlara çay yapiyordu. Zagan Fang, Harry'yi salyalara bogmakla
    mesguldü.
    Harry, Fang'in kulaklarini kasiyarak, "Lockhart senden ne istiyordu, Hagrid?" diye sordu.
    "Bana kuyudan varek çikarma nasihati veriyordu," diye homurdandi Hagrid. Iyice firçalanmis masasinin
    üstündeki yarisi yolunmus horozu kaldirdi, çaydanligi koydu. "Sanki bilmezmisim gibi. Kovaladigi bir
    Ölüm Perisi'ni anlatip duruyor. Tek kelimesi dogruysa, çaydanligimi yerim."
    Hagrid'in bir Hogwarts hocasini elestirmesi ondan öyle beklenmez bir seydi ki, Harry saskinlikla
    bakakaldi. Ancak Hermione, her zamankinden daha tiz bir sesle, "Bence biraz haksizlik ediyorsun," dedi.
    "Profesör Dumbledore onun bu is için en iyi adam oldugunu düsündü besbelli..."
    "En iyi degil, tek adam," diye cevap verdi Hagrid. Onlara bir tabak melas sekerlemesi ikram etti. Ron ise
    legenine dogru ögürüp duruyordu. "Tek derken ciddiyim. Karanlik Sanatlar dersi için birini bulmak gitgide
    zorlasiyor. Anliyorsunuz ya, insanlar bu ise girmeye pek hevesli degil. Ugursuz oldugunu düsünmeye
    basladilar. Bir süredir pek fazla dayanan çikmadi. Söyleyin bakalim," dedi Hagrid, basiyla Ron'u isaret
    ederek, "kimi lanetlemeye çalisiyordu?"
    "Malfoy, Hermione'ye bir sey dedi. Çok kötü bir sey olmali, çünkü herkesin akli basindan gitti."
    Ron, solgun ve ter içinde, masanin üstünden göründü. Boguk bir sesle, "Kötüydü ama," dedi. "Malfoy
    ona 'Bulanik' dedi, Hagrid -"
    Yeni bir sümüklüböcek dalgasi görününce yeniden basini egip kayboldu. Hagrid fena halde kizmis
    görünüyordu.
    Hermione'ye dönüp hirlarcasina, "Diyemez!" dedi.
    "Dedi iste. Ama ben de ne anlama geldigini bilmiyorum. Çok kaba bir sey oldugunu biliyorum, tabii..."
    Ron, yeniden kafasini kaldirip, "Yapabilecegi en büyük hakaretti," diye uludu. "Bulanik, dogustan Muggle
    olan -yani sihirle ilgisi olmayan anne babadan biri için kullanilan bir isim, sahiden pis bir sey. Bazi
    büyücüler -Malfoy'un ailesi gibi- insanlarin safkan dedigi sey olduklari için herkesten iyi olduklarini
    saniyorlar." Küçük bir gegirti çikardi, bir tanecik sümüklüböcek önüne tuttugu eline düstü. Onu legene
    atip devam etti: "Yani, geri kalanlarimiz bunun hiçbir sey ifade etmedigini biliyor. Neville Longbottom'a
    baksaniza safkan ama bir kazani yerine oturtmaktan aciz."
    Hagrid gururla, "Üstelik de kimse Hermione'mizin yapamayacagi bir büyü icat etmedi daha," dedi.
    Hermione parlak morumsu kirmizi renge büründü.
    Ron, titreyen eliyle ter içindeki alnini sildi. "Birine bunu söylemek, igrenç. Kirli kan, anliyorsunuz ya.
    Siradan kan. Çilginlik bu. Zaten bugünlerde büyücülerin çogu yarim kan. Muggle'larla evlenmesek
    soyumuz kururdu."
    Gene gegirdi ve gözden kayboldu.
    Hagrid, legene çarpan sümüklüböceklerin takirtisini bastiran bir sesle, "Eh, onu lanetlemeye çalistigin için
    sana kabahat bulmuyorum, Ron," dedi. "Ama belki de asanin ters teptigi isabet olmustur. Bence oglunu
    lanetlemis olsan Lucius Malfoy dosdogru okula gelirdi. Hiç degilse basin belaya girmemis."
    Harry, agzindan sümüklüböcekler bosalmasindan daha büyük belanin ne olacagini soracakti, ama
    soramadi. Hagrid'in melas sekerlemesi çenelerini birbirine yapistirmisti.
    Hagrid, birden aklina bir sey gelmis gibi, "Harry," dedi, "sana da sorulacak hesabim var. Duydum ki,
    imzali fotograflar dagitiyormussun. Niye bende yok?"
    Akli basindan giden Harry, dislerini zorlayarak açti.
    Hiddetle, "Imzali fotograf falan dagitmiyorum ben," dedi. "Eger Lockhart hâlâ bunu söylüyorsa -"
    Derken, Hagrid'in güldügünü gördü.
    Hagrid güler yüzle Harry'nin sirtina vurup onu yüzüstü masaya çakarak, "Saka ediyordum," dedi.
    "Aslinda yapmadigini biliyorum. Lockhart'a buna ihtiyacin olmadigini söyledim. Hiç çaba harcamadan
    ondan meshur oldugunu söyledim."
    Harry dogrulup çenesini ovusturarak, "Bahse girerim bundan hiç hoslanmamistir," dedi.
    Hagrid'in gözleri parladi. "Hoslandigim sanmam. Sonra da ona kitaplarindan hiçbirini okumadigimi
    söyledim, gitmeye karar verdi. Melas sekerlemesi ister misin, Ron?" diye sordu, yeniden ortaya çikan
    Ron'a.
    "Yok, sagol," dedi Ron, halsiz halsiz. "Riske girmesem iyi olur."
    Harry ile Hermione çaylarini bitirince de Hagrid, "Gelin," dedi, "bakin ne yetistiriyorum ben."
    Hagrid'in evinin arkasindaki küçük sebze tarhinda bir düzine balkabagi vardi. Harry'nin o güne kadar
    gördügü en büyük balkabaklari. Her biri, iri bir kaya boyundaydi.
    Hagrid, hayatindan memnun bir edayla, "Durumlari iyi, degil mi?" dedi. "Cadilar Bayrami söleni için... o
    vakte kadar yeterince büyümüs olurlar."
    Harry, "Neyle büyüttün onlari?" diye sordu.
    Hagrid, yalniz olup olmadiklarini kontrol etmek için omzunun üstünden geriye bakti.
    "Eh, onlara - anlarsin - birazcik yardim ettim."
    Harry, Hagrid'in çiçekli pembe semsiyesinin kulübenin arka duvarina dayali oldugunu gördü. Daha önce
    de bu semsiyeyi göründügünden farkli bir sey sanmasina yol açacak seyler olmustu. Aslinda, Hagrid'in
    eski okul asasinin bunun içinde sakli oldugu yolunda güçlü bir kuskusu vardi. Hagrid'in sihirden
    yararlanmamasi gerekiyordu. Üçüncü siniftayken Hogwarts'tan atilmisti, ama Harry niye oldugunu
    ögrenememisti bir türlü -bu konu açilir açilmaz Hagrid'in yüksek sesle bogazini temizleyecegi tutar ve
    konu kapatilana kadar esrarengiz bir sekilde sagir kalirdi.
    "Bir Büyütme Büyüsü, sanirim," dedi Hermione. Hem onaylamaz, hem de eglenir gibi bir hali vardi. "Eh,
    dogrusu iyi is yapmissin."
    Hagrid, Ron'a dogru basini sallayarak, "Küçük kiz kardesin de böyle söylüyordu," dedi. "Daha dün
    gördüm onu." Hagrid, sakalini oynatarak yan yan Harrye bakti. "Okul arazisini dolasiyormus, öyle dedi,
    ama bana kalirsa evimde birine rastlamayi umuyordu." Harry'ye göz kirpti. "Bana sorarsan o da hayir
    demezdi, yani imzali bir..."
    "Kes sesini," dedi Harry. Ron bir kahkaha patlatti, yer sümüklüböcek içinde kaldi.
    Hagrid, "Dikkat et!" diye bagirarak, Ron'u kiymetli balkabaklarinin uzagina çekti.
    Yemek vakti neredeyse gelmisti, Harry ise safaktan beri sadece birazcik melas sekerlemesi atmisti
    agzina. Yemek yemek için okula gitmek istiyordu. Hagrid'le vedalasip yukari, satoya dogru yürüdüler.
    Ron arada bir hiçkiriyordu, ama sadece iki pek küçük sümüklüböcek çikartti.
    Serin Giris Salonu'na henüz adim atmislardi ki, bir sos duyuldu: "Iste oradasiniz, Potter, Weasley."
    Profesör McGonagall hasin bir edayla onlara dogru yürüyordu. "Ikiniz de cezalarinizi bu aksam
    çekeceksiniz."
    Ron endise içinde gegirmesini engelleyerek, "Ne yapacagiz, Profesör?" diye sordu.
    "Sen, Mr Filch'le birlikte ödül odasindaki gümüsleri parlatacaksin. Sihir falan istemem, Weasley - alninin
    teriyle."
    Ron yutkundu. Okulun hademesi Argus Filch'ten bütün ögrenciler nefret ederdi.
    "Ve sen, Potter, Profesör Lockhart'in, hayranlarinin mektuplarina cevap vermesine yardimci olacaksin."
    Harry umutsuzluk içinde, "Ah hayir!" dedi. "Ben de gidip ödül odasinda çalisamaz miyim?"
    Profesör McGonagall kaslarini kaldirarak, "Elbette hayir," dedi. "Profesör Lockhart özellikle seni istedi.
    Tam saat sekizde, ikinize de söylüyorum."
    Harry ve Ron, derin üzüntüler içinde yorgun argin Büyük Salon'a yürüdüler. Hermione, yüzünde bir
    eh-siz-de-okulun-kurallarina-karsi-geldiniz-ama. bakisiyla arkalarindan geliyordu. Harry etli böreginden
    sandigi kadar hoslanmadi. O da, Ron da, esas zor cezanin kendisininki oldugunu düsünüyordu.
    Ron, dertli dertli, "Filch beni bütün gece orada tuta-çak," dedi. "Sihir yok ha! O odada yüz kupa olmali.
    Ben Muggle usulü temizlikten anlamam ki."
    Harry, aci aci, "Istedigin an degisirim," diye cevap verdi. "Ben Dursley'lerin yaninda sik sik antrenman
    yaptim. Lockhart hayranlarinin mektuplarina cevap vermek ha... o adam bir kâbus..."
    Cumartesi ögleden sonrasi eriyip gitti sanki. Aradan hiç vakit geçmemis gibiydi ama, birden saat sekize
    bes var oldu. Harry ikinci kat koridorunda ayaklarim sürüyerek Lockhart'in odasina dogru yola koyuldu.
    Dislerini sikip kapiyi çaldi.
    Kapi hemen açildi. Lockhart tebessümler içinde asagi, ona bakti.
    "Ah, iste haylaz geldi," dedi. "Içeri gir, Harry, içeri gir."
    Birçok mumun isiginda duvarlarda Lockhart'in sayisiz çerçeveli fotografi piril piril parliyordu. Hatta
    birkaç tanesini imzalamisti bile. Masasinin üzerinde de büyük bir yigin duruyordu.
    Lockhart, Harry'ye, sanki bu büyük bir lütufmus gibi, "O zarflarin adreslerini yazabilirsin!" dedi. "Birincisi,
    Gladys Gudgeon'a, Tanri onu korusun - muazzam bir hayranimdir."
    Dakikalar salyangoz gibi geçti. Harry birakti, Lockhart'in sesi dalga gibi asip üstünden geçsin. Arada bir,
    "Himmm", "Dogru" ve "Evet" dedi, o kadar. Bazer. de kulagina söyle cümleler çaliniyordu: "Ün, gelgeç
    gönüllü bir dosttur, Harry" ya da "Söhretin sagi solu belli olmaz, unutma bunu."
    Mumlar yanip küçüldü, isigin, Harry'yi gözleyen hareketli Lockhart yüzleri üzerinde dans etmesine yol
    açtilar. Harry yorgun elini ona bininci zarfmis gibi gelen zarfin üzerinde gezdirip, Veronica Smethley'nin
    adresini yazdi. Artik gitme vakti yaklasmis olmali, diye düsündü perisan halde, n'olur gitme vakti
    yaklasmis olsun...
    Ve birden bir sey duydu - ölen mumlarin damlamasindan ve Lockhart'in hayranlari hakkindaki
    gevezeliginden farkli bir sey.
    Bir sesti, insanin iligini kemigini donduran bir ses. Soluk kesici, buz gibi soguk bir zehir içeren bir ses.
    "Gel... gel bana... deseyim seni... parçalayayim seni... öldüreyim seni..."
    Harry havaya kadar siçradi, Veronica Smethley'nin sokaginin adinin üstünde leylak rengi büyük bir leke
    peydahlandi.
    "Ne?" dedi yüksek sesle.
    "Biliyorum!" dedi Lockhart. "En iyi satanlar listesinin tepesinde tam alti ay! Bütün rekorlari kirdi!" Harry
    çildirmis gibi, "Hayir," diyebildi. "O ses!" "Efendim?" Lockhart, sasirmis görünüyordu. "Ne sesi?”
    “O ses dedi ki - duymadiniz mi?" Lockhart büyük bir hayretle Harry'ye bakiyordu. "Ne diyorsun sen,
    Harry? Belki de uykun geldi, ha? Vay canina - su saate bak! Hemen hemen dört saat olmus! Buna
    dünyada inanmazdim - zaman uçtu gitti, degil mi?"
    Harry cevap vermedi. Sesi yeniden duymak için kulaklarini dört açmisti, ama Lockhart'in, her ceza
    aldiginda böyle bir ikram beklememesi gerektigini söyleyen sesinden baska ses yoktu. Kendini iyice
    afallamis hisseden Harry odadan çikti.
    Saat o kadar geç olmustu ki, Gryffindor ortak salonu neredeyse bosalmisti. Harry dosdogru yatakhaneye
    gitti. Ron henüz gelmemisti. Pijamalarini giydi, yataga yatti ve bekledi. Yarim saat sonra sag kolunu
    ovalayan Ron geldi, kararmis odaya agir bir cila kokusu da tasimisti.
    Yataga çökerek, "Kaslarimin hepsi tutuldu," diye inledi. "Tatmin olana kadar tam on dört kere o
    Quidditch Kupasi'ni bana parlattirdi. Sonra bir sümüklüböcek saldirisina daha ugradim, hem de Okula
    Hizmetler Özel Ödülü'nün üstüne bosaldi. Sümüklerini silmek asirlar aldi... Lockhart nasil gitti?"
    Neville, Dean ve Seamus'i uyandirmak istemeyen Harry, yavas sesle Ron'a tami tamina neler duydugunu
    söyledi.
    Ron, "Ve Lockhart duymadigini söyledi, öyle mi?" diye sordu. Harry ay isiginda onun kaslarini çattigini
    görebiliyordu. "Yalan mi söylüyordu dersin? Ama anlamiyorum - görünmez olan biri bile kapiyi açmak
    zorunda kalirdi."
    "Biliyorum," dedi Harry, dört direkli yatagina yaslanip tepesindeki tenteye bakarak. "Ben de
    anlamiyorum."

  7. #7
    Durumu
    Çevrimdışı
    Master of Death - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    I'm Potterhead ∞
    Üyelik tarihi
    16.Aralık.2010
    Mesajlar
    8,026
    Tecrübe Puanı
    9915

    Standart

    SEKIZINCI BOLUM
    Ölüm Günü Partisi

    Ekim ayi geldi, okul arazisiyle satonun üzerini nemli bir sogukla örttü. Ögretmenler ve ögrenciler
    arasindaki ani bir soguk alginligi salgini }tizünden Yönetici Madam Pomfrey'in isi basindan as çindi.
    Yaptigi Biberli Iksir hemen etkisini gösteriyordu, ama iksiri içen kisi ondan sonra saatlerce kulaklarindan
    dumanlar çikarak dolasiyordu. Percy, halsiz görünen Ginny Weasley'yi bu iksirden almaya zorlamisti.
    Capcanli kizil saçlarinin altindan yükselen buhar, bütün kafasinin alev aldigi izlenimini uyandiriyordu.
    Günlerce sato pencerelerinde kursun büyüklügünde yagmur damlalari trampet çaldi. Gölün su dikeyi
    yükseldi, çiçek tarhlari çamurlu derelere döndü, Hagid'in balkabaklari sisti, bahçedeki sundurmalarla ayni
    boya geldiler. Ne var ki Oliver Wood'un düzenli antrenman yapma konusundaki coskusu azalmamisti.
    Iste Harrynin Cadilar Bayramindan birkaç gün önceki firtinali bir cumartesi ögleden sonrasi, sirilsiklam
    islanmis ve her tarafi çamur içinde Gryffindor Kulesi'ne dönmesinin nedeni de buydu.
    Yagmur ve rüzgâr hesaba katilmasa bile, mutlu bir antrenman sayilmazdi. Sytherin takimini izleyerek
    casusluk yapan Fred ve George, yeni Nimbus Iki Bin Bir süpürgelerin hizini gözleriyle görmüslerdi.
    Slytherin takiminin havada jet gibi uçan yedi yesilimsi lekeden baska bir sey olmadigini söylediler.
    Harry issiz koridorda sap sup yürürken kendisi kadar dalgin görünen birine rastladi. Gryffindor Kulesi'nin
    hayaleti Neredeyse Kafasiz Nick, mutsuzluk içinde bir pencereden disari bakarak kendi kendine
    söyleniyordu. "... istenilen özelliklere uymuyormus... bir santimcik daha olaydi..."
    "Selam, Nick," dedi Harry.
    Irkilip geri dönen Nere'deyse Kafasiz Nick, "Selam, selam," dedi. Uzun dalgali saçlarina fiyakali, tüylü
    bir sapka takmisti, sert ve yuvarlak yakasi olan bir tunik giymisti. Böylece neredeyle yerinden kopmus
    olan boynunu gözlerden uzak tutuyordu. Sis kadar solgundu ve Harry onun içinden öbür tarafi, disaridaki
    karanlik gökyüzünü ve sel halinde bosanan yagmuru görebiliyordu.
    "Canin sikkin görünüyor, genç Potter," dedi Nick, konusurken seffaf bir mektubu katlayip yeleginin
    cebine koyarak.
    "Senin de."
    "Ah," Neredeyse Kafasiz Nick zarif bir edayla elini salladi, "önemli bir sorun degil.. Aslinda gerçekten
    katilmayi da istiyor degilim... basvurayim dedim ama, besbelli “Istenilen özelliklere uymuyormusum."
    Aldirmaz havasina ragmen, yüzünde çok aci bir ifade vardi.
    Birden, "Ama sanirsin ki..." diye patladi, mektubu yeniden yerinden çikartarak, "boynuna kör bir baltayla
    kirk bes kere vurulmasinin Kafasizlar Avi'na katilacak bir özellik sagladigini sanirsin, degil mi?"
    "Ah - evet," dedi Harry. Besbelli onaylamasi gerekiyordu.
    "Yani, bu isin çabucak ve tertemiz olmasini kimse benden fazla isteyemez. Keske öyle olsa, kafam da
    dogru dürüst kopsaymis. Yani, böylece hem aci çekmekten kurtulurdum, hem de herkesin alayindan. Ne
    var ki..." Neredeyse Kafasiz Nick mektubu silkeleyerek açti ve hiddetle okudu.
    "Biz yalnizca kafalari bedenlerinden ayrilmis avcilari kabul edebiliyoruz. Aksi halde üyelerin At Sirtinda
    Kafa Atip Tutmak ve Kafa Polosu gibi av etkinliklerine katilmalarinin imkânsiz olacagini siz de takdir
    edersiniz. Bu yüzden de, büyük bir üzüntüyle, istenilen özelliklere uymadiginizi size bildirmek
    durumundayim. En iyi dileklerimle, Sir Patrick Delaney Podmore."
    Neredeyse Kafasiz Nick öfkeden köpürerek mektubu cebine tikistirdi.
    "Kafami sadece bir santim deriyle bir parça kas yerinde tutuyor, Harry! Çogu kisi bunu pekâlâ da
    kafasiz sayar ama hayir, Sir Kafasi Usulünce Koparilmis Podmore'a bu yetmiyor."
    Neredeyse Kafasiz Nick derin derin birkaç kez nefes aldi, sonra daha sakin bir sesle, "Evet," dedi, "seni
    rahatsiz eden sey neymis bakalim? Elimden bir sey gelir mi?"
    "Hayir. Tabii nereden yedi tane bedava Nimbus Iki Bin Bir bulacagimizi biliyorsaniz, o baska. Slyth..."
    Harry'nin cümlesinin geri kalani, ayak bilekleri hizasindan gelen tiz mi tiz bir miyavlamada kayboldu gitti.
    Gözlerini asagi çevirince kendini bir çift lamba misali sari göze bakarken buldu. Mrs Norris'ti, hademe
    Argus Filch'in, ögrencilere karsi sonu gelmez savasinda vekili olarak kullandigi bir deri bir kemik gri kedi.
    Nick hemen, "Burdan gitsen iyi olur, Harry," dedi. "Filch iyi bir gününde degil. Grip olmus, üçüncü
    siniftan birileri de kazayla bes numarali mahzenin tavanina kurbaga beyni sivamis. Bütün sabah onu
    temizledi ve simdi de seni burada her yana çamur saçarken görürse..."
    "Tamam,' dedi Harry, gerileyip Mrs Norris'in suçlayici bakicindan uzaklasmaya çalisti, ama yeterince hizli
    davranamamisti. Onu igrenç kedisine bagliyora benzeyen esrarengiz bir güçle o noktaya çekilen Argus
    Filch, Harry'nin sag tarafindaki bir duvar örtüsünün içinden aniden belirdi. Deli gibi, kurallari ihlal eden
    kisiyi ariyordu. Basina kalin bir ekose esarp sarmisti, burnu ise her zamankinden daha da mordu.
    "Pislik!" diye haykirdi. Harry'nin Quidditch cüppesinden damlamis çamurlu gölcüge isaret ederken çenesi
    titriyordu, gözleri korku verecek sekilde yerinden ugramisti. "Her yer karman çorman, her yer les gibi!
    Artik yeter, yeter diyorum! Arkamdan gel, Potter!"
    Harry'cik, Neredeyle Kafasiz Nick'e umutsuzca el sallyarak Filch'in ardindan asagi indi. Böylece de
    yerdeki çamurlu ayak izi sayisini iki katina çikardi.
    Harry daha önce Filch'in odasina hiç girmemisti. Burasi, çogu ögrencinin girmekten kaçindigi bir yerdi.
    Oda pis ve kasvetliydi, penceresizdi, alçak tavandan sarkan tek bir petrol lambasiyla aydinlaniyordu Içeri
    hatif bir balik tava kokusu sinmis gibiydi. Duvarlarin önünde tahta dosya dolaplari vardi. Harry,
    üstlerindeki etiketlerden, onlarin Filch'in simdiye kadar cezalandirmis oldugu her ögrenci hakkindaki
    ayrintilari içerdiklerini anladi. Fred ve George'un kendilerine ait koca bir çekmeceleri vardi. Filch'in
    masasinin arkasindaki duvarda iyice parlatilmis bir zincir ve pranga koleksiyonu asiliydi. Onun, ögrencileri
    bileklerinden tavana asmasina izin versin diye Dumbledore'a hep yalvardigini herkes bilirdi.
    Filch, masasindaki tüy kutusundan bir tüy kalem yakaladi ve etrafta parsömen aranmaya basladi.
    "Gübre," diye mirildandi öfkeyle, "dumani tüten ejderha pisligi... kur Daga beyni... siçan bagirsagi... artik
    yeter... ibret olsun diye... form nerde... evet..."
    Masasinin çekmecesinden kocaman bir parsömen tomari çikardi, koca kara tüy kalemini mürekkep
    hokkasina batirarak tomari önünde açti.
    "Adi... Harry Potter. Suçu..."
    "Bir parçacik çamur, hepsi o!" dedi Harry.
    "Senin için bir parça çamur, beyim, ama benim için fazladan bir saat yerleri ovmak demek!" diye bagirdi
    Filch. Siskin burnunun ucunda bir damla, hiç de hos olmayan bir sekilde titresiyordu. "Suçu... satoyu
    kirletmek... verilen hüküm..."
    Akan burnuna dokunan Filch, solugunu tutmus, hükmünün okunmasini bekleyen Harry'ye pis pis bakti.
    Ama tam Filch tüy kalemini indirirken, odasinin tavaninda muazzam bir KÜT! sesi duyuldu, petrol
    lambasi zangirdadi.
    "PEEVES!" diye haykirdi Filch, bir öfke kriziyle tüy kalemini savurdu. "Bu sefer yaktim çirani, elimden
    kurtulamazsin!"
    Ve dönüp Harry'ye bir bakis bile atmadan, Filch odadan paytak paytak kosarak çikti, Mrs Norris de
    onun yani sira simsek gibi gidiyordu.
    Peeves okulun hortlagiydi, havada dolasan cinsten siritkan bir tehditti. Kargasa ve mutsuzluga yol açmak
    için yasardi. Harry, Peeves'i pek sevmezdi ama, zamanlamasi için ona sükran duymaktan kendini alamadi.
    Peeves her ne yaptiysa (ki, sese bakilirsa, bu sefer büyük bir seyin hakkindan gelmisti) Filch'in dikkatini
    Harry'nin üstünden çeker diye umuyordu.
    Belki de Filch'in geri dönüsünü beklemesi gerektigini düsünerek, Harry masanin yanindaki güve yenikli
    koltuga çöktü. Masada, onun yari yariya tamamlanmis formundan baska tek bir sey vardi: Üzerinde
    gümüsi yazilar olan kocaman, parlak, mor bir zarf. Filch geri dönüyor mu diye çabucak kapiya bir göz
    atarak zarfi aldi ve okudu.
    SÎPSAK BÜYÜ
    Mektupla Kurs
    Yeni Baslayanlar Için
    Meraka kapilan Harry zarfi açti ve içindeki parsömen desteyi çikardi. Ön tarafinda, gene kivir kivir
    gümüsi yaziyla söyle diyordu:
    Modern sihrin dünyasinda kendinizi geride kalmis gibi mi hissediyorsunuz? Basit büyüyü bile
    yapamadiginiz için kendinizi mazeret uydururken mi buluyorsunuz? Asanizla yaptiginiz keder verici
    marifetler hiç alay konusu olmaniza yol açti mi?
    Bir çare var!
    Sipsak Büyü yepyeni, hata yapmayan, çabuk sonuç alan, kolay ögreten bir kurstur. Yüzlerce cadiyla
    büyücü, Sipsak Büyü metodundan yararlanmistir!
    Topsham'h Madam Z. Nettles söyle diyor: "Büyülü sözleri bir türlü hatirlayamiyordum, iksirlerim de bir
    aile sakasi halini almisti! Simdi, bir Sipsak Büyü kursunun ardindan, partilerde ilgi merkezi ben oluyorum
    ve dostlar, Kivilcim Solüsyonumun reçetesini onlara vereyim diye bana yalvariyorlar!"
    Didsbury'den büyücü D. f. Picd söyle diyor: "Eskiden karini benim zayif büyülerime burun kivirirdi, ama
    sizin müthis Sipsak Büyü kursunuza basladiktan bir ay sonra, onu bir Tibet öküzüne çevirdim!
    Tesekkürler, Sipsak Büyü!"
    Meraka kapilan Harry, zarfin içindekilerin geri kalanini da karistirdi. Filch neden bir Sipsak Büyü istemis
    olsundu ki? Yoksa bu onun gerçek bir büyücü olmadigi anlamina mi geliyordu? Harry tam "Birinci Ders:
    Asanizi Tutmak (Bazi Faydali Ipuçlari’ni okuyordu ki, disaridan ayagini sürüyen birinin geldigini duyunca
    Filch'in döndügünü anladi. Parsömenleri zarfin içine tikan Harry, tam kapi açilirken onu gerisin geri
    masanin üstüne birakti.
    Filch zafere ulasmis görünüyordu.
    Mrs Norris'e, agzi kulaklarinda, "O kaybolan dolap son derece degerliydi!" diyordu. "Bu sefer Peeves'i
    buradan sürdürecegiz, görürsün, sekerim."
    Bakislari Harry'ye takildi, sonra da Sipsak Büyü zarfina. Harry, zarfin baslangiçtaki yerinden yarim metre
    kadar uzakta durdugunu fark etti ama, is isten geçmisti.
    Filch'in solgun yüzü tugla kirmizisina dönüstü. Harry kendini deprem dalgasi boyunda bir öfke krizine
    hazirladi. Filch aksayarak masasinin öbür ucuna gitti, zarfi aldi ve bir çekmeceye atti.
    "Aldin mi... okudun mu?" diye kekeledi.
    "Hayir," diye yalani kivirdi Harry hemen.
    Filch, bogumlari sismis ellerini ovusturuyordu.
    "Okudugunu düsünseydim, benim özel... aslinda benim oldugundan degil... bir dostun ricasi... böyle olsa
    bile... ancak..."
    Hany dehsete kapilmis, ona bakiyordu. Filch gözüne hiç bu kadar deli görünmemisti. Gözleri yerinden
    firlamisti, gevsek ve sarkik yanaklarindan birine bir tik musallat olmustu, ekose esarbin da faydasini
    göremiyordu.
    "Madem öyle... git... tek kelime söyleme... o degil ya... ama okumadinsa eger... git simdi, Peeves'in
    raporunu yazmam gerek... git..."
    Sansina hayret eden Harry odadan ok gibi firladi, koridoru geçti ve yukari çikti. Filch'in odasindan ceza
    yemeden çikmak bir tür okul rekoruydu herhalde.
    "Harry! Harry! Ise yaradi mi?"
    Neredeyse Kafasiz Nick, bir siniftan çikip kayarcasina geldi. Harry onun arkasinda büyük bir siyah ve
    altin rengi dolabin enkazini görüyordu. Çok yüksekten düsmüs gibiydi.
    Nick hevesle, "Peeves'i tam Filch'in odasinin üstünde yere çarpsin diye ikna ettim," dedi. "Dikkatini çeler
    diye düsündüm..."
    Harry sükranla, "Sen miydin o?" diye sordu. "Evet, ise yaradi, ceza bile almadim. Tesekkürler, Nick!"
    Birlikte koridorda yürümeye koyuldular. Harry, Neredeyse Kafasiz Nick'in, Sir Patrick'in ret mektubunu
    hâlâ elinde tuttugunu fark etti.
    "Keske Kafasizlar Avi konusunda senin için yapabilecegim bir sey olsa," dedi.
    Neredeyse Kafasiz Nick birden oldugu yerde durdu, Harry de dosdogru onun içinden geçti. Keske
    geçmeseydim diye düsündü. Buz gibi bir dusa girmekten farksizdi.
    Nick heyecanla, "Ama benim için yapabilecegin bir sey var," dedi. "Harry - çok fazla sey mi istemis
    olurum yoksa - ama hayir, istemezdin..."
    "Ne ama?"
    "Eh iste, bu Cadilar Bayrami benim bes yüzüncü ölüm günüm," dedi Neredeyse Kafasiz Nick, dikleserek
    ve vakur bir görünüm takinarak.
    "Ah," dedi Harry. Üzgün mü, yoksa mutlu mu görünmesi gerektiginden emin degildi. 'Tamam."
    "Genis zindanlardan birinde parti veriyorum. Ülkenin her yanindan dostlar gelecek. Sen katilabilirsen
    benim için öyle bir seref olur ki. Mr Weasley ile Miss Granger'in da basimin üstünde yeri var, tabii - ama
    siz herhalde sölene gideceksiniz." Endiseyle bekliyordu.
    "Hayir," dedi Harry hemen, "gelirim..."
    "Aziz dostum! Harry Potter benim Ölüm Günü Parti'mde. Ve," durakladi, çok heyecanli görünüyordu.
    "Sir Patrick'e beni ne kadar korkutucu ve etkileyici buldugundan söz edebilir misin acaba?"
    'Ta... tabii," dedi Harry.
    Neredeyse Kafasiz Nick, agzi kulaklarinda ona bakti.
    Harry nihayet üstünü degistirip ortak salonda onunla Ron'a katilinca, Hermione hevesle, "Bir Ölüm Günü
    Partisi, ha?" dedi. "Bahse girerim ki böyle bir partiye gittigini söyleyebilecek çok az kisi vardir - müthis
    olacak!"
    Iksir ev ödevinin yarisinda olan Ron, hirçin hirçin, "Insan niye öldügü günü kutlamak istesin ki?" diye
    sordu. "Bana çok iç karartici geliyor..."
    Yagmur, simdi mürekkep siyahi olan pencere camlarini hâlâ dövüyordu, ama içeride her sey piril pirildi,
    neseliydi. Söminenin alevleri, insanlarin oturmus okudugu, konustugu, ev ödevlerini yaptigi yumusacik
    koltuklara yansimisti. Fred ve George ise, bir Semender’e Filibuster Maytabi yedirilirse ne olacagini
    anlamaya çalisiyorlardi. Fred, cirtlak turuncu, ateste yasayan kertenkeleyi bir Sihirli Yaratiklarin Bakimi
    sinifindan çalmisti. Semender simdi, merakli insanlar yumagiyla çevrilmis olarak bir masa üzerinde için için
    yaniyordu.
    Harry tam Ron ve Hermione'ye Filch ile Sipsak Büyü kursundan söz edecekti ki, Semender birden
    havaya vinladi. Deli gibi odanin etrafinda dönenirken gürültülü kivilcimlar ve çat çut sesleri çikariyordu.
    Percy'nin Fred ve George'a sesi kisilana kadar avaz avaz bagirisi, Semender'in agzindan yagmur gibi
    yagan mandalina rengi yildizlarin görkemli gösterisi ve buna eslik eden patlamalar hem Filch'i, hem de
    Sipsak Büyü'yü Harry'nin aklindan uzaklastirdi.
    Cadilar Bayrami geldiginde, Harry, Ölüm Günü Partisi'ne gitmek için düsüncesizce söz verdigine çoktan
    pisman olmustu. Okulun geri kalani mutluluk içinde Cadilar Bayrami sölenini bekliyordu. Büyük Salon hor
    zamanki gibi canli yarasalarla donatilmisti. Hagrid'in muazzam balkabaklarinin içleri oyulmus, üç kisinin
    ,girip oturabilecegi fenerler haline getirilmislerdi. Dumbledore'un eglence olsun diye, dans eden bir iskelet
    topluluguyla anlastigi yolunda söylentiler vardi.
    Hermione bir patron edasiyla Harry'yi uyardi: "Söz sözdür, Harry ölüm Günü Partisi'ne gidecegim dedin
    bir kere."
    Böylece, saat yedide Harry, Ron ve Hermione agzina kadar dolu, altin tabaklar ve mumlarla davet edici
    bir sekilde piril piril parlayan Büyük Salon'un kapisini es geçtiler ve onun yerine zindanlara dogru
    yürüdüler.
    Neredeyse Kafasiz Nick'in partisine giden geçidin iki yanina da mumlar dizilmisti. Ama bunlar sen bir
    hava yaratmaktan çok uzak, uzun, ince, kapkara mumlardi. Hepsi parlak mavi bir alevle yaniyor ve
    çocuklarin yasayan yüzlerine bile los, hayaletimsi bir isik vurduruyordu. Harry titreyip cüppesine sikica
    sarinirken, bin tirnagin muazzam bir karatahtayi tirmalamasindan çikiyora benzeyen bir ses duydu.
    Ron, "Buna müzik mi diyorlar yoksa?" diye fisildadi. Bir köseyi döndüler ve siyah kadife perdeler asili bir
    kapida duran Neredeyse Kafasiz Nick'i gördüler.
    "Sevgili dostlarim," dedi yas tutar bir havayla, "hos geldiniz, hos geldiniz... gelebilmenize o kadar sevindim
    ki..."
    Tüylü sapkasini çikarip reverans yaparak onlari içeri aldi.
    Inanilmaz bir manzaraydi. Zindan yüzlerce inci beyazi, saydam insanla doluydu. Çogu, kalabalik dans
    pistinin etrafinda uçuyor ve kara perdeli bir platformdaki orkestranin çaldigi otuz müzikal testereden çikan
    korkunç, titrek sesle vals yapiyordu. Tepedeki avizedeki bin kara mumdan gece mavisi bir isik geliyordu.
    Soluklari önlerinde sis gibi yükseliyordu: Bir buzluga girmek gibiydi.
    Ayaklarini isitmak isteyen Harry, "Etrafa bir göz atalim mi?" diye sordu.
    Ron kaygili bir edayla, "Kimsenin içinden geçmemeye dikkat edin," dedi. Dans pistinin etrafindan
    dolastilar. Bir grup kasvetli rahibenin, zincirlerle bagli pejmürde bir adamin ve basindan ok çikan bir
    sövalyeyle konusan sen sakrak Hufflepuff hayaleti Sisman Kesis'in yanindan geçtiler. Harry hayaletlerin,
    girisi kan lekeleriyle kapli, siska, gözünü dikip bakan Slyterin hayaleti Kanli Baron'un çok uzagindan
    görünce sasirmadi.
    Hermione birden durarak, "Ah, hayir," dedi. "Geri dönün, geri dönün. Mizmiz Myrtle'la konusmak
    istemiyorum..."
    Çabucak arkaya dönüp giderlerken Harry, "Kim?" dedi.
    "Birinci kattaki kizlar tuvaletinin hayaleti, orayi mesken tutmus."
    "Bir tuvaleti mi mesken tutmus?"
    "Evet. Bir süredir bozuk, çünkü ikide bir sinir krizi geçiriyor ve orayi su bastiriyor. Ben oraya elimden
    geldigince gitmezdim zaten, o yüzünüze karsi feryat ederken tuvalete girmek acayip zor..."
    "Bak, yemek!" dedi Ron.
    Zindanin öbür tarafinda, gene siyah kadife örtülü uzun bir masa vardi. Hevesle yaklastilar, ama bir an
    sonra dehset içinde olduklari yerde kalakaldilar. Koku hayli igrençti. Güzel gümüs tabaklara büyük,
    kokmus baliklar yerlestirilmis, kömür karasi pastalar tepsilere yigilmisti; kurtlanmis koca bir tabak sakatat
    yemegi ile kürkümsü yesil bir küfle kaplanmis bir dilim peynir de vardi. Seref mevkiinde ise mezar tasi
    biçiminde, kursuni renkte muazzam bir pasta duruyordu. Üzerine katran gibi bir kremayla sunlar yazilmisti:
    Sir Nicholas de Mimsy Porpington 31 Ekim 1492'de öldü
    Harry, tostoparlak çömelmis halde masaya yaklasan bir hayaleti hayretler içinde gözledi. Hayalet,
    kokmus som baliklarindan birinin içinden geçecek sekilde agzini açmisti.
    Harry ora, "Içinden geçerken tadini alabiliyor musunuz?" diye sordu.
    Hayalet hüzünlü bir sekilde, "Hemen hemen," dedi ve kayip gitti.
    Hermione, bilmis bilmis, "Sanirini daha güçlü bir tadi olsun diye kokmaya birakmislar” dedi. Bir yandan
    da burnunu tutarak çürük saknfat yemegini görmek için üstüne egiliyordu.
    Ron, "Ilerleyelim mi?" dedi. "Midem bulandi."
    Ancak tam dönmüslerdi ki, küçük bir adam bir hamlede masanin altindan firladi ve tam karsilarinda
    havada durdu.
    Harry dikkatli bir sekilde, "Selam, Peeves," dedi. Çevrelerindeki hortlaklarin aksine, Peeves, solgun ve
    saydamin tam tersi bir kiliktaydi. Parlak turuncu bir parti sapkasi takmisti, yerinde dönen bir papyon
    kravati vardi. Genis, kötücül yüzünde de koca bir tebessüm.
    "Kuruyemis ister misiniz?" diye sordu tatli tatli, onlara bir kâse mantarli fistik uzatarak.
    "Hayir, tesekkürler," dedi Hermione.
    Peeves, gözleri fildir fildir oynayarak, "Zavalli Myrtle'dan söz ettigini duydum," dedi. "Zavalli Myrtle için
    kaba seyler söyledin." Derin bir nefes alip bögürdü. "OYY! MYRTLE!"
    Hermione, deli gibi, "Ah hayir, Peeves," diye fisildadi. "Ona neler söyledigimi söyleme, sahiden çok
    üzülür. Onu kastetmemistim zaten, ona bir itirazim yok - sey... selam, Myrtle."
    Bir kizin tiknaz hayaleti kayip gelmisti. Harry'nin gördügü en üzgün yüzü, düz saçlar ve kalin, incili
    gözlügün arkasinda yari yariya saklamisti.
    "Ne?" dedi, somurtkan bir edayla.
    Hermione sahte ve tiz bir sesle, "Nasilsin, Myrtle?" dedi. "Seni tuvalet disinda görmek ne güzel."
    Myrtle burnunu çekti.
    Peeves sinsi sinsi Myrte'in kulagina, "Miss Granger az önce senden bahsediyordu," dedi.
    Hermione gözlerinden atesler saçarak Peeves'e bakti. "Sadece sey diyordurr... sey... bu gece ne kadar
    güzel göründügünü."
    Myrtle kuskuyla Hermione'yi süzdü. Küçük, saydam gözlerine gümüsi yaslar dolarken, "Benimle alay
    ediyorsun," dedi.
    "Hayir - dogru söyüyorum - az önce Myrtle'in ne güzel göründügünü söylemedim mi?" dedi Hermione,
    Harry ile Ron'un kaburgalarini acitacak gibi dürterek.
    "Ah, evet..." "Dedi ya..."
    "Bana yalan söylemeyin," diye hiçkirdi Myrtle, simdi yaslar yüzünden asagi sel gibi akiyor, Peeves de
    omzunun üstünden bakip kikir kikir gülüyordu. "Insanlarin arkamdan benim için neler dedigini bilmiyorum
    mu saniyorsunuz? Sisko Myrtie! Çirkin Myrtle! Mutsuz, mizmiz, miyminti Myrtie!"
    Peeves kulagina, "Sivilceli'yi unuttun," dedi. Mizmiz Myrtle istirapli hiçkiriklara boguldu ve zindandan
    kaçti. Peeves de ardindan firlayarak onu küflü fistik yagmuruna tuttu. Bir yandan da bagiriyordu: "Sivilceli!
    Sivilceli!"
    "Hey Tanrim," dedi Hermione hüzünle. Neredeyse Kafasiz Nick simdi kalabaligin içinden onlara dogru
    kayiyordu. "Egleniyor musunuz?" "Ah, evet” diye yalan söylediler. "Dogrusu katilim hiç de kötü sayilmaz,"
    dedi Neredeyse Kafasiz Nick iftiharla. "Dertli Dul kalkip ta Kent'ten geldi... Eh, artik konusmami
    yapmanin vakti geldi sanirim. Gideyim de orkestrayi uyarayim..."
    Ancak orkestra tam o anda çalmayi kesti. Bir av borusu çalarken onlar ve zindandaki herkes sustu,
    heyecanla etraflarina bakinmaya koyuldular.
    Neredeyse Kafasiz Nick, aci aci, "Iste buyrun," dedi.
    Zindan duvarindan, her birinin siranda kafasiz bir binicinin bulundugu bir düzine at firlayip çikti. Hazir
    bulunanlar alkisladi. Harry de tam alkislamaya baslayacakken, Nick'in yüzündeki ifadeyi görünce hemen
    kesti.
    Atlar dörtnala dans pistinin ortasina gelip durdu, saha kalkip öne atildilar ve sakalli kafasi kolunun altinda
    olan öndeki iriyari bir hayalet boruyu çalarak asagi atladi. Kalabaligin üzerinden görebilmek için kafasini
    havaya kaldirdi (herkes güldü) ve yeniden boynunun üstüne bastirarak uzun adimlarla Neredeyse Kafasiz
    Nick'in yanina geldi.
    "Nick!" diye gürledi. "Nasilsin? Kafan hâlâ sarkip duruyor mu orda?"
    Hohhoho diye cani yürekten bir kahkaha atti ve Neredeyse Kafasiz Nick'in omzuna vurdu.
    Nick resmiyetle, "Hos geldin, Patrick," dedi.
    Patrick ise Harry, Ron ve Hermione'yi görmüstü. Çok sasirmis gibi sahte bir siçrayisla havaya
    yükselerek, "Canli canli insanlar!" dedi. Öyle siçradi ki basi yeniden düstü (kalabalik, uluya uluya
    güldü).Neredeyse Kafasiz Nick kapkara bir edayla, "Çok komik," dedi.
    Sir Patrick'in basi yerden, "Nick'e aldirmayin!" diye bagirdi. "Ava katilmasina izin vermedik diye hâlâ
    cani sikkin! Ama ne diyeyim - adama baksaniza -"
    Nick'in anlamli bir bakis attigi Harry, "Bence," dedi telasla, "Nick çok korkutucu ve... sey."
    "Ha!" diye feryat etti Sir Patrick'in basi. "Bahse girerim senden bunu söylemeni istemistir!"
    Neredeyse Kafasiz Nick, "Herkes dikkatini benim üstümde toplarsa," dedi, "konusma yapma vaktim
    geldi!" Platforma yürüyüp çikti, buz mavisi bir projektör isiginin içine girdi.
    "Benim müteveffa, matemi tutulmus lordlarim, leydilerim ve centilmenler, büyük bir üzüntüyle..."
    Ama kimse sonrasini duymadi. Sir Patrick ile Kafasizlar Avi'nin geri kalan üyeleri bir Kafa Hokeyi oyunu
    baslatmislardi, kalabalik da izlemek için dönüyordu. Neredeyse Kafasiz Nick dinleyicilerinin ilgisini
    yeniden çekmek için bosa çaba harcadi, ama Sir Patrick'in kafasi alkislar arasinda yanindan geçip gidince
    vazgeçti.
    Harry artik çok üsümüstü, üstelik de acikmisti.
    Ron, orkestra yeniden çalmaya baslayip hayaletler yeniden dans pistine çikinca, "Buna daha fazla
    dayanamayacagim," diye mirildandi, disleri takirdayarak.
    Harry ona hak verdi: "Hadi gidelim."
    Onlara bakan herkese baslariyla selam verip gülümseyerek geri geri kapiya dogru gittiler. Bir dakika
    sonra da kara mumlarla dolu geçitten telasla geçiyorlardi.
    Ron umutla, "Puding bitmemis olabilir," dedi. Önlerine düsmüs, Giris Salonu'nün merdivenlerine dogru
    gidiyordu.
    Ve Harry o zaman sesi duydu.
    "... des... parçala... öldür..."
    Ayni sesti, Lockhart’in odasinda duydugu o soguk,canice ses.
    Sendeleyerek durdu, tas duyar? tutunarak var gücüyle dinledi. Çevresine bakindi, los geçidi boydan
    boya gözden geçirdi.
    "Harry, ne olu...?"
    "Gene o ses - susun bir dakika -"
    "... öyyyle açim... öyle uzun zamandir.."
    Harry israrla, "Dinleyin!" dedi. Ron ve Hermione donup kalarak onu gözlediler.
    "... öldür... öldürme vakti..."
    Ses giderek uzaklasiyordu. Harry onun hareket edip gittiginden, yukari çiktigindan emindi. Karanlik
    tavana bakarken korku ve heyecan karisimi bir duyguya kapildi: Nasil olur da yukan çikardi? Tas
    tavanlarin etkilemedigi bir hortlak miydi?
    "Buradan," diye bagirdi ve merdivenlerden yukari, Giris Salonu'na dogru kosmaya basladi. Burada bir
    sey duymaya çalismak umutsuzdu, Büyük Salon'dan Cadilar Bayrami söleninin ugultusu yansiyordu.
    Harry mermer merdivenlerden birinci kata kostu, Ron ve Hermione arkasindan takirdiyorlardi. "Harry,
    biz neyin -" "HISST!" Harry duymaya çalisti. Uzaklardan, bir üst kattan,gittikçe hafifleyen sesi duydu: "...
    Kan kokusu aliyorum... KAN KOKUSU ALIYORUM!"
    Harry'nin midesi sikisti. "Birini öldürecek!" diye bagirdi, Ron ve Hermione'nin saskin yüzlerini görmezden
    gelerek bir sonraki merdivenin basamaklarini üçer üçer çikti, bir yandan da kendi ayak seslerinin ötesini
    dinlemeye çalisiyordu.
    Harry, pesinde hizli hizli soluk alan Ron ve Hermione ile, ikinci katin tamamini hizla dolasti ve bir köseyi
    dönüp son, issiz geçide gelene kadar durmadi.
    Ron, yüzündeki teri silerek, "Harry, neyin nesiydi bu?" diye sordu. "Ben hiçbir sey duymadim..."
    Ama Hermione birden hizla içini çekti ve koridorun asagisini isaret etti.
    "Bakin!"
    Ilerdeki duvarda bir sey parliyordu. Yavasça, karanlikta etrafi kollayarak yaklastilar. Duvarin iki pencere
    arasinda kalan kismina, koskoca harflerle, mesalelerin alevinde titresip duran bir seyler yazilmisti.
    SIRLAR ODASI AÇILDI. VARISIN DÜSMANLARI, KENDINIZI KOLLAYIN.
    "O da ne öyle - altinda asili olan ne?" dedi Ron, sesi titreyerek.
    Daha yakina gelirlerken Harry az daha kayip düsüyordu. Yerde koca bir su gölcügü vardi. Ron ve
    Hermione onu tuttu, mesaja dogru yavas yavas ilerledir. Gözlen, mesajin altindaki kara bir gölgeye
    dikilmisti.
    Üçü birden ne oldugunu ayni anda fark etti ve üçü birden bir sapirtiyla geriye siçradi.
    Hademenin kedisi Mrs Norris, mesale halkasina kuyrugundan asilmisti. Tahta gibi sertti, gözleri faltasi
    gibi açilmis bakiyordu.
    Birkaç saniye kipirdamadilar. Sonra Ron, "Gidelim burdan," dedi.
    Harry, sikintiyla, "Yardim etmeye çalismamiz gerekmez mi?" diye sordu.
    "Inan bana," dedi Ron. "Bizi burada bulmalarini istemeyiz."
    Ama çok geç kalmislardi. Uzaklardan gelen ve gök gürültüsünü andiran bir ugultu, onlara sölenin sona
    erdigini anlatti. Durduklari koridorun iki tarafindan merdivenleri çikan yüzlerce ayagin sesi ile, doymus
    insanlarin keyifli konusmalari geliyordu. Bir an sonra ise ögrenciler her iki yanindan geçide dalmislardi.
    Bütün o gevezelik, kosusturma, gürültü, öndekiler asili kediyi görünce bir anda kesildi. Harry, Ron ve
    Hermione koridorun ortasinda tek baslarina kalakalmislardi, susan ögrenciler tüyler ürpertici manzarayi
    görmek için önlerindekileri itiyorlardi.
    Derken birisi sessizligin ortasinda haykirdi.
    "Varisin düsmanlari, kendinizi kollayin! Sira sizde, Bulaniklar!"
    Draco Malfoy'du. Ite kaka kalabaligin önüne gelmislerdi, hareketsiz kedi manzarasi karsisinda siritirken
    soluk gözleri canlanmis, genelde kansiz olan yüzü kizarmisti.

  8. #8
    Durumu
    Çevrimdışı
    Camper - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üyelik tarihi
    15.Şubat.2012
    Nereden
    ███████&
    Mesajlar
    596
    Tecrübe Puanı
    508

    Standart

    teşekkürler

  9. #9
    Durumu
    Çevrimdışı
    Master of Death - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    I'm Potterhead ∞
    Üyelik tarihi
    16.Aralık.2010
    Mesajlar
    8,026
    Tecrübe Puanı
    9915

    Standart

    DOKUZUNCU BÖLÜM
    Duvardaki Yazi

    "Neler oluyor burda? Neler oluyor?"
    Besbelli Malfoy'un haykirisi üzerine olay yerine yönelen Argus Filch, kalabaligi yara yara geldi. Derken
    Mrs Norris'i gördü ve geri çekildi, dehset içinde ellerini yüzüne kapatti.
    "Kedim! Kedim! Mrs Norris'e ne oldu?" diye feryat etti.
    Ve faltasi gibi açilmis gözleri Harry'ye takildi.
    "Sen!" diye aci aci bagirdi. "Sen! Kedimi öldürdün! Onu sen öldürdün! Seni öldürecegim! Ben..."
    "Argus!"
    Dumbledore, arkasinda ögretmenlerden bazilariyla olay yerine gelmisti. Hemen Harry, Ron ve
    Hermione'nin yanindan geçerek Mrs Norris'i mesale halkasindan çözdü.
    "Benimle gel, Argus," dedi Filch'e. "Siz de Mr Potter, Mr Weasley, Miss Granger."
    Lockhart hevesle öne çikti.
    "En yakini benim odam, Müdürüm - hemen üst katta - lütfen kendinizi evinizde..."
    "Tesekkür ederim, Gilderoy," dedi Dumbledore.
    Sessiz kalabalik, geçsinler diye açildi. Heyecanlanmis görünen ve kendini önemseyen Lockhart,
    Dumbledore'un arkasindan segirtti. Profesör McGonagall ile Profesör Snape de öyle.
    Lockhart'in karanlik odasina girerlerken duvarlarda pitir pitir bir hareket sezildi. Harry, resimlerdeki
    Lockhart'lardan birkaçinin, saçlari bigudili halde sivistigini gördü. Gerçek Lockhart ise masasindaki
    mumlari yakarak geriye çekildi. Dumbledore, Mrs Norris'i cilali yüzeye yatirip muayene etmeye koyuldu.
    Harry, Ron ve Hermione birbirlerine tedirgin bakislar atarak, mum isigi havuzunun disindaki iskemlelere
    çöküp izlemeye koyuldular.
    Dumbledore'un uzun, kemerli burnunun ucu Mrs Norris'in kürkünden iki santim kesti . Yarim
    aygözlükleriyle ona yakindan bakiyor, parmaklariyla dürtüyor, yokluyordu. Profesör McGonagall da
    kedinin asagi yukari onun kadar yakinina egilmis, gözleri kisik, bakiyordu. Snape, yarisi gölgede kalmis,
    onlarin arkasinda dikiliyordu, yüzünde çok tuhaf bir ifade vardi: Sanki gülümsememek için kendini zor
    tutuyor gibiydi. Lockhart ise etraflarinda dönüp duruyor, boyuna tavsiyelerde bulunuyordu.
    "Onu öldüren kesinlikle bir lanet - herhalde Transmogrifya Iskencesi'dir. Kullanildigini birkaç kez
    gördüm, orda olmayisim ne yazik. Tam da onu kurtarabilecek karsilaneti bilirken..."
    Lockhart'in laflari, Filch'in kuru, kederli hiçkiriklariyla kesiliyordu. Filch masanin yanindaki bir iskemleye
    yigilmisti, ellerini yüzüne kapatmisti, Mrs Norris'e bakamiyordu. Harry ondan o kadar nefret ettigi halde,
    biraz olsun acimaktan kendini alamadi. Ama kendisine acidigi kadar degil, çünkü Dumbledore Filch'e
    inanirsa, onu okuldan atardi, burasi kesin.
    Simdi Dumbledore garip sözler mirildaniyor ve Mrs Norris'e asasiyla vuruyordu, ama hiçbir sey
    olmuyordu. Kedi, sanki az önce içi doldurulmus gibi görünmeyi sürdürdü.
    "... Buna çok benzer bir seyin Uagadugu'da oldugunu hatirliyorum," dedi Lockhart, "bir dizi salgin;
    hikâyenin tamami otobiyografimdedir. Kasaba halkina çesitli tilsimlar dagittim, bu da meseleyi hemen
    çözdü..."
    O konusurken duvarlardaki Lockhart fotograflari da onaylarcasina kafalarini salliyorlardi. Birisi saçindaki
    fileyi çikarmayi unutmustu.
    Sonunda Dumbledore dogruldu.
    Yumusak bir sesle, "Ölü degil, Argus," dedi.
    Engel oldugu cinayetleri sayan Lockhart birden durdu.
    "Ölü degil mi?" diye hiçkirdi Filch, parmaklarinin arasindan Mrs Norris'e bakarak. "Ama niye böyle
    kaskti ve donmus?"
    "Tas haline getirilmis," dedi Dumbledore ("Ah! Ben de öyle düsünmüstüm!" dedi Lockhart). "Ama nasil,
    bilemiyorum..."
    "Ona sor!" diye feryat etti Flich, kizarmis ve yaslarla islanmis yüzünü Harry'ye çevirerek.
    Dumbledore kesinlikle, "Hiçbir ikinci sinif ögrencisi bunu yapamaz," dedi. "Bu en ileri türden Karanlik
    Büyü..."
    Siskin yüzü mosmor hale gelen Filen, "Yapti, o yapti!" diye tükürükler saçti. "Duvara ne yazdigini gördün!
    Benim... odamda sey buldu... biliyor... benim sey oldugumu..." Filch'in yüzü korkunç bir sekle girdi.
    "Benim Kofti oldugumu biliyor."
    Harry, duvardaki Lockhart'ta dahil, herkesin ona bakiyor olmasinin verdigi rahatsizlik içinde, "Ben Mrs
    Norris'e elimi bile sürmedim!" dedi yüksek sesle. "Ve Kofti'nin ne oldugunu da bilmiyorum."
    "Palavra!" diye hirladi Filch. "Sipsak Büyü mektubumu gördü!"
    Snape, gölgelerin içinden, "Konusmama izin varsa, Müdür Bey," deyince, Harry'nin içindeki kötü bir
    seyler olacak duygusu artti. Snape'in söyleyecegi hiçbir seyin ona hayri dokunmayacagindan emindi.
    Snape, dudagi hafif bir alayci gülüsle bükülür gibi olurken, "Potter ve arkadaslari sadece yanlis zamanda
    yanlis yerde bulunmus olabilirler," dedi. "Ama burda gerçekten de süphe uyandirici kosullarla karsi
    karsiyayiz. Üst kat koridorunda ne isleri vardi? Niye Cadilar Bayrami söleninde degillerdi?"
    Harry, Ron ve Hermione hep birlikte Ölüm Günü Partisi'ni açiklamaya koyuldular: "... yüzlerce hayalet
    vardi, hepsi size orada oldugumuzu söyler..."
    Snape, kara gözleri mum isiginda parildayarak, "Peki, niye daha sonra sölene katilmadiniz?" diye sordu.
    "Niye o koridora gittiniz?"
    Ron ve Hermione, Harry'ye bakti.
    "Çünkü... çünkü..." dedi Harry, kalbi gümbür gümbür atarak. Içinden bir sey oraya bedensiz bir ses
    tarafindan götürüldügünü iddia etmenin kulaga çok abartili gelecegini söylüyordu. Baska kimsenin degil,
    bir tek onun duydugu bir ses. "Çünkü yorgunduk ve yatmak istiyorduk," dedi.
    Snape, siska yüzünde muzaffer bir tebessüm pirpir ederek, "Yemek yemeden mi?" diye sordu. "Hayalet
    partilerinde canli insanlara göre yemekler ikram edildigini sanmazdim".
    Ron yüksek sesle, "Aç degildik," dedi, tam o anda karni guruldadi.
    Snape'in pis gülüsü yüzüne yayildi.
    "Müdür Bey, bence Potter gerçegi tam olarak söylemiyor. Bize bütün hikâyeyi anlatana kadar bazi
    ayricaliklardan yoksun birakilmasi iyi bir fikir olabilir. Ben sahsen, dürüstçe konusmaya hazir olana kadar
    onun Gryffindor Quidditch takimindan çikarilmasi gerektigini saniyorum."
    Profesör McGonagall, sert sert, "Yok canim, Severus," dedi. "Çocugun Quidditch oynamasini
    engellemek için bir neden göremiyorum. Bu kedinin basina süpürgeyle vurulmamis. Potter'in yanlis bir sey
    yaptigi konusunda bir kanit yok."
    Dumbledore, Harry'ye içini okumak istermis gibibakiyordu. Piril piril açik mavi bakisi, Harry'de röntgene
    girmis duygusu uyandirdi.
    Kararli bir sekilde, "Suçlulugu kanitlanana kadar masumdur, Severus," dedi.
    Snape öfkeden deliye dönmüs gibiydi. Flitch de öyle.
    Gözleri yerinden ugrayarak, "Kedimi tasa çevrildi!" diye haykirdi. "Birine ceza verildigini görmek
    istiyorum!"
    Dumbledore sabirla, "Onu tedavi edebiliriz, Argus," dedi. "Madam Sprout kisa süre önce birtakim
    Adamotlan elde etti. Onlar normal boylarina varir varmaz, Mrs Norris'i yeniden canlandiracak bir iksir
    yaptiracagim."
    Lockhart, "Ben yaparim," diye atildi. "En az yüz kere yapmis olmaliyim. Uykumda bile yaparim Adamotu
    Iyilestirme Sivisi'ni..."
    "Pardon," dedi Snape buz gibi bir sesle, "ama sanirim bu okulun Iksir hocasi benim."
    Tuhaf bir sessizlik oldu.
    Dumbledore Harry, Ron ve Hermione'ye, "Gidebilirsiniz," dedi.
    Kosmadan ne kadar hizli gidebilirlerse o hizla uzaklastilar. Lockhart'in odasinin bir kat yukarisina
    vardiklarinda da bos bir sinifa girip kapiyi yavasça arkalarindan kapadilar. Harry, gözlerini kisarak
    arkadaslarinin kararmis yüzlerini süzdü.
    "Duydugum sesten söz etse miydim dersiniz?"
    Ron hiç tereddüt etmeden, "Hayir," dedi. "Baskahiç kimsenin duymadigi sesler duymak hayra alamet
    degildir, büyücüler dünyasinda bile."
    Ron'un sesindeki bir sey Harryi rahatsiz etti. "Bana inaniyorsun, degil mi?"
    Ron hemen, 'Tabii inaniyorum," dedi. "Ama... kabul et ki garip..."
    "Garip oldugunu biliyorum. Bastan asagi garip. Duvardaki o yazi ne demek istiyordu? Oda açildi... ne
    demek bu?"
    Ron yavas yavas, "Biliyor musun, ben sanki bunu duydum," dedi. "Sanirim birisi bir vakitler Hogwarts'ta
    bir gizli oda oldugundan söz etmisti... Bill olabilir..."
    "Ya Kofti de ne demek oluyor?" diye sordu Harry.
    Ron kis kis gülmesine zor engel olunca da, sasirdi.
    "Eh... yani aslinda komik degil ama, Filch oldugu için... Bir Kofti, büyücü ailesinde dogan, ama sihirli
    gücü olmayan kisidir. Muggle dogumlu büyücülerin tersi gibi bir sey. Ama Kofti'lere çok az rastlanir. Eger
    Filch bir Sipsak Büyü kursundan sihir ögrenmeye çalisiyorsa, evet, Kofti olmali. Bu da birçok seyi
    açiklar. Örnegin, ögrencilerden niye bu kadar nefret ettigini." Ron kendinden memnun bir sekilde
    gülümsedi. "Çekemiyor."
    Bir yerlerde bir saat çaldi.
    "Gece yarisi," dedi Harry. "Snape gelip de bize baska bir suç kondurmaya kalkismadan yatmaya gitsek
    iyi olacak."
    Birkaç gün okulda herkes sadece Mrs Norris'e yapilan saldiridan söz etti. Filch, onun saldiriya ugradigi
    yerde volta vurarak kimsenin olayi unutmamasini sagladi. Sanki saldirganin geri dönecegini düsünür
    gibiydi. Harry onu duvardaki mesaji "Mrs Skover'in Her Ise Yarayan Sihirli Kir Çikarticisi"yla silerken
    görmüstü. Ama ne fayda! Kelimeler tasin üzerinde eskicide oldugu gibi parildayip duruyordu. Filch suç
    mahallini gözaltinda tutmadigi zaman da kan çanagi gibi gözlerle koridorlarda sinsi sinsi dolasiyor, hiçbir
    seyden kuskulanmayan ögrencilerin üstüne atlayip onlari "yüksek sesle nefes almak" ve "mutlu görünmek"
    gibi nedenlerle cezalandirmaya çalisiyordu.
    Ginny Weasley, Mrs Norris'in basina gelenlerden çok rahatsiz olmustu. Ron'a bakilirsa, kedileri çok
    severdi.
    Ron ona moral vermek istercesine, "Bahse girerim ki sen Mrs Norris'i aslinda pek tanimamistin," demisti.
    "Dogru söylüyorum, onsuz hayati daha iyi." Ginny'nin dudaklari titremeye baslamisti. "Böyle seyler
    Hogwarts'ta sik sik olmaz," diye güvence verdi Ron ona. "Bunu yapan kaçigi yakalayacaklar ve hemen
    buradan uzaklastiracaklar. Umarim, okuldan atilmadan önce Filch'i de taslastiracak vakti olur. Saka
    ediyorum..." diye ekledi Ron bir acele, çünkü Ginny'nin beti benzi atmisti.
    Saldiri Hermione'yi de etkilemisti. Gerçi zamanin çogunu okumakla geçirmek Hermione için alisilmis bir
    seydi, ama simdi baska bir sey yapmaz hale gelmisti neredeyse. Harry ve Ron ona nesi oldugunu
    sorduklarinda da pek bir cevap aiamiyorlardi. Ertesi çarsamba anladilar nesi oldugunu.
    Harry Iksir dersinden geç çikti, Snape onu sinifta tutup siralardaki tüp solucanlarini kazitmisti. Çabucak
    yemek yedikten sonra kitaplikta Ron'u bulmaya gitti. O sirada Bitkibilim dersindeki Hufflepuff li çocuk
    Justin Finch Fletchiey'nin karsidan geldigini gördü. Harry tam selam vermek için agzini açmisti ki, Justin
    onu gördü, aninda geri döndü ve hizla ters yönde uzaklasti.
    Harry, Ron'u kitapligin arka tarafinda, Sihir Tarihi ev ödevini ölçerken buldu. Profesör Binns "Avrupali
    Büyücülerin Ortaçag Toplantisi" üzerine bir metrelik bir kompozisyon istemisti.
    "Inanmiyorum, hâlâ yirmi santimn kisa..." dedi Ron öfkeyle. Parsömeninin ucunu birakti, o da yeniden
    kivrilip tomar oldu. "Ve Hermione tam yüz kirk santim yazdi, üstelik de yazisi küçüktür."
    "Nerde o?" dedi Harry, metreyi alip kendi ev ödevinin tomarini açarak.
    Ron raflar arasinda bir yere isaret etti. "Oralarda bir yerde. Baska bir kitap ariyor. Bence Noel'den önce
    bütün kitapligi bitirmeye niyetli."
    Harry ona, Justin Finch Fletchley'nin nasil kendisinden kaçtigini anlatti.
    "Neden aldiriyorsun, bilmem, ben hep onun biraz salak oldugunu düsünmüsümdür." Ron bir yandan da,
    yazisini mümkün oldugu kadar büyüterek haril haril yaziyordu. "Saçmalayip duruyordu, yok Lockhart
    harikaymis da, yok bilmem ne..."
    Hermione kitap raflari arasindan ortaya çikti. Sinirli görünüyordu, ama neyse ki sonunda onlarla
    konusacak hale geldi.
    Harry ve Ron'un yanina oturarak, "Hogwarts: Bir Tarih'in bütün kopyalari disarda," dedi. "Iki haftalik da
    bir kelime listesi var. Keske benimkini evde birakmasaydim, ama bütün o Lockhart kitaplari varken
    sandiga sigdiramadim."
    "Niye istiyorsun ki?" dedi Harry. "Herkes neden istiyorsa ondan. Sirlar Odasi efsanesini okumak için."
    Harry hemen, "O da ne?" dedi. Hermione dudagini isirdi. "Iste mesele de burda ya. Hatirlayamiyorum.
    Ve hikâyeyi de baska hiçbir yerde bulamiyorum..."
    Ron saatine bakti ve çaresiz bir halde, "Hermione," dedi, "n'olur kompozisyonunu okuyayim."
    Hermione birden sertlesti. "Hayir, vermem. Bitirmek için tam on günün vardi."
    Zil çaldi. Ron ve Hermione atisa çekise öne geçip Sihir tarihi dersinin yolunu tuttular.
    Sihir Tarihi, dersi programlarindaki en ruhsuz dersti. Derse Profesör Binns de hayalet olan tek ögretmen
    giriyordu. Siniflarindaki tek heyecanli sey, sinifa karatahtada . v^esinden ibaretti. Çogu kisi çok yasli ve
    burus burus Binns'in öldügünü fark etmedigini söylerdi.
    Binns ders vermek için ayaga kalkmis, bedenini ögretmenler odasi söminesinin önündeki koltukta
    birakmisti. Günlük temposu bundan sonra da hiç mi hiç degismemisti.
    Bugün de her zamanki kadar sikiciydi. Profesör Binns notlarini açti ve eski bir elektrikli süpürge gibi
    yavan, yeknesak bir sesle okumaya basladi. Derken siniftaki hemen hemen herkes sersemlesti. Bazen bir
    isim ya da tarihi yazmalarina yetecek kadar bir süreyle kendilerine geliyor ve sonra da yeniden uykuya
    daliyorlardi. Profesör yarim saattir konusuyordu ki, daha önce hiç görülmedik bir sey oldu. Hermione elini
    kaldirdi.
    Profesör Binns, 1289 Uluslararasi Büyücüler Konvansiyonu üzerine öldüresiye kasvet verici bir nutkun
    orta yerinde kafasini kaldirip ona bakti.
    "Miss... sey..."
    "Granger, Profesör," dedi Hermione, berrak bir sesle. "Acaba bize Sirlar Odasi hakkinda bir seyler
    anlatabilir misiniz diye merak ediyordum."
    Agzi açik oturmus, pencereden disarisini seyreden Dean Thomas ziplayarak bransindan kurtuldu.
    Lavender Brown basini kollarindan kaldirdi, Neville'in dirsegi siradan kaydi.
    Profesör Binns gözlerini kirpistirdi.
    Kuru, hiriltili sesiyle, "Benim dersim Sihir Tarihi," dedi. "Ben olgularla ugrasirim, Miss Granger, mitler ve
    efsanelerle degil." Tebesir kirilir gibi küçük bir sesle bogazini temizleyip devam etti: "O yilin eylül ayinda,
    Sarclonyali büyücülerden olusan bir alt komite..."
    Kekeleyerek durdu. Hermione'nin eli gene havada sallaniyordu. "Miss Granger?" "Lütfen, efendim,
    efsanelerin temeli hep olgulardadegil midir?"
    Profesör Binns ona öyle hayietle bakiyordu ki, Harry daha önce diri ya da ölü hiçbir ögrencinin onun
    sözünü kesmediginden emin oldu.
    Profesör Binns agir agir, "Seyy," dedi, "evet sanirim böyle bir iddiada bulunulabilir." Hermione'ye, sanki
    daha önce hiçbir ögrenciyi dogru dürüst görmemis gibi bakti. "Ancak, sözünü ettiginiz efsanî son derece
    sansasyonel, hatta gülünç bir hikâye..."
    Ama simdi bütün sinif Profesör Binns'in her kelimesini can kulagiyla dinliyordu. Domus gözlerle hepsine
    bakti, hepsinin yüzü ona çevriliydi. Horry onun böylesine siradisi bir ilgi gösterisi karsisinda neye
    ugradigini sasirmasini anlayabiliyordu.
    Yavasça, "Ah, evet..." dedi. "Bir bakayim... Sirlar Odasi..."
    "Tabii, hepiniz Hogwarts'in bin yili askin süre önce -tam tarihi bilinmiyor- dönemin en büyük cadilari ve
    büyücüleri tarafindan kuruldugunu biliyordunuz. Dört okul binasina onlarin adi verildi: Godric Gryffindor,
    Helga Hufflepuff, Rowena Ravenclaw ve Salazar Slytherin. Bu satoyu birlikte yaptilar, merakli Muggle
    gözlerinden uzakta. Çünkü o çag, siradan insanlar sihirden korktugu, cadilarla büyücülerin de fazlasiyla
    cezalandirildigi bir çagdi."
    Durup, sulanmis göllerini odada gezdirdi ve devam etti: "Kurucular birkaç yil uyum içinde çalistilar, sihre
    yatkinlik gösteren gençler bulup onlari egitmek için satoya getirdiler. Ama sonra aralarinda anlasmazlik
    çikti. Slytherin ile digerler: arasindaki uçurum büyümeye basladi. Slytherin, Hogwarts'a kabul edilen
    ögrenciler konusunda daha seçici davranilmasini istiyordu. Sihir ögreniminin sadece özbeöz sihirbaz aileler
    arasinda kalmasi gerektigine inani 'ordu. Muggle anne babasi olan çocuklari almaktan hoslanmiyordu,
    çünkü onlarin güvenilir olduklarina inanmiyordu. Bir süre sonra bu konu üzerinde Slytherin ile Gryffindor
    arasinda ciddi bir tartisma patlak verdi ve Slytherin okuldan ayrildi."
    Profesör Binns yeniden duraklayarak dudaklarini büzdü, kirismis yasli bir tosbagaya benziyordu.
    "Güvenilir tarihsel kaynaklar bu kadarini söylüyor, ama bu dürüst olgular, Sirlar Odasi'nin gerçekdisi
    efsanesinin gölgesinde kaldi. Hikâyeye bakilirsa, Slytherin satoda gizli bir oda insa etmisti ve digerleri bu
    konuda hiçbir sey bilmiyordu.
    "Efsaneye göre, Slytherin, kendi hakiki vârisi okula gelene kadar baska kimse açamasin diye Sirlar
    Odasini mühürledi. Oda'nin mührünü ancak vâris açabilecek, içerdeki dehseti o disari saliverecek ve
    bununla, okulu sihir çalismaya layik olmayanlardan arindiracakti."
    O, hikâyeyi anlatmayi bitirince bir sessizlik oldu, ama bu, Profesör Binns'in siniflarini dolduran o bildik,
    uykulu sessizlik degildi. Herkeb bir seyler daha anlatir diye umarak ona bakmayi sürdürürken, havada
    tedirginlik seziliyordu. Profesör Binns biraz sinirlenmis görünüyordu.
    "Saçmaligin daniskasi, elbette," dedi. "Okul, dogal olarak, böyle bir odanin varligim kanitlamak için en
    bilgin cadilar ve büyücüler tarafindan defalarca arandi. Böyle bir oda yok. Kolay aldananlari korkutmak
    için anlatilan bir hikâye."
    Hermione'nin eli yeniden havaya kalkmisti. "Efendim - içerdeki dehset'le neyi kastediyorsunuz?"
    Profesör Binns kuru, islik gibi sesiyle, "Onun sadece Slytherin'in vârisinin kontrol edebilecegi bir tür
    canavar olduguna inaniliyor," dedi.
    Siniftaki ögrenciler birbirlerine kaygili bakislar atti. "Söylüyorum size, öyle bir sey yok," dedi Profesör
    Binns, notlarini karistirarak. "Oda da yok, canavar da." "Ama efendim," dedi Seamus Finnigan, "eger
    Oda sadece Slytherin'in vârisi tarafindan açilacaksa, baska hiç kimse de onu bulamayacak demektir, degil
    mi?"
    Profesör Binns kizgin bir tonla, "Saçmalik, O'Fla-herty," dedi. "Eger onca Hogwarts müdürü ve müdiresi
    onu bulmayi beceremediyse..."
    "Ama Profesör," dedi incecik bir sesle Parvati Patil, "onu açmak için Kara Büyü lazim herhalde..."
    "Bir büyücünün Kara Büyü kullanmamasi, kullanamadigi anlamina gelmez, Miss Pennyfeather," diye
    cevabi yapistirdi Profesör Binns. "Tekrar ediyorum, eger Dumbledore gibileri..."
    "Ama belki de Slytherin'le akraba olmak gerekiyordur," diye basladi Dean Thomas, "bu yüzden de
    Dumbledore..." Ama artik Profesör Binns'in canina yetmisti.
    "Bu kadari yeter," dedi sert bir edayla. "Bu bir mit! Böyle bir sey yok! Slytherin'in degil oda, gizli bir
    süpürge dolabi insa ettigi konusunda bile kanit yok, hem de hiç! Size böyle aptalca bir hikâye anlattigima
    pisman oldum! Mübaadenizle artik tarihe dönelim! Somut, inanilir, dogrulanabilir olgulara."
    Bes dakika içinde sinif her zamanki uyusukluguna dalip gitmisti.
    Dersin sonunda hinca hinç koridorlardan geçmeye çalisirlarken, Ron, "Salazar Slytherin'in yasli bir kaçik
    oldugunu biliyordum," dedi Harry ve Hermione'ye. Aksam yemeginden önce çantalarini birakacaklardi.
    "Ama bu safkan isini onun baslattigindan haberim yoktu. Bana para verseler onun binasinda olmam.
    Dogru söylüyorum, eger Seçmen Sapka beni Slytherin'e koymaya çalissaydi, ilk trenle dosdogru eve
    dönerdim."
    Hermione hararetle basini salladi, ama Harry bir sey söylemedi. Birden berbat bir durguyla midesi
    kasilmisti.
    Harry daha önce Ron'a da, Herrmione'ye de Seçmen Sapka'nin ciddi ciddi onu Slytherin'e koymayi
    düsündügünü söylememisti. Daha dünmüs gibi, bir yil önce
    Sapka'yi basina koydugunda kulagina konusan küçük sesi hatirliyordu.
    "Biliyor musun, büyük usta olabilirsin sen, hepsi kafanin içinde, Slytherin de büyük ustalik yolumla çok
    sey kazandirabilir sana..."
    Ama Slytherin binasinin kara büyücüler çikarma konusundaki söhretini zaten duymus olan Harry,
    umutsuzca söyle düsünmüstü: "Slytherin olmasin!" Sonra da Sapka demisti ki: "Eh, öyle istiyorsun
    madem... Gryffindor..."
    Kalabalikla sürüklenirlerken, yanlarindan Colin Creevey geçti.
    "Merhaba, Harry!"
    "Selam, Colin," dedi Harry otomatik olarak.
    "Harry, Harry - sinifimda bir çocuk diyor ki sen..."
    Ama Colin öyle küçüktü ki, onu Büyük Salon'a dogru atan insan seline karsi koyamadi. "Görüsürüz,
    Harry!" diye cikledigini duydular. Sonra da gitti.
    Hermione, "Sinifindaki çocuk senin hakkinda ne diyormus acaba?" dedi merakla.
    "Herhalde Slytherin'in vârisi oldugumu," dedi Harry, midesi daha da beter kasildi. Justin Finch
    Fletchley'nin ögle yemegi vaktinde ondan nasil kaçtigini hatirlamisti.
    Ron tiksintiyle, "Buradakiler de her seye inanir," dedi.
    Kalabalik seyreklesti, bir sonraki merdiveni rahatça çiktilar.
    Ron, "Gerçekten bir Sirlar Odasi var mi dersin?" diye sordu Hermione'ye.
    Kiz kaslarini çatti. "Bilmiyorum. Dumbledore Mrs Norris'i tedavi edemedi. Bu da aklima, ona saldiranin
    sey olmadigini getiriyor... insan..."
    O konusurken bir köseyi döndüler ve kendilerini saldirinin oldugu koridorun sonunda buldular. Durup
    baktilar. Sahne tipki o geceki gibiydi, ama artik mesale halkasindan sarkan kaskati bir kedi yoktu.
    Üzerinde "Oda açildi" yazan duvarin önünde bos bir sandalye duruyordu.
    Ron, "Filch orada nöbet tutuyor," diye mirildandi.
    Birbirlerine baktilar. Koridor bostu.
    Harry, çantasini yere koyarak, "Bir göz atmanin zarari olmaz," dedi. Dizlerinin üstünde sürünerek ipucu
    aramaya koyuldu.
    "Yanik isaretleri!" dedi. "Burda - ve burda..."
    "Gel de suna bak!" dedi Hermione. "Ne tuhaf..."
    Harry ayaga kalkip, duvardaki mesajin yanindaki pencereye gitti. Hermione en üstteki cami isaret
    ediyordu. Yirmi kadar örümcek, besbelli camdaki küçük bir çatlaktan disari çikmak için kosusturuyordu.
    Uzun, gümüsümsü bir bag, sanki hepsi disari çikma telasi içinde ona tirmanmis gibi, ip misali sarkmisti.
    Hermione hayretle, "Örümceklerin hiç böyle davrandigini gördün mü?" diye sordu.
    "Hayir," dedi Harry. "Ya sen, Ron? Ron?"
    Omzunun üstünden geriye bakti. Ron adamakilli geri çekilmis duruyordu, kosup kaçma güdüsüne karsi
    direnir gibiydi.
    "N'oldu?" diye sordu Harry.
    Ron gergin bir halde cevap verdi: "Örümceklerden... hiç... hoslanmam."
    Hermione saskinlikla Ron'a bakti. "Bundan hiç haberim yoktu. Defalarca iksirlerde örümcek kullandin..."
    Ron, pencereden baska her yere bakmaya özen göstererek, "Ölü olduklari zaman aldirmiyorum," dedi.
    "Hareket edis sekilleri hosuma gitmiyor..."
    Hermione kikirdadi.
    "Hiç de komik degil," dedi Ron, öfkeyle. "Ille de ögrenmek istiyorsan, ben üç yasindayken Fred
    oyuncak... oyuncak ayimi kocaman igrenç bir örümcege dönüstürdü. Çünkü oyuncak süpürgesini
    kirmistim. Ayina sarilirken birden bir sürü bacagi olsa senin de hosuna gitmezdi..."
    Titreyerek sustu. Hermione belli ki hâlâ gülmemeye çalisiyordu. Konuyu degistirmekte isabet olacagini
    hisseden Harry, "Yerdeki suyu hatirliyor musunuz?" dedi. "O nereden gelmisti? Biri kurulamis."
    Kendini toparlayarak birkaç adim atan Ron, "Buradaydi," dedi. Filch'in iskemlesini geçmis, eliyle isaret
    ediyordu. "Bu kapiyla ayni hizada."
    Pirinç kapi tokmagina uzandi, ama birden yanmis gibi elini geri çekti.
    "N'oldu?" dedi Harry.
    "Oraya giremeyiz. Kizlar tuvaleti."
    Ayaga kalkip onun yanina gelen Hermione, "Hadi, Ron," dedi. "Orada kimse olmaz ki. Orasi Mizmiz
    Myrtle'in yeri. Hadi gelin, bir bakalim."
    Ve "Tuvalet Bozuk" yazisina aldirmadan kapiyi açti.
    Harry'nin görüp görecegi en kasvetli, kederli tuvaletti burasi. Büyük, çatlak ve lekeli bir aynanin altinda
    bir sira çentik çentik tas lavabo vardi. Yerler islakti, samdanlarinda agir agir yanan küçücük kalmis birkaç
    mumdan gelen sönük isigi yansitiyorlardi. Tuvaletlere giden tahta kapilar pul pul kalkmisti, çizilmisti. Bir
    tanesi menteselerinden sarkiyordu.
    Hermione parmagini dudaklarina götürdü ve sondaki tuvalete dogru yürüdü. Oraya gidince, "Selam,
    Myrtle," dedi. "Nasilsin?"
    Harry ile Ron da bakmaya gittiler. Mizmiz Myrtle, tuvaletin sifonu üzerinde uçarak, çenesindeki bir
    sivilceyle oynuyordu.
    Ron ve Harry'ye kuskuyla bakarak, "Burasi kizlar tuvaleti," dedi. "Onlar kiz degil."
    "Hayir," diye durumu kabul etti Hermione. "Ben onlara sadece burasinin... himm... ne kadar güzel
    oldugunu göstermek istedim."
    Elini belli belirsiz sekilde, pis eski aynayla islak yerlere dogru salladi.
    Harry "Bir sey görüp görmedigim sor," dedi.
    "Ne fisildiyorsun sen öyle?" dedi Myrtle, ona bakarak.
    Harry çabucak, "Hiçbir sey," dedi. "Biz seyi sormak istemistik..."
    Myrtle, agladi aglayacak bir sesle, "Keske insanlar arkamdan konusmaktan vazgeçseler!" dedi. "Benim
    de duygularim var, biliyorsunuz, ölü bile olsam."
    "Myrtle, kimse seni üzmek istemiyor” dedi Hermione. "Harry sadece..."
    "Kimse beni üzmek istemiyor, ha! Buna bayildim iste!" diye bagirdi Myrtle. "Burada hayatim tam bir
    istirap içinde geçti ve simdi de insanlar gelmis, ölümümü mahvediyor!"
    Hermione hemen, "Biz sana son zamanlarda burada tuhaf bir seyler görüp görmedigini sormak
    istemistik," dedi. "Çünkü Cadilar Bayrami'nda bu tuvaletin kapisinin önünde bir kedi saldiriya ugramis."
    "O gece buralarda birini gördün mü?" dedi Harry.
    Myrtle dramatik bir edayla cevap verdi: "Dikkat etmiyordum. Peeves beni öyle üzdü ki, buraya geldim
    ve kendimi öldürmeye çalistim. Tabii o zaman da hatirladim ki ben... ben..."
    "Zaten ölüsün," dedi Ron, yardimci olmak isteyen bir edayla.
    Myrtle trajik bir hiçkirik koyuverdi, havada yükseldi, döndü ve tepesi üstü tuvalete daldi. Hepsinin üstüne
    su siçratarak gözden kayboldu. Bastirmaya çalistigi hiçkiriklarin yönünden, U kivriminin oralarda bir
    yerde durdugu anlasiliyordu.
    Harry ve Ron agizlari açik bakakaldilar. Ama Hermione bezgin bezgin omuzlarini silkti. "Dogruyu
    söylemek gerekirse, bu, Myrtle'in neseli anlarindan biriydi... Hadi, gelin."
    Harry, Myrtle'in suya bogulmus hiçkiriklarinin üstüne kapiyi henüz tam olarak çekmemisti ki, yüksek
    perdeden bir ses üçünün de yerlerinden siçramalarina yol açti.
    "RON!"
    Percy Weasley, sinif baskani rozeti piril piril, yüzünde gerçekten soka girmis bir insanin ifadesiyle,
    merdivenlerin basinda kalakalmisti.
    "Orasi kizlar tuvaleti!" dedi soluk soluga. "Sen orada ne..."
    Ron, "Söyle bir bakiyordum," diye omuzlarini silkti. "Anlarsiri ya, ipuçlari..."
    Percy, Harry'ye Mrs Weasley'yi fena halde hatirlatan bir sekilde sisti.
    "Oradan - hemen - çekil -" dedi, uzun adimlarla onlara dogru geldi. Kollarini sallayarak üçünü önüne
    katü. "Gören ne der, aldirmiyor musun? Herkes aksam yemegindeyken dönüp buraya gelmek..."
    Oldugu yerde durup gözlerinden simsekler saçarak Percy'ye bakan Ron hararetle, "Niye burda
    olmayacakmisiz?" dedi. "Dinle, o kediye parmagimi bile dokundurmadim ben!"
    Percy öfkeyle, "Ben de Ginny'ye öyle dedim," dedi. "Ama hâlâ senin okuldan atilacagini düsünüyor. Onu
    hiç bu kadar üzgün görmemistim, agla agla gözleri çikacak. Onu düsünebilirdin, bütün birinci siniflar bu is
    yüzünden gereginden fazla heyecanlandi..."
    Kulaklari kizarmaya baslayan Ron, "Senin Ginny'ye aldirdigin yok," dedi. "Sen sadece Ögrenciler
    Baskani olma sansini yitirmekten korkuyorsun."
    Percy ters ters, "Gryffindor'dan bes puan!" dedi. Bir yandan da rozetine dokunuyordu. "Umarim bu sana
    ders olur! Dedektifligi birak, yoksa anneme yazarim!”
    Dönüp gitti, onun ensesi de Ron'un kulaklari kadar kirmiziydi.
    Harry, Ron ve Hermione o gece ortak salonda Percy den mümkün oldugu kadar uzak koltuklar seçtiler.
    Ron hâlâ çok sinirliydi, Muska ev ödevinde mürekkep lekeleri birakip duruyordu. Onlan çikarmak için
    dalgin dalgin elini asasina uzatinca, asa parsömeni alevler içinde birakti. Üstünden, neredeyse ev
    ödevinden çiktigi kadar dumanlar çikan Ron, Temel Büyüler Kitabi, ikinci Sinifi pat diye kapatti.
    Hermione de, Harry'yi sasirtarak onu izledi.
    Yumusak bir sesle, sanki az önce yapmakta olduklari bir konusmayi devam ettiriyormus gibi, "Kim
    olabilir ama?" dedi. "Kim bütün Kofti'lerle anne babasi Muggle olanlarin Hogwarts'tan çikarilmasini
    isteyebilir?"
    "Düsünelim bakalim," dedi Ron, yapmacik bir hayretle. "Anne babasi Muggle olanlara pislik gözüyle
    bakan kimi taniyoruz?"
    Hermione'ye bakti. Hermione de ona, ama ikna olmus görünmüyordu.
    "Eger Malfoy'dan söz ediyorsan..."
    "Tabii ki ondan söz ediyorum! Duymadin mi ne dedi? 'Sira sizde, Bulaniklar!' Hadi canim, o oldugunu
    anlamak için pis, fare suratina bakmak yeter..."
    Hermione kuskuyla, "Slytherin'in vârisi Malfoy, ha!" dedi.
    Harry de kitaplarini kapatti. "Ailesine baksana," dedi. "Hepsi Slytherin'de okumus, bununla övünüp
    duruyor. Babasi da yeterince kötü."
    "Sirlar Odasi'nin anahtari yüzyillardir onlarda olabilir!" dedi Ron. "Babadan ogula geçiyordur..."
    Hermione ihtiyatla, "Eh," dedi. "Sanirim mümkün..."
    Harry umutsuzca, "Iyi de, nasil kanitlayacagiz?" diye sordu.
    "Bir yolu olabilir." Hermione daha da alçak sesle konusuyordu, odanin karsi tarafindaki Percy'ye bir göz
    atti. "Zor, tabii. Ve tehlikeli, çok tehlikeli. Sanirim elli tane falan okul kuralim ihlal etmek gerekecek."
    Ron sinirlenmisti. "Eger bir ay içinde falan açiklama istegi duyarsan, bize de haber verirsin, degil mi?"
    dedi.
    Hermione soguk bir edayla cevap verdi: "Peki öyleyse. Bize gereken sey, Slytherin ortak salonuna gidip
    biz oldugumuzu anlamadan Malfoy'a birkaç soru sormak."
    Ron gülerken Harry, "Ama bu imkânsiz, Hermione," dedi.
    "Hayir, degil. Bize sadece biraz Çok Özlü Iksir lazim, hepsi bu."
    "O da ne?" dedi Ron ve Harry bir agizdan.
    "Snape birkaç hafta önce sinifta sözünü etti."
    "Iksir'de Snape'i dinlemekten baska yapacak seyimiz yok mu saniyorsun?" diye mirildandi Ron.
    "Seni baska birine dönüstürüyor. Düsünün bir! Üç Slytherin'li ögrenciye dönüsebiliriz. Kimse biz
    oldugumuzu anlamaz. Malfoy da bize her seyi söyler herhalde. Orda olup duyabilsek, belki su anda bile
    Slytherin ortak salonunda bunlari söyleyip övünüyordur."
    Ron kaslarim çatti. "Bence bu Çok Özlü Iksir isinde bir bityenigi var," dedi. "Ya sonsuza kadar üç
    Slytherin'li görünümünde kalirsak?"
    Hermione sabirsizlikla elini salladi. "Bir süre sonra geçiyor. Ama reçeteyi elde etmek zor olacak. Snape
    bunun Fevkalade Muktedir îksirler diye bir kitapta oldugunu söylemisti. Kitapligin Kisitli Bölümü'nde
    olmasi gerekir."
    Kisitli Bölüm'den kitap almanin tek yolu vardi: Bir ögretmenin yazili iznini götürmeliydiniz.
    Ron, "Aslinda kitabi niye isteyecegimizi anlamak zor," dedi. "Eger iksirlerden birini yapmaya
    çalismaya-caksak..."
    "Bence," dedi Hermione, "kendimize sadece teoriyle ilgileniyormus süsü verirsek, bir sansimiz olabilir..."
    "Hadi canim, hiçbir ögretmen inanmaz buna," dedi Ron. "Basbayagi kalin kafali olmasi gerek..."

  10. #10
    Durumu
    Çevrimdışı
    Master of Death - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    I'm Potterhead ∞
    Üyelik tarihi
    16.Aralık.2010
    Mesajlar
    8,026
    Tecrübe Puanı
    9915

    Standart

    ONUNCU BÖLÜM
    Serseri Bludger

    Profesör Lockhart, cinperi felaketinden beri sinifa canli seyler getirmiyordu. Onun yerine onlara
    kitaplarindan bölümler okuyor, bazen de daha dramatik bölümleri oynatiyordu. Bu yeniden
    canlandirmalar için kendine yardimci olarak da genellikle Harry'yi seçiyordu. Harry simdiye kadar,
    kurbani oldugu Bosbogaz Lanet'ter Lc Hit-trt sayesinde kurtulan basit bir Transilvanya köylüsünü,
    kafasini üsütmüs bir Yeti'yi ve Lockhart onu .a 'ikilendiginden beri kivircik salata disinda bir sey yememis
    bir vampiri oynamak zorunda kalmisti.
    Bir sonraki Karanlik Sanatlara Karsi Savunma dersinde bu sefer de kurtadam rolü oynamak için kendini
    sinifin önüne çeke çeke çikarilmis buldu. Lockhart'in keyifi olmasini istemek için çok geçerli bir nedeni
    olmasa, bunu yapmayi reddedecekti.
    “Yüksek sesle güzel bir uluma, Harry - hah söyle -ve sonra, inanir misiniz bilmem, üstüne çullandim - iste
    böyle - yere yapistirdim -gördügünüz gibi - tek elle onu yerde tutmayi becerdim - ötekiyle de asami
    girtlagina dayadim - sonra geri kalan kuvvetimi topladim ve acayip karmasik Homorfus Büyüsü'nü yaptim
    - açmasi bir inilti çikardi - devam et, Harry - daha yüksek - bu - kürkü yok oldu - tirnaklari büzüldü - ve
    yeniden bir adama döndü. Basit ama etkin - ve bir köy daha beni sonsuza kadar, onlari her ay kurtadam
    saldirilarinin dehsetinden kurtaran kisi olarak hatirlayacak."Zil çalinca Lockhart ayaga kalkti.
    "Ödev: Wagga Wagga kurtadamini yenisim üzerine bir siir yazin! En iyi kompozisyonun sahibine Sihirli
    Ben'in imzali kopyalari!"
    Ögrenciler çikmaya basladi. Harry sinifin arkasina, Ron ve Hermione'nin onu bekledikleri yere döndü.
    "Hazir miyiz?" diye mirildandi.
    Hermione sinirli sinirli, "Herkes gidene kadar bekleyin," dedi. "Simdi."
    Elinde bir kâgit parçasini siki siki tutarak Lockhart'in masasina yaklasti. Harry ve Ron hemen
    arkasindaydi.
    "Sey... Profesör Lockhart?" diye kekeledi. "Ben kitapliktan bu... bu kitabi almak istiyordum. Sadece
    bilgi edinmek üzere okumak için." Eli hafifçe titreyerek kâgidi uzatti. "Ama mesele su ki, kitapligin Kisitli
    Bölümü'nde. Bir ögretmenin imzasina ihtiyacim var - eminim ki bu kitap sizin Gulyabanilerle Gezip
    Tozmakta, etkisini agir agir gösteren zehirler konusunda dediklerinizi anlamama yardimci olacak..."
    Lockhart, "Gulyabanilerle Gezip Tozmak ha!" dedi,
    Hermione'den notu alarak ona agzi kulaklarinda gülümsedi. "Belki de en sevdigim kitabim. Hosuna gitti
    mi?"
    "Ah, evet," dedi Hermione hevesle. "Hele sonuncu gulyabaniye çay süzgeciyle kapan kurmaniz ne kadar
    akillica..."
    "Eh, sanirim kimse benim bu yilki en iyi ögrencime biraz iltimas geçmeme karsi çikmaz” dedi Lockhart
    dostça ve devasa bir tavuskusu tüyü çikardi. Ron'un yüzündeki tiksinme ifaç esini yanlis yorumlayarak,
    "Evet," diye devam etti, “Güzel, degil mi? Genellikle kitap imzalamak için saklarin ama..."
    Kâgida koskoca, kivrimli bir imza atip Hermione'ye geri verdi.
    Hermione beceriksiz parmaklarla notu katlayip çantasina koyarken de, "Eh, Harry," dedi Lockhart.
    "Demek yarin sezonun ilk Quidditch maçi var, öyle mi? Gryffindor-Slytherin maçi sanirim. Senin yararli
    bir oyuncu oldugunu duydum. Ben de bir Arayici'ydim. Milli Takim denemelerine çagirildim ama, hayatimi
    Karanlik Güçlerin ortadan kaldirilmasina adamaya karar verdim. Gene de, eger biraz özel antrenmana
    ihtiyacin olursa, lütfen çekinmeden söyle. Ayni derecede iyi olmayan oyunculara bildiklerimi aktarmak
    beni hep memnun eder..."
    Harry'nin bogazindan ne idügü belirsiz bir ses yükseldi, sonra da Ron ve Hermione'nin arkasindan, bir
    acele, odadan çikti.
    Ucu nottaki imzayi inceleri rken, "Inanmiyorum”dedi Harry. "Hangi kitabi istedigimize bakmadi bile."
    "Beyinsiz bir rezil de ondan," dedi Ron. "Ama kime ne, istedigimizi elde ettik ya."
    Kitapliga dogru kosarcasina giderlerken, Hermione tiz bir sesle, "Beyinsiz bir rezil degil iste," dedi.
    "Bu yilki en iyi ögrencisi oldugunu söyledi diye..." Kitapligin her seyi saran sükûnetine girince seslerini
    alçaktilar.
    Kitaplik görevlisi Madam Pince zayif, sinirli bir kadindi, yeterince beslenmemis bir akbabayi andirirdi.
    "Fevkalade Muktedir iksirler mi?" diye tekrarladi kuskuyla, bir yandan da notu Hermione'nin elinden
    almaya çalisiyordu. Ama Hermione birakmiyordu.
    Soluk soluga, "Bende kalabilir diye umuyordum,"dedi.
    Ron notu onun elinden kurtarip Madam Pince'in önüne dogru iterek, "Hadi ama," dedi. "Sana baska bir
    imza aliriz. Lockhart her seyi imzalar, yeter ki imzalayabilecegi kadar bir süre sabit kalsin."
    Madam Pince, sanki sahte oldugundan endise ediyormus gibi, notu isiga tuttu. Ama not bu sinavdan
    geçti. Azametle yürüyüp yüksek raflar arasinda kaybolan Madam Pince, birkaç dakika sonra büyük ve
    küflüymüs gibi görünen bir kitabi tasiyarak geri döndü. Hermione kitabi dikkatle çantasina yerlestirdi.
    Çok hizli yürümemeye ya da suçlu görünmemeye özen göstererek kitapliktan çiktilar.
    Bes dakika sonra gene Mizmiz Mrytle'in bozuk tuvaletinde üslenmislerdi. Hermione, Ron'un
    itirazlarini,buranin akli basinda bir kimsenin gelecegi son yer oldugunu söyleyerek çürütmüstü. Yani, kendi
    kendilerine kalacaklari kesindi. Mizmiz Myrtle kendi tuvaletinde gürültüyle agliyordu, ama onlar ona
    aldirmiyordu, o da onlara.
    Hermione Fevkalade Muktedir iksirleri dikkatle açti, üçü de nemli ve benekli sayfalarin üstüne egildiler.
    Daha ilk bakista, kitabin neden Kisitli Bölüm'de oldugu belliydi. Iksirlerden bazilari, düsünmesi bile insani
    neredeyse korkutacak cinsten tüyler ürpertici sonuçlara yol açiyordu. Üstelik kitapta pek nahos çizimler
    de vardi. Içlerinden biri, içi disina çikmisa benzeyen bir adami, biri de basindan birkaç çift fazladan kol
    bacak çikmis bir cadiyi gösteriyordu.
    Hermione, üzerinde Çok Özlü iksir yazan sayfayi bulunca, heyecanla, "Iste," dedi. Baska bir insana
    dönüsmenin ortasinda olan insanlarin çizimleriyle süslüydü. Harry ressamin onlarin yüzündeki büyük aciyi
    hayal etmis olmasini gönülden diledi.
    Reçeteye bakarlarken, Hermione, "Bu gördügüm en karmasik iksir," dedi. Sonra da mirildanarak
    parmagini malzeme listesinden asagi dogru indirdi. "Zarkanatli sinekler, sülükler, hardalotu ve
    çobandegnegi. Eh, bunlar yeterince kolay, hepsi ögrenci dolabinda var, oradan alabiliriz. Ayy, bakin, iki
    boynuzlu bir atin boynuzunun tozu - bunu nereden buluruz, bilmiyorum... Yüzülmüs dogranmis kanguru
    derisi - bu da nazik bir konu - ve tebii kime dönüsmek istiyorsan ondan bir parça."
    Ron sertçe, "Pardon?" diye sordu. "Ne demek Istiyorsun yani, kime dönüsmek istiyorsan ondan bir
    parça diye? Içinde Crabbe'nin ayak tirnaklari olan hiçbir seyi içecek degilim..."
    Hermione sanki onu duymamis gibi devam etti. "Ama henüz bu konuda dertlenmemize gerek yok, çünkü
    onlari en son içine atiyoruz."
    Ron nutku tutulmus halde Harry'ye döndü, ama onun da baska sikintisi vardi.
    "Ne kadar çok sey çalmak zorunda kalacagimizin farkinda misin, Hermione? Yüzülmüs dogranmis
    kanguru derisi; bu kesinlikle ögrenci dolabinda yoktur. Ne yapacagiz yani, Snape'in özel stokundan almak
    için odasina mi girecegiz? Bilmiyorum, bu iyi bir fikir mi ama..."
    Hermione kitabi pat diye kapatti.
    "Eh, eger ikiniz ödleklik edecekseniz, mesele yok," dedi. Yanaklarinda pespembe lekeler vardi, gözleri
    de her zamankinden parlakti. "Ben kurallara karsi çikmak istemiyorum, anliyorsunuz ya. Sadece ana
    babasi Muggle olanlari tehdit etmenin, zor bir iksir kaynatmaktan çok daha kötü oldugunu düsünüyorum.
    Ama eger siz vâris Malfoy mu, degil mi ögrenmek istemiyorsaniz, simdi dosdogru Madam Pince'e gider
    ve kitabi geri.."
    Ron, "Senin bizi kurallara karsi gelmeye ikna edecegin günü görecegimi hiç sanmazdim," dedi. "Pekâlâ,
    yapiyoruz. Ama ayak tirnagi yok, tamam mi?"
    Daha mutlu görünen Hermione kitabi yeniden açarken, Harry, "Yapmak ne kadar alacak, peki?” diye
    sordu.
    "Eh, hardalotunu dolunayda toplamak gerektigine, zarkanatli sineklerin de j irini bir gün agir agir pismesi
    gerektigine göre... bir ayda hazir olur sanirim, eger bütün malzemeleri bulabilirsek."
    "Bir ay mi?" dedi Ron. "Bir ayda Malfoy okuldaki Muggle ana babalilanr yarisina saldirabilir!"
    Hermione'nin gözlerinin yeniden tehlikeli bir sekilde kisildigini görünce hemen ekledi: "Ama elimizdeki en
    iyi plan bu, öyleyse tam gaz diyorum."
    Ancak, Hermione tuvaletten çikmalari için yol açikmi diye kontrol ederken, Ron gene de Harry'ye
    fisildadi. "Eger yarin Malfoyu süpürgesinden düsürebilirsen isi çok daha sorunsuz hallederiz."
    Harry cumartesi sabahi erkenden uyandi ve bir süre yatarak o günkü Quidditch maçini düsündü.
    Sinirliydi, özellikle Gryffindor kaybederse Wood'un ne yapacagi düsüncesi onu rahatsiz ediyordu. Ama
    altinin satin alabilecegi en hizli yaris süpürgelerine binmis bir takimla karsi karsiya gelme fikri de yeterince
    sinir bozucuydu. Slytherin'i yenmeyi hiç bu kadar istememisti. Içi çalkalanarak yarim saat orada yattiktan
    sonra kalkti, giyindi ve erkenden kahvaltiya indi. Gryffindor takiminin geri kalanini orada buldu, uzun bos
    bir masada kafa kafaya vermis oturuyorlardi. Gergin görünüyorlar, pek konusmuyorlardi.
    Saat on bire gelirken, bütün okul Quidditch stadyumuna dogru yola koyuldu. Bunaltici bir gündü, havada
    firtina kokusu vardi. Harry tam soyunma odasina girerken, Ron ve Hermione kosarak ona sans dilemeye
    geldiler. Takim, parlak kirmizi Gryffindor cüppelini giydi. Sonra da Wood'un maç öncesi hep yaptigi
    moral verici konusmayi dinlemek için oturdular.
    Wood, "Siymerin'in bizimkilerden iyi süpürgeleri vAr, diye söze basladi, "bunu inkâra gerek yok. Ama
    bizin süpürgelerimizin üstünde daha iyi adamlar var. Onlardan iyi çalistik, her türlü havada uçtuk -" ("Bak
    bu dogru," diye mirildandi George Weasley. "Agustostan beri dogru dürüst kuruyamadim") "- ve onlari o
    küçük sümüklü Malfoy'u parayla takimlarina aldiklarina pisman edecegiz."
    Coskuyla gögsü kabaran Wood, Harry'ye döndü.
    "Arayici olmak için sadece zengin bir babanin yetmedigini onlara göstermek sana kaliyor, Harry. Ya o
    Snitch'i Malfoy'dan önce yakala, ya da denerken öl, Harry, çünkü bugün kazanmamiz gerekiyor,
    kazanmaliyiz"
    "Yani herhangi bir baski yok, Harry," dedi Fred, göz kirparak.
    Sahaya çikarlarken büyük bir gürültüyle karsilandilar; daha çok lehte tezahürat, çünkü Ravenclaw ve
    Hutflppuff da Slytherin'in yenilmesini çok istiyordu. Ne var ki kalabaliktaki Slytherin'ler gene de yuhalan
    ve isliklarinin duyulmasini sagladilar. Quidditch hocasi Madam Hooch, Flint ve Wood'dan el sikismalarini
    istedi. Onlar da birbirlerine tehdit edici bakislar atip, birbirlerinin elini gereginden biraz daha fazla sikarak
    bunu yaptilar.
    "Ben düdük çalinca," dedi Madam Hooch, "üç... iki... bir..."
    Kalabaligin bagirtisi onlara hiz verirken, on dört oyuncu kursuni gökyüzüne dogru yükseldi. Harry
    hepsinden yüksege uçarak Snitch'i bulmak için çevreyi taradi.
    Malfoy, süpürgesinin hizini göstermek istermis gibi ok misali onun altindan geçerken, "Keyfin yerinde mi,
    Yarali Kafa?" diye haykirdi.
    Harry'nin cevap verecek vakti yoktu. Tam o anda agir, kara bir Bludger hizla üzerine geliyordu. Öyle ucu
    ucuna kaçti ki, geçerken saçini siyirdigini hissetti.
    "Ucuz atlattin, Harry!" dedi George, sopasi elinde onun yanindan simsek gibi geçerken. Bludger'i
    Slytherin'e gerisin geri göndermeye hazirlaniyordu. Harry onun Bludger'a Adrian Pucey yönünde güçlü bir
    darbe vurdugunu gördü. Ama Bludger havada yön degistirdi ve gene, dosdogru Harry'ye geldi.
    Harry ondan kaçinmak için hemen asagi indi, George da Malfoy'a dogru hizla vurmayi basardi. Bludger
    gene bir bumerang gibi yari yolda döndü ve Harry'nin basina dogruldu.
    Harry hizini artirip simsek gibi sahanin öbür ucuna yollandi. Bludger'in, arkasindan islik çalarak geldigini
    duyabiliyordu. Neler oluyordu? Bludger'lar asla böyle bir oyuncu üzerinde yogunlasmazdi. Onlarin
    görevi,mümkün oldugu kadar çok kisiyi süpürgesinden düsürmeye çalismakti.
    Fred Weasley diger uçta Bludger'i bekliyordu. O, topa bütün kuvvetiyle vururken, Harry kafasini egdi,
    Bludger'in yönü degisti.
    Fred sevinçle, "Isini gördük!" diye bagirdi, ama yaniliyordu. Sanki miknatisla Harry'y e çekiliy örmüs gibi
    Bludger bir kez daha onun ardindan hamle etti, Harry de son sürat kaçmak zorunda kaldi.
    Yagmur baslamisti. Harry agir damlalarin yüzüne düstügünü hissediyordu, gözlügü islaniyordu. Oyunun
    geri kalaninda neler olup bittigi konusunda en ufak bir fikri yoktu. Ta ki, maçi anlatan Lee Jordan'in,
    "Slytherin sifira karsi altmis puanla önde," dedigini duyana kadar.
    Slytherin'lerin üstün süpürgeleri görevlerini yerine getiriyordu besbelli. Bu arada çilgin bludger da Harry'yi
    düsürmek için elinden geleni yapiyordu. Fred ve George simdi iki yandan onun o kadar yakinindan
    uçuyorlardi ki, Harry harman döver gibi havada savrulan kollardan baska bir sey göremiyordu. Snitch'i de
    degil yakalama, görme sansi bile elde edememisti.
    Fred, "Birisi - bu - Bludgerla - oynamis -" diye homurdanarak, sopasini var gücüyle yeniden Harry'ye bir
    saldiri düzenleyen Bludger'a savurdu.
    George, hem Wood'a isaret etmeye, hem de Bludger'm Harry'nin burnunu kirmasini önlemeye çalisirken,
    "Mola almamiz gerek," dedi.
    Anlasilan Wood mesaji almisti. Madam Hooch düdük çaldi, Harry, Fred ve George, hâlâ çilgin
    Bludgerdan kaçinarak baliklama asagi daldilar.
    Gryffindor takimi bir araya toplandi. Seyirciler arasindaki Slytherin'ler takimlari lehinde tezahürat
    yaparken, Wood, "Neler oluyor?" diye sordu. "Bizi yere yapistirdilar. Fred'le George, Bludger
    Angelina'nin sayi yapmasini önlerken siz nerelerdeydiniz?"
    George öfkeyle, "Yedi metre yukarda, öbür Bludger'in Harry'yi öldürmesini engellemeye çalisiyorduk,
    Oliver," dedi. "Biri o Bludger'a bir seyler yapmis -Harry'yi rahat birakmiyor, oyun boyunca baska
    kimseye gitmedi. Slytherin'in bununla bir ilgisi olmali."
    Wood kaygiyla, "Ama Bludger'lar son antrenmanimizdan beri Madam Hooch'un odasinda kilitli," dedi.
    "Antrenmanda da hiçbir seyleri yoktu."
    Madam Hooch onlara dogru geliyordu. Onun omzunun üstünden Harry, Slytherin takiminin yuhalayarak
    onun yönünde isaret ettiklerini görebiliyordu.
    Madam Hooch gittikçe yaklasirken, "Dinleyin" dedi Harry, "ikiniz hep benim çevremde uçtugunuz sürece
    Snitch'i ancak kolumdan içeri uçarsa yakalarim. Takimin geri kalanina dönün, birakin o serseriyle ben
    ilgileneyim."
    "Salaklik etme," dedi Fred. "Kafani koparacak."
    Wood, bir Harry'ye, bir Weasley'lere bakiyordu.
    Alicia Spinnet kizginlikla, "Oliver, bu çilginlik," dedi. "Harry'nin kendi basina o seyle basa çikmasina izin
    veremezsin. Bir sorusturma isteye...."
    "Eger simdi durursak, maçi gözden çikarmamiz gerekir!" dedi Harry. "Ve bir çilgin Bludger yüzünden
    Slytherin'e maç verecek degiliz! Hadi Oliver, onlara beni rahat birakmalarini söyle!"
    George, Wood'a hiddetle, "Bu senin suçun," dedi. "Ya Snitch'i yakala ya da denerken öl - ona böyle
    aptalca sey söylenir mi?!"
    Madam Hooch yanlarina gelmisti.
    "Oyuna devam etmeye hazir misiniz?" diye sordu Wood'a.
    Wood, Harry'nin yüzündeki kararli ifadeye bakti.
    "Tamam," dedi. "Fred, George, Harry'yi duydunuz - onu rahat birakin, Bludger'la kendisi basa çiksin."
    Yagmur simdi daha da hizli yagiyordu. Madam Hooch'un düdügü üzerine Harry yere tekmeyi basip
    yükseldi ve Bludger'in arkasinda oldugunu belli eden hisirtiyi duydu. Harry daha, daha da fazla yükseldi.
    Kavisler çizdi, helezon çizdi, dimdik daldi, zikzaklar yapti, yuvarlandi. Basi dönüyordu, ama gene de
    gözlerini iyice açik tuttu. Bludger'in vahsi bir baska dalisindan kaçinmak için, yagmur gözlük camlarini
    beneklendirir ve burun deliklerinden içeri girerken tepe üstü döndü. Kalabaligin güldügünü duyuyordu.
    Evet, çok aptal görünüyor olmaliydi, ama serseri Bludger agirdi ve onun kadar hizla yön degistiremiyordu.
    Stadyumun kenarlarinda lunaparktaki eglence trenlerini andiran bir tur baslatti. Gümüs yagmur tabakalari
    arasindan, Adrian Pucey'nin Wood'un yanindan geçmeye çalistigi Gryffindor kalesini görmeye çalisti.
    Kulaklarindaki islik sesi Harry'ye, Bludger'in onugene kil payi kaçirdigini anlatti. Dosdogru geriye dönüp
    ters yönde hizlandi.
    Harry havanin ortasinda Bludger'dan kaçmak için saçma sapan bir topaç dönüsü yapmak zorunda
    kaldigi sirada, Malfoy, "Bale egitimi mi yapiyorsun, Potter?" diye haykirdi. Harry uçup gitti, Bludger biraz
    arkasindan onu izliyordu. Harry dönüp nefretle Malfoy'a bakarken, Altin Snitch'i gördü. Malfoy'un sol
    kulaginin birkaç santim yukarismdaydi - ve Harry'ye gülmekle mesgul olan Malfoy, topu görmemisti.
    Harry endise dolu bir anda, ya Malfoy kafasini kaldirip da Snitch'i görürse diye son hizla onun yanma
    gitmeye cesaret edemedi. Havanin ortasinda asili kaldi. BUM!
    Gereginden bir saniye daha fazla hareketsiz kalmisti. Bludger sonunda onu yakaladi, dirsegine vurdu,
    Harry kolunun kirildigini hissetti. Gözleri bulanik, kolundaki kavurucu aciyla sersemlemis, yagmurdan
    sirilsiklam süpürgesinde yana dogru kaydi. Bir dizi hâlâ süpürgenin üzerinde kivrilmis duruyordu, sag kolu
    hiçbir ise yaramaz halde yandan asagi sarkiyordu. Bludger ikinci bir saldiri için süratle geldi, bu sefer
    yüzünü hedef almisti. Harry ona sasirtmaca verdi, uyusmus beynine iyice yerlesmis bir fikir vardi: Malfoy'a
    git.
    Bir yagmur ve agri bulutu arasinda, asagismdaki parildayan, pis pis gülen yüze dogru daldi ve gözlerinin
    korkudan büyüdügünü gördü. Malfoy, Harry'nin ona saldirdigini sanmisti.
    "N'oluy..." diye solugunu tuttu, Harry'nin yolundan kaçti.
    Harry saglam elini süpürgeden çekerek delice hamle etti. Parmaklarinin soguk Snitch'i kavradigini
    hissediyordu, ama simdi süpürgesini sadece bacaklariyla tutuyordu. O dosdogru yere iner, bir yandan da
    bayilmamaya çalisirken, asagidaki kalabaliktan bir haykiris yükseldi.
    Pat diye çamura vurdu, süpürgesinden yuvarlandi. Kolunun çok garip bir açisi vardi. Aciyla akli karismis
    halde, sanki çok uzaktan geliyormus gibi isliklar ve haykirislar duydu. Dikkatini saglam elindeki Snitch
    üzerinde topladi.
    "Aha," dedi belli belirsiz, "kazandik."
    Ve bayildi.
    Kendine geldiginde yüzüne yagmur vuruyordu, hâlâ sahada yatiyordu ve üzerine birisi egilmisti.
    Parildayan disler gördü.
    "Ah hayir, sen degil," diye inledi.
    Lockhart, çevrelerini sarmis kaygili Gryffindor seyircilerine, "Ne söyledigini bilmiyor," dedi. "Merak etme
    Harry, kolunu halletmek üzereyim."
    "Hayir!" dedi Harry. "Böyle kalsin, daha iyi, mersi..."
    Dogrulmaya çalisti, ama aci müthisti. Yakinlarda asina bir klik sesi duydu.
    Yüksek sesle, "Bunun fotografini istemiyorum, Colin," dedi.
    Lockhart onu teskin etti: "Sen uzan bakalim, Harry.
    Olup olacagi basit bir büyü. Sayamayacagim kadar çok kullanmisimdir."
    Harry, sikilmis disler arasindan, "Niye hastane kanadina gitmiyorum ki?" diye sordu.
    Arayicisi sakatlandigi halde siritmaktan kendini alamayan, çamurlar içindeki Wood, "Gerçekten de
    gitmesi gerek, Profesör," dedi. "Harika bir yakalayisti, Harry, cidden müthisti. En iyi yakalayisin
    diyebilirim."
    Harry, çevresindeki bacak ormani arasindan, Fred ve George Weasley'nin serseri Bludger'i bir kutuya
    koymaya çalistiklarini gördü. Hâlâ aslanlar gibi mücadele ediyordu.
    Cüppesinin yesim yesili kollarini sivayan Lockhart, "Geri çekilin," dedi.
    Harry halsiz halsiz, "Hayir - yapmayin -" diyebildi, ama Lockhart asasini fildir fildir döndürüyordu bile.
    Bir saniye sonra da Harry'nin koluna dogrultmustu.
    Harry'nin omzunda garip ve nahos bir duyum basladi, parmak uçlarina kadar her yere yayildi. Sanki
    kolunun havasi indirilmis gibiydi. Neler olduguna bakmaya cesaret edemiyordu. Gözlerini kapatmis,
    yüzünü kolundan uzaga çevirmisti. Ama çevresindekiler birden soluklarini tutup, Colin Creevey de deliler
    gibi makinesinin dügmesine basmaya baslayinca, en berbat korkularinin gerçeklestigini anladi. Kolunda
    artik aci hissetmiyordu - ama kolu da artik kol hissi vermiyordu zaten.
    "Ah," dedi Lockhart. "Evet. Eh, bu bazen olabiliyor. Ama mesele su ki, kemikler artik kirik degil. Akilda
    tutmamiz gereken bu. Hadi Harry, simdi hpis tipis hastane kanadina git bakalim - ah, Mr Weasley, Miss
    Granger, ona eslik eder misiniz? - Ve Madam Pomfrey de yapabilir - sey - seni biraz toparlayabilir."
    Harry ayaga kalkarken kendini tuhaf sekilde dengesiz hissetti. Derin bir nefes alarak sag tarafina bakti.
    Gördükleri az daha yeniden bayilmasina sebep oluyordu.
    Cüppesinin kol deliginden kalin, teri rengi bir kauçuk eldivene benzeyen bir sey sarkiyoidu. Parmaklarini
    oynatmaya çalisti. Hiçbir sey olmadi.
    Lockhart, Harry'nin kemiklerini düzeltmemisti. Onlari ortadan kaldirmisti.
    Madam Pomfrey, bu durumdan hiç memnun olmadi.
    "Dosdogru bana gelmeliydin!" diye patladi. Bir yandan da, yarim saat önce çalisan bir koldan kalan
    hüzün verici, gevsek seyi yukari kaldiriyordu. "Ben kemikleri bir saniyede düzeltirim - ama onlari yeniden
    büyütmek..."
    Harry umutsuzca, "Ama yapabilirsiniz, degil mi?" dedi.
    "Yaparim elbette, ama aci verecek," dedi Madam Pomfrey ürkütücü bir tavirla. Sonra da Harry'ye bir
    pijama atti. "Gece bufda kalman gerek..."
    Ron. onun pijamasini giymesine yardim ederken,
    Hermione de Harry'nin yatagi etrafina çekilen perdenin arkasinda bekledi. Lastik gibi, kemiksiz kolu
    pijamanin koluna sokmak hiç de kolay degildi.
    Ron, Harry'nin gevsek parmaklarini pijamanin mansetinden disari çekerken, perdenin ardindan seslendi:
    "Simdi Lockhart'i nasil koruyacaksin bakalim Hermione? Harry kemiklerinin alinmasini istese, bunu
    söylerdi."
    "Herkes hata yapabilir. Hem artik acimiyor, degil mi Harry?"
    "Hayir," dedi Harry. "Ama baska bir sey yaptigi da yok."
    O kendini yataga atarken, kolu anlamsiz biçimde çirpiniyordu.
    Hermione ve Madam Pomfrey, perdenin ardindan göründüler. Madam Pomfrey'in elinde, üzerinde
    "IskeBüy" yazan büyük bir sise vardi.
    "Zor bir gece geçireceksin” dedi. Dumanlan tüten seyi büyük bir kulpsuz bardaga doldurup ona uzatti.
    "Kemikleri yeniden büyütmek pis bir istir."
    IskeBüy içmek de öyleydi. Yutarken Harry'nin agzini ve bogazini yakti, onu öksürttü, tiksirtti. Hâlâ
    tehlikeli sporlar ve isinin ehli olmayan hocalar hakkinda söylenip duran Madam Pomfrey gitti, Ron ve
    Hermione'yi, Harry'nin biraz su içmesine yardimci olsunlar diye birakti.
    Ron, yüzünde bir siritis belirirken, "Kazandik ya, ona bak," dedi. "Ne biçim yakaladin ama. Malfoy’un
    yüzü... öldürmeye hazir görünüyordu!"
    Hermione karanlik bir edayla, "O Bludger'i nasil öyle ayarladigini merak ediyorum," dedi.
    Harry yastiga kendini birakti. "Bunu da Çok Özlü Iksir içince ona soracagimiz sorular listesine dahil
    edebilirsin. Umarim tadi bundan iyidir."
    "Içinde Slytherin'lerden parçalar oldugu halde mi?" dedi Ron. "Saka ediyor olmalisin."
    Hastane kanadinin kapisi o anda ardina kadar açildi. Les gibi ve sirilsiklam Gryffindor takimi, Harry'yi
    ziyarete gelmisti.
    "inanilmaz bir uçustu, Harry," dedi George. "Az önce Marcus Flint'in Malfoy'a avaz avaz bagirdigini
    duydum. Snitch basinin üstündeyken farkina varmamak hakkinda bir seyler iste. Malfoy hiç de hayatindan
    memnun görünmüyordu."
    Yanlarinda pastalar, tatlilar ve siseler dolusu balkabagi suyu getirmislerdi. Harry'nin yataginin etrafinda
    toplandilar ve tam umut verici bir parti baslamak üzereydi ki. Madam Pomfrey firtina bulutu gibi gelip
    bagirdi. "Bu çocugun istirahata ihtiyaci var, otuz üç kemik büyütecek! Disari! DISARI DEDIM!"
    Ve Harry, gevsek kolundaki biçak saplanmis gibi sancilardan dikkatini çekecek hiçbir sey olmaksizin,
    tek basma kaldi.
    Saatler sonra zifiri karanlikta birden uyandi ve küçük bir istirap çigligi atti. Kolu simdi sanki büyük
    kiymiklarla doluymus gibiydi. Bir saniye onu uyandiranin bu oldugunu düsündü. Sonra dehsetle, birinin
    karanlikta süngerle alnini sildigini fark etti.
    "Çekil surdan!" diye yüksek sesle bagirdi önce. Sonra da "Dobby!" dedi.
    Ev cininin yerinden ugramis, tenis topu büyüklügünde gözleri karanlikta Harry'ye bakiyordu. Uzun, sivri
    burnundan asagi tek bir gözyasi süzülüyordu.
    Bedbaht bir ifadeyle, "Harry Potter okula döndü," diye fisildadi. "Oysa Dobby, Harry Potter'i uyardi da
    uyardi. Ah efendim, niye Dobby'ye kulak asmadiniz? Harry Potter neden treni kaçirinca eve dönmedi?"
    Harry yastigina yaslanip dogrularak Dobby'nin süngerini itti.
    "Burada ne yapiyorsun?" dedi. 'Treni kaçirdigimi nereden biliyorsun?"
    Dobby'nin dudagi titredi, Harry de birden kuskuya kapildi.
    Yavas yavas, "Sendin!" dedi. "Bölümün bizi geçirmesini sen engelledin!"
    Basini hizla sallayan, kulaklari lap lap vuran Dobby, "Evet efendim, gerçekten öyle," dedi. "Dobby
    saklanip Harry Potter'i gözledi Ve kapiyi mühürledi ve Dobby'nin daha sonra ellerini ürülemesi gerekti -"
    Harry'ye on uzun, bandajli parmak gösterdi, "- ama Dobby aldirmadi, efendim, çünkü Harry Potter'in
    emniyette oldugunu düsünüyordu. Ve Dobby, Harry Potter'in okula baska bir sekilde gidebilecegini asla
    düsünmedi!"
    Öne arkaya besik gibi gidip gelerek, çirkin kafasini salliyordu.
    "Dobby, Harry Potter'in yeri den Hogwarts'a döndügünü duyunca öyle altüst oldu ki, efendisinin
    yemegini yakti! Dobby hiç öyle dayak yememistir, efendim..."
    Harry yeniden kendini yastiklarin arasina birakti.
    Büyük bir öfkeyle, "Az daha Ron'la beni okuldan attiriyordun," dedi. "Bu kemikler yerine gelmeden
    kaybolsan iyi olur, Dobby, yoksa girtlagini sikarim."
    Dobby halsiz halsiz gülümsedi.
    "Dobby ölüm tehditlerine aliskir. efendim. Dobby evde onlardan günde bes tane aliyor."
    Burnunu, üzerine giydigi pis yastik kilifinin bir kösesine silerken öyle acinacak bir hali vardi ki, Harry her
    seye ragmen hirsinin geçtigini hissetti.
    Merakla, "Niye bu seyi giyiyorsun, Dobby?" diye sordu.
    "Bunu mu, efendim?" dedi Dobby, yastik kilifim çekistirerek. "Bu, ev cininin köleliginin isaretidir, efendim.
    Dobby ancak efendileri ona giyecek seylar verirse serbest kalir, efendim. Aile Dobby'ye bir çorap bile
    vermemeye dikkat ediyor, efendim, yoksa evi sonsuza kadar terk etmekte özgür kalir."
    Dobby kocaman gözlerini kilifiyla sildi ve birden, "Harry Potter mutlaka eve gitmeli!" dedi. "Dobby
    sanmisti ki, kendi Bludger'i bu ise yeter..."
    "Senin Bludger'in mi?" dedi Harry, öfkesi gene dalga dalga yükselerek. "Ne demek yani senin Bludgerin?
    O Bludger'in beni öldürmeye çalismasini sen mi sagladin?"
    Dobby dehsete kapildi. "Sizi öldürmek degil, efendim, asla sizi öldürmek degil! Dobby, Harry Potter'in
    hayatini kurtarmak istiyor! Burada kalacagina ciddi sekilde yaralanmis olarak eve gönderilsin, daha iyi,
    efendim! Dobby sadece Harry Potter'in eve gidecek kadar sakatlanmasini istedi!"
    Harry kizgin kizgin, "Ya, hepsi bu mu?" dedi. "Benim eve parçalar halinde gönderilmemi neden istedigini
    söylemeyeceksin herhalde?"
    "Ah, Harry Potter bir bilseydi!" Dobby inledi, paramparça yastik kilifina daha da fazla yas döktü. "Bizim,
    ayaktakiminin, kölelerin, sihir dünyasinin tortularinin gözündeki anlamini bir bilse! Dobby, Adi Anilmamasi
    Gereken Kisi gücünün zirvesindeyken durumun nasil oldugunu hatirliyor, efendim! Biz ev cinlerine hasarat
    muamelesi ediliyordu, efendim! Gerçi Dobby'ye gene ediliyor ya, efendim..." diye durumunu kabul etti,
    yüzünü yastik kilifiyla kurulayarak. "Ama efendim, benim türümdekilerin çogunun kosullari, siz Adi
    Anilmamasi Gereken Kisi'ye karsi zafer kazandiginizdan beri iyilesti. Harry Potter hayatta kaldi, Karanlik
    Lord'un gücü kirildi ve yeni bir safak dogdu, efendim; ve Harry Potter karanlik günlerin asla sona
    ermeyecegini düsünenlerimiz için bir umut isigi gibi parladi, efendim... Ve simdi Hogwarts'ta korkunç
    seyler olmak üzere, belki de simdiden oluyor ve Dobby, Harry Potter'in burada kalmasina izin veremez,
    çünkü tarih kendini tekrarliyor, madem Sirlar Odasi bir kez daha açildi..."
    Dobby donup kaldi, korkudan nutku tutulmustu, sonra Harry'nin yataginin yanindaki komodinde duran
    su sürahisini yakaladigi gibi kendi kafasina vurdu ve gözden kayboldu. Bir saniye sonra, gözler sasi, "Kötü
    Dobby, çok kötü Dobby..." diye mirildanarak yeniden yataga dogru süründü.
    Harry, "Demek sahiden bir Sirlar Odasi var," diye fisildadi. "Ve - daha önce açildi mi demistin? Anlat
    bana, Dobby!"
    Dobby'nin eli su sürahisine dogru yavas yavas ilerlerken, cinin kemikli bilegini yakaladi. "Ama ben
    Muggle ana babadan dogmadim - ben nasil Oda'nin tehdidi altinda olabilirim ki?"
    "Ah efendim, zavalli Dobby'ye daha fazlasini sormayin, sormayin," diye inledi cin, gözleri karanlikta
    kocaman görünüyordu. "Burada karanlik isler planlaniyor, ama onlar oldugu zaman Harry Potter burada
    olmamali. Eve gidin, Harry Potter. Eve gidin. Harry Potter bu ise karismamali, efendim, çok tehlikeli..."
    Harry, Dobby'nin kendi kendisine gene su sürahisiyle vurmasini engellemek için bilegini siki siki tutarak,
    "Kim, Dobby?" diye sordu. "Kim açti? Geçen sefer kim açmisti?"
    "Dobby söyleyemez, efendim. Dobby söyleyemez, Dobby söylememeli!" diye ciyakladi cin. "Eve gidin,
    Harry Potter, eve gidin!"
    Harry hiddetle, "Hiçbir yere gitmiyorum!" dedi. "En iyi arkadaslarimdan biri Muggle ana babadan dogma,
    eger Oda sahiden açildiysa ilk sirada o yer alacak..."
    Dobby bir tür sefil cosku içinde, "Harry Potter arkadaslari için kendi hayatini tehlikeye atiyor!" diye
    inledi. "Ne kadar soylu bir sey! Ne kadar yigitçe! Ama o kendini kurtarmali, evet, Harry Potter asla..."
    Dobby birden donup kaldi, yarasa kulaklari titresiyordu. Harry de duymustu. Disaridaki geçitten asagi
    dogru ayak sesleri geliyordu.
    Cin, dehset içinde, "Dobby gitmeli!" diye soludu, sonra gürültülü bir çatlama sesi duyuldu, Harry'nin
    yumrugu simdi bos havayi tutuyordu. Ayak sesleri yaklasirken yataga yata, gözlerini hastane kanadinin
    karardik kapisina dikti.
    Bir an sonra Dumbledore sirtinda uzun, yünlü ropdösambr ve gece takkesiyle geri geri yatakhaneye
    giriyordu. Heykele benzeyen bir seyin bir ucunu tutuyordu. Bir saniye sonra, ayaklarini tasiyan Profesör
    McGonagall da göründü. Birlikte onu bir yataga attilar.
    Dumbledore, "Madam Pomfrey'i bul," diye fisildadi ve Profesör McGonagall, Harry'nin yataginin
    ayakucundan hizla geçip gözden kayboldu. Harry kipirdamadan yatarak, kendine uyur süsü verdi. Telasli
    sesler duyuyordu, derken Profesör McGonagall, hemen arkasinda geceliginin üstüne bir hirka giymis
    Madam Pomfreyle birlikte göründü. Harry, onun solugunu hizla içine çektigini duydu.
    Madam Pomfrey, yataktaki heykelin üzerine egilerek Dumbledore'a, "Ne oldu?" dedi fisiltiyla.
    "Bir saldiri daha. Minerva onu merdivenlerde bulmus."
    Profesör McGonagall, "Yaninda bir salkim üzüm vardi," dedi. "Saniriz Harry'yi ziyaret etmek için gizlice
    buraya girmeye çalisiyordu."
    Harry'nin midesi fena halde kasildi. Agir agir ve dikkatle, yataktaki heykele bakabilmek için kendini
    birkaç santim yükseltti. Heykelin bos bos bakan yüzüne ay isigi vurdu.
    Colin Creevey'ydi. Gözleri faltasi gibi açilmisti, elleri fotograf makinesini önünde tutarken kasilip kalmisti.
    "Taslasmis mi?" diye fisildadi Madam Pomfrey.
    Profesör McGonagall, "Evet," dedi. "Ama düsündükçe titriyorum... Ya Albus sicak kakao almak için
    asagi inmeseydi, kim bilir neler..."
    Üçü de Colin'e bakti. Sonra Dumbledore egildi ve Colin'in kaskati ellerinden fotograf makinesini aldi.
    Profesör McGonagall hevesle, "Sence saldirganinin bir resmini çekmeyi basarmis midir?" diye sordu.
    Dumbledore cevrp vermedi. Fotograf makinesinin arkasini açti.
    "Aman Tanrim!" dedi Madam Pomfrey.
    Makineden tislayarak buhar fiskirdi. Yanmis plastigin keskin kokusu, üç yatak ötedeki Harry'ye kadar
    geldi.
    Madam Pomfrey hayretle, "Erimis," dedi. "Hepsi erimis..."
    "Bu ne demek oluyor, Albus?" diye sordu Profesör McGonagall telasla.
    "Su demek oluyor ki," dedi Dumbledore, "Sirlar Odasi gerçekten bir kez daha açilmis."
    Madam Pomfrey elini agzina götürdü. Profesör McGonagall ise Dumbledore'a bakakaldi.
    "Ama Albus... yani... kim?"
    "Mesele kim oldugunda degil," dedi Dumbledore, gözleri Colin'in üstünde. "Mesele, nasil oldugunda..."
    Harry, Profesör McGonagall'in yüzünü görebildigi kadariyla, onun da kendisinden fazla bir sey anlamadigini gördü.

+ Konuya Cevap Yaz

Konu Bilgileri

Bu Konuya Gözatan Kullanıcılar

Şu anda 1 kullanıcı bu konuyu görüntülüyor. (0 kayıtlı ve 1 misafir)

Bookmarks

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Mesaj Yazma Yetkiniz Var
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok
  •  
kitap sözleri aöf soruları bitkisel tedavi çorlu haber ergene haber çorlu emlak susurluk haber radyo dinle film izle